SemanticQuran

Ayetler

Temizle
Toplam sonuç: 6236

Fecr 89:28

Cüz: 30 | Sayfa: 593
Ahiret
#cennet #rab
اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ
İrcii ila rabbiki radıyeten mardıyyeh.
Mustafa İslamoğlu
Rabbine, O'ndan memnun olmuş ve O'nu razı etmiş olarak dön!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen dön o rabbına hem radıye olarak hem merdıyye de
Diyanet İşleri
"Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!"
Mehmet Okuyan
Sen (Allah'tan) memnun, (Allah da) senden razı olarak Rabbine dön!
Suat Yıldırım
(27-30) Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
dön Rabbine, sen O'ndan O senden hoşnut olarak!
Muhammed Esed
"Rabbine O'ndan hoşnut kalmış ve (O'nu) hoşnut etmiş olarak dön,
Yaşar Nuri Öztürk
Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak!
Süleymaniye Vakfı
Sen ondan razı, o da senden razı olarak Rabbine dön![1]
Süleyman Ateş
Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön!

Fecr 89:29

Cüz: 30 | Sayfa: 593
Ahiret
#cennet #rab
فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ
Fedhuli fi ibadi.
Mustafa İslamoğlu
Bunu (başarman) halinde gir (sadık) kullarımın arasına,
Elmalılı Hamdi Yazır
Gir kullarım içine
Diyanet İşleri
"(İyi) kullarımın arasına gir."
Mehmet Okuyan
(İyi) kullarım(ın) arasına katıl
Suat Yıldırım
(27-30) Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gir kullarımın içine!
Muhammed Esed
gir, öyleyse Benim (öteki sadık) kullarımla birlikte,
Yaşar Nuri Öztürk
Gir kullarımın arasına!
Süleymaniye Vakfı
(İyi) kullarıma katıl[1]
Süleyman Ateş
(İyi) Kullarım arasına gir!

Fecr 89:30

Cüz: 30 | Sayfa: 593
Ahiret
#cennet #rab
وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي
Vedhuli cenneti.
Mustafa İslamoğlu
ve gir cennetime!
Elmalılı Hamdi Yazır
Gir Cennetime
Diyanet İşleri
"Cennetime gir."
Mehmet Okuyan
Cennetime gir![1]
Suat Yıldırım
(27-30) Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gir cennetime!
Muhammed Esed
gir cennetime!"
Yaşar Nuri Öztürk
Gir cennetime!
Süleymaniye Vakfı
ve Cennetime gir![1]
Süleyman Ateş
Cennetime gir!

Beled 90:1

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#yaratılış #inkar
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
La uksimu bi hazel beled.
Mustafa İslamoğlu
Ötesi yok, işte Ben yemin ediyorum bu beldeye,
Elmalılı Hamdi Yazır
Yo... Kasem ederim bu beldeye
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Hayır bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim.
Suat Yıldırım
Hayır! Gerçek, kafirlerin dediği gibi değil. Bu şanlı belde hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yo... yemin ederim bu beldeye!
Muhammed Esed
Ben bu beldeyi tanıklığa çağırırım,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir!
Süleymaniye Vakfı
Hayır, bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim,[1]
Süleyman Ateş
Yoo, and içerim bu kente,

Beled 90:2

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#yaratılış
وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
Ve ente hıllun bi hazel beled.
Mustafa İslamoğlu
-ki sen de bu beldenin (şerefli) bir sakinisin-
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen hıll iken bu beldede
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Ki sen bu şehirde oturmaktasın.
Suat Yıldırım
Senin bu beldeye girişin hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sen bu beldede oturmaktayken.
Muhammed Esed
senin serbestçe yaşadığın bu beldeyi,
Yaşar Nuri Öztürk
Sen bu kente mahremsin/bu kente gireceksin.
Süleymaniye Vakfı
(şimdi) sen bu şehirde güvende olmasan bile![1]
Süleyman Ateş
Ki sen bu şehire girmekte (burada yaşamakta)sın.

Beled 90:3

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#yaratılış
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ
Ve validin ve ma veled.
Mustafa İslamoğlu
ve babaya ve oğula:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir validle veledine ki
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Babaya ve çocuğa (da yemin ederim).
Suat Yıldırım
Hem o değerli baba, hem o değerli evladının hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve baba ile çocuğuna ki,
Muhammed Esed
ve (tanıklığa çağırırım) anne babayı ve çocukları:
Yaşar Nuri Öztürk
Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,
Süleymaniye Vakfı
Çocuk sahibi olana[1] ve çocuğuna da yemin olsun ki[2]
Süleyman Ateş
Ve (and içerim) doğurucuya ve doğurduğuna ki,

Beled 90:4

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#yaratılış #imtihan
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ي كَبَدٍۜ
Lekad halaknel insane fi kebed.
Mustafa İslamoğlu
Hakikaten Biz insanoğlunu farklı meşakkatlere dayanıklı yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hakikaten biz insanı bir meşakkat içinde yarattık
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz insanı zorluklar konusunda (dayanıklı) yarattık.
Suat Yıldırım
Biz insanı, imtihan ve çile yüklü bir hayata gönderdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
gerçekten Biz insanı bir sıkıntı içinde yarattık.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan (ile yüklü bir hayat)a gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
Süleymaniye Vakfı
kesinlikle biz insanı zorluklara katlanacak güçte yarattık.[1]
Süleyman Ateş
Biz insanı zorluk arasında yarattık.

Beled 90:5

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#yaratılış
اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ
E yahsebu en len yakdira aleyhi ehad.
Mustafa İslamoğlu
Ne yani, şimdi insan kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğinimi sanıyor?
Elmalılı Hamdi Yazır
O kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
Diyanet İşleri
İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
Mehmet Okuyan
(O insan) kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
Suat Yıldırım
O insan kendi üzerinde kimsenin güç sahibi olmadığını mı sanır?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
Muhammed Esed
İnsan, kimsenin kendi üzerinde güç sahibi olmadığını mı zannediyor?
Yaşar Nuri Öztürk
O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!
Süleymaniye Vakfı
(Böyle yarattık diye) o, kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor![1]
Süleyman Ateş
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

Beled 90:6

Cüz: 30 | Sayfa: 593
يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ
Yekulu ehlektu malen lubeda.
Mustafa İslamoğlu
(Dahası) "Ben (bu konuma gelmek için) kucak dolusu servet harcadım" mı diyor?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ben yığın yığın mal telef ettim diyor
Diyanet İşleri
"Yığınla mal harcadım" diyor.
Mehmet Okuyan
(Övünerek) "Pek çok mal harcadım." diyor.
Suat Yıldırım
"Ben yığınla servet tükettim." diye övünüp durur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O: "Ben yığın yığın mal telef ettim." diyor.
Muhammed Esed
Övünüp duruyor: "Ben, yığınla servet tükettim!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Yığınlarla mal telef ettim!" diyor.
Süleymaniye Vakfı
"Yığın yığın mal tükettim!"[1] diyor.
Süleyman Ateş
(Gösteriş ve övünme için) "Ben birçok mal telef ettim" diyor.

Beled 90:7

Cüz: 30 | Sayfa: 593
اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ
E yahsebu en lem yerahu ehad.
Mustafa İslamoğlu
Yoksa o, kimsenin kendisini görmediğinimi zannediyor?
Elmalılı Hamdi Yazır
Onu bir gören olmadı mı zann ediyor?
Diyanet İşleri
Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor?
Mehmet Okuyan
Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor!
Suat Yıldırım
Kendisini gören olmadığını mı sanır?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu bir gören olmadı mı sanıyor?
Muhammed Esed
Peki, kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
Süleymaniye Vakfı
Kimsenin onu görmediğini mi sanıyor![1]
Süleyman Ateş
Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?

Beled 90:8

Cüz: 30 | Sayfa: 594
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ
E lem nec'al lehu ayneyn.
Mustafa İslamoğlu
Ona iki göz vermedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Vermedik mi biz ona iki göz
Diyanet İşleri
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Mehmet Okuyan
(8, 9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?
Suat Yıldırım
Biz ona görmesi için gözler,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Vermedik mi Biz ona iki göz?
Muhammed Esed
Biz ona iki göz vermedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Biz ona vermedik mi iki göz,
Süleymaniye Vakfı
Ona iki göz vermedik mi?
Süleyman Ateş
Biz ona vermedik mi: İki göz

Beled 90:9

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ
Ve lisanen ve şefeteyn.
Mustafa İslamoğlu
Dahası bir dil ve bir çift dudak?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir dil ve iki dudak;
Diyanet İşleri
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Mehmet Okuyan
(8, 9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?
Suat Yıldırım
Gönlüne tercüman olacak dil ve dudaklar, vermedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir dil ve iki dudak?
Muhammed Esed
Bir dil ve bir çift dudak,
Yaşar Nuri Öztürk
Bir dil, iki dudak?
Süleymaniye Vakfı
Bir dil ile iki de dudak?[1]
Süleyman Ateş
Bir dil, iki dudak?

Beled 90:10

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ
Ve hedeynahun necdeyn.
Mustafa İslamoğlu
Ve ona (iyilik ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
İki de tepe gösterdik
Diyanet İşleri
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Mehmet Okuyan
Ona iki yolu da gösterdik.
Suat Yıldırım
Ona hayır ve şer yollarını göstermedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ona iki de tepe gösterdik.
Muhammed Esed
ve ona (kötülüğün ve iyiliğin) iki yolunu da göstermedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Kılavuzladık onu iki tepeye.
Süleymaniye Vakfı
Ona (biri hak biri batıl olan) iki yolu da gösterdik.[1]
Süleyman Ateş
Ona iki tepeyi (anasının iki memesini emmenin veya hayır ve şerrin yolunu) gösterdik.

Beled 90:11

Cüz: 30 | Sayfa: 594
Ahiret
#cennet
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ
Fe laktehamel akabete.
Mustafa İslamoğlu
Fakat o, (ucunda cennet olan) sarp yokuşu tırmanmak için hiçbir bedel ödemedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat o göğüs veremedi o (akabeye) sarp yokuşa
Diyanet İşleri
Fakat o, sarp yokuşa atılmadı.
Mehmet Okuyan
(Fakat) o, sarp yokuşu (aşmayı) göze almadı.
Suat Yıldırım
Fakat o sarp yokuşu aşmaya çalışmadı. (Böyle yaparak verilen nimetlerin şükrünü eda etmedi.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat o sarp yokuşa göğüs veremedi.
Muhammed Esed
Ama o, sarp yokuşa tırmanmayı denemedi...
Yaşar Nuri Öztürk
Akabeye, sarp yokuşa atılamadı o.
Süleymaniye Vakfı
Ama o, sarp yokuşu göze almadı.
Süleyman Ateş
Fakat o, sarp yokuşa atılamadı.

Beled 90:12

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ
Ve ma edrake mel akabeh.
Mustafa İslamoğlu
Bilir misin nedir o sarp yokuş?
Elmalılı Hamdi Yazır
Bildin mi o sarp yokuş ne?
Diyanet İşleri
Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?
Mehmet Okuyan
O ‘sarp yokuş'un ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Sarp yokuş, bilir misin nedir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bildin mi, nedir o sarp yokuş?
Muhammed Esed
Bilir misin nedir o sarp yokuş?
Yaşar Nuri Öztürk
Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?
Süleymaniye Vakfı
Sarp yokuşun ne olduğunu sana kim bildirebilir?
Süleyman Ateş
Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin?

Beled 90:13

Cüz: 30 | Sayfa: 594
فَكُّ رَقَبَةٍۙ
Fekku rekabetin.
Mustafa İslamoğlu
Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
(Fekki rakabe) esir bir boyun kurtarmak
Diyanet İşleri
O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek)tir.
Mehmet Okuyan
(Sarp yokuş); köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktur.
Suat Yıldırım
Sarp yokuş: Bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Esir bir boyun kurtarmak (bir köle azad etmek)
Muhammed Esed
(O,) boynunu (günah zincirinden) kurtarmaktır;
Yaşar Nuri Öztürk
Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.
Süleymaniye Vakfı
O, boyunduruk altında olan birini kurtarmaktır.
Süleyman Ateş
Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek,

Beled 90:14

Cüz: 30 | Sayfa: 594
#yetim
اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ
Ev ıt'amun fi yevmin zi mesgabeh.
Mustafa İslamoğlu
veya açlık gününde (muhtaçları) doyurmaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Veya salgın bir açlık gününde yemek yedirmek
Diyanet İşleri
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
Suat Yıldırım
Kıtlık zamanında yemek yedirmektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ya da salgın bir açlık gününde yemek yedirmektir.
Muhammed Esed
yahut (kendi) aç iken (başkasını) doyurmaktır,
Yaşar Nuri Öztürk
Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,
Süleymaniye Vakfı
Veya kıtlık gününde yedirmektir,
Süleyman Ateş
Yahut açlık gününde doyurmaktır:

Beled 90:15

Cüz: 30 | Sayfa: 594
#yetim #rab
يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ
Yetimen za makrabeh.
Mustafa İslamoğlu
(mesela) yakını olan bir yetimi,
Elmalılı Hamdi Yazır
Yakınlığı olan bir yetime
Diyanet İşleri
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
Suat Yıldırım
Yakınlığı olan bir yetimi,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yakınlığı olan bir yetime
Muhammed Esed
yakını olan bir yetimi,
Yaşar Nuri Öztürk
Yakındaki bir yetimi,
Süleymaniye Vakfı
yakınlarından bir yetimi[1]
Süleyman Ateş
Akraba olan yetimi,

Beled 90:16

Cüz: 30 | Sayfa: 594
#yetim
اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ
Ev miskinen za metrabeh.
Mustafa İslamoğlu
ya da evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü...
Elmalılı Hamdi Yazır
Veya toprak döşenen bir miskine
Diyanet İşleri
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
Suat Yıldırım
Ya da yeri yatak, (göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
veya toprak döşenen (hiçbir varlığı olmayan) bir yoksula...
Muhammed Esed
yahut toprağa uzanıp kalmış olan (yabancı) bir yoksulu,
Yaşar Nuri Öztürk
Yahut ezilmiş, boynu bükük bir yoksulu.
Süleymaniye Vakfı
ya da toz toprak içinde (sokakta) kalmış bir çaresizi.[1]
Süleyman Ateş
Yahut hiçbir şeyi olmayan yoksulu.

Beled 90:17

Cüz: 30 | Sayfa: 594
Ahiret
#rahmet #ahiret #sabır #iman
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ
Summe kane minellezine amenu ve tevasav bis sabri ve tevasav bil merhame.
Mustafa İslamoğlu
Daha sonra, iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra olmadı o iyman edip de sabra vasıyyetleşen ve merhamete vasıyyetleşenlerden
Diyanet İşleri
(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
Mehmet Okuyan
Sonra da iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.[1]
Suat Yıldırım
Hem sarp yokuş: Gönülden iman edip, birbirlerine sabır ve şefkat dersi vermek, sabır ve şefkat örneği olmaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra da o iman edip de sabrı tavsiyeleşen ve merhamet tavsiyeleşenlerden olamadı.
Muhammed Esed
ve imana ermişlerden ve birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.
Süleymaniye Vakfı
Bunların yanısıra[1], inanıp güvenen, birbirlerine sabrı /duruşunu bozmamayı tembih eden ve merhametli olmayı tembih eden kişilerden olmaktır.[2]
Süleyman Ateş
Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmak.