SQ SemanticQuran

Ayetler

Arama örnekleri: hidayet dalalet, "doğru yol", hidayet OR dalalet, iman -şirk
Temizle
Toplam sonuç: 6236

Tegabun 64:2

Cüz: 28 | Sayfa: 555
#iman
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
Huvellezi halakakum fe minkum kafiru ve minkum mu'min, vallahu bima ta'melune basir.
Mustafa İslamoğlu
Sizi yaratan O'dur; ama içinizden hakikati inkar eden de, hakikate iman eden de var: ve Allah yaptığınız her şeyi görendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Odur sizi yaratan, öyle iken içinizden kimi kafir, kimi mü'min, bununla beraber Allah her ne yaparsanız görür
Diyanet İşleri
O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kafir, kiminiz mü'mindir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Mehmet Okuyan
Sizi yaratan O'dur. Kiminiz kâfir, kiminiz mümindir.[1] Allah yaptıklarınızı görendir.
Suat Yıldırım
Sizin hepinizi yaratan O'dur. Öyle iken artık kiminiz kafirdir, kiminiz mü'min. Allah yaptığınız her şeyi görür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O'dur sizi yaratan, öyle iken kiminiz mümin kiminiz de kafirdir. Allah ise ne yaparsanız görür.
Muhammed Esed
Sizi yaratan O'dur. İçinizden kimi hakikati inkar eder, kimi de (ona) inanır. Ve Allah her yaptığınızı görür.
Yaşar Nuri Öztürk
O'dur sizi yaratan! Sizin bir kısmınız küfre sapmıştır, bir kısmınız iman etmiştir. Ve Allah, işleyip ürettiklerinizi çok iyi görmektedir.
Süleymaniye Vakfı
O, sizi yaratmış olandır[1]. Durum böyleyken kiminiz kafir olursunuz /onu görmezden gelirsiniz, kiminiz de mü'min olursunuz /ona inanıp güvenirsiniz[2]. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.
Süleyman Ateş
Sizi yaratan O'dur. Kiminiz kafirdir, kiminiz mü'min. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

Tegabun 64:3

Cüz: 28 | Sayfa: 555
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ
Halakas semavati vel arda bil hakkı ve savverekum fe ahsene suverekum ve ileyhil masir.
Mustafa İslamoğlu
Gökleri ve yeri gerçek bir amaç uğruna O yarattı; ve size O şekil verdi, üstelik şeklinizi en güzel biçimde takdir etti; ama (o suret de fanidir), her halükarda dönüş O'nadır.
Elmalılı Hamdi Yazır
O ki Gökleri ve Yeri hakk ile yarattı ve size suret verdi, suretlerinizi güzel de yaptı, nihayet gidiş de onadır
Diyanet İşleri
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O'nadır.
Mehmet Okuyan
(Allah) gökleri ve yeri bir amaç ile[1] yaratmıştır. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı.[2] Dönüş de yalnızca O'nadır.
Suat Yıldırım
Allah, gökleri ve yeri gerçek bir maksatla, hikmetle yarattı. Sizi yarattı, hem de size güzel güzel suretler verdi. Dönüşünüz de O'na olacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gökleri ve yeri hak ile yarattı, sizi şekillendirdi. Şekillerinizi de güzel yaptı. Sonunda gidiş de O'nadır.
Muhammed Esed
O, gökleri ve yeri (deruni bir) anlam ve amaç üzere yaratmış ve size (belli bir) şekil vermiştir; hem de öyle güzel bir şekil ki. Yolculuğunuzun varışı O'nadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı; sizi biçimlendirdi ve görünüşlerinizi güzel yaptı. Yalnız O'nadır dönüş.
Süleymaniye Vakfı
O, gökleri ve yeri, o gerçek için (sizleri imtihan için[1]) yaratmış; her birinize özgün bir biçim vermiş ve biçimlerinizi güzel yapmıştır[2]. Dönüp varılacak yer onun huzurudur.
Süleyman Ateş
Gökleri ve yeri hak (hikmet) ile yarattı, sizi biçimlendirdi, biçimlerinizi güzel yaptı. Dönüş O'nadır.

Tegabun 64:4

Cüz: 28 | Sayfa: 555
يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Ya'lemu ma fis semavati vel ardı ve ya'lemu ma tusirrune ve ma tu'linun, vallahu alimun bi zatis sudur.
Mustafa İslamoğlu
O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir; yine gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı da bilir: zira Allah göğüslerdeki (en mahrem) sırları bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O Göklerde ve Yerde ne varsa bilir ve sizler her ne sir tutar ve her ne açıklarsanız hepsini bilir ve Allah bütün sinelerin künhünü bilir
Diyanet İşleri
Göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Mehmet Okuyan
Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir. Allah göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
Suat Yıldırım
O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi de bilir. O sinelerin özünü, gönüllerin ta künhünü de bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Göklerde ve yerde ne varsa bilir ve her neyi saklar ve her neyi açıklarsanız hepsini bilir. Allah bütün sinelerin özünü bilir.
Muhammed Esed
O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir; ve O, sakladıklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilmektedir. Çünkü Allah, (insanların) kalpler(in)de olanın her türlü bilgisine sahiptir.
Yaşar Nuri Öztürk
O bilir, göklerde ne var, yerde ne var! Ve bilir sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da. Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Süleymaniye Vakfı
O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Neleri gizlediğinizi ve neleri açığa vurduğunuzu da bilir. Allah sinelerde olanı bilendir[1].
Süleyman Ateş
Göklerde ve yerde bulunanları bilir, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri de bilir. Allah, göğüslerin özünü bilendir.

Tegabun 64:5

Cüz: 28 | Sayfa: 555
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذ۪ينَ كَـفَرُوا مِنْ قَبْلُۘ فَذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
E lem ye'tikum nebeullezine keferu min kablu fe zaku ve bale emrihim ve lehum azabun elim.
Mustafa İslamoğlu
Daha önceden inkara gömülüp gidenlerin haberi size gelmedi mi? Onlar da yaptıklarının kötü sonuçlarını (daha burada) tattılar; bir de (ötede) onları can yakıcı bir mahrumiyet beklemektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bundan evvel küfr edenlerin haberi gelmedi mi size? Ki yaptıklarının vebalini tattılar, daha da onlara elim bir azab var
Diyanet İşleri
Daha önce inkar edip de inkarlarının cezasını tadanların haberi size gelmedi mi? Onlar için elem dolu bir azap da vardır.
Mehmet Okuyan
Daha önce kâfir olanların haberi size ulaşmamış mıydı! İşte onlar, yaptıklarının cezasını (dünyada) tatmışlardı. Onlar için (mahşerde de) elem verici bir azap vardır.
Suat Yıldırım
Daha önceki inkarcıların başlarına gelen olaylardan haberiniz olmadı mı? Onlar yaptıkları işlerin cezasını dünyada çektiler, ahirette de onlara gayet acı bir azap vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bundan önce küfredenlerin haberi gelmedi mi size? Ki, yaptıklarının vebalini tattılar, ayrıca onlara acı bir azap da var.
Muhammed Esed
Geçmişte hakikati kabule yanaşmayanların kıssasından haberin yok mu? (Onlar hakikati inkar ettiler) ve böylece yaptıklarının sonucuna katlanmak zorunda kaldılar, (öteki dünyada da) onları bekleyen şiddetli bir azap (vardır).
Yaşar Nuri Öztürk
Sizden önce küfre sapanların haberleri gelmedi mi size? Onlar, yapıp ettiklerinin vebalini tattılar. Ve onlar için korkunç bir azap vardır.
Süleymaniye Vakfı
Daha önce kafirlik etmiş olanların haberi size gelmedi mi[1]! Onlar yaptıkları işin cezasını tattılar[2]. Onlar için (ahirette) acıklı bir azap daha vardır.
Süleyman Ateş
Daha önce inkar etmiş olanların haberi size gelmedi mi? (Onlar), işlerinin vebalini taddılar ve onlar için acı bir azab da vardır.

Tegabun 64:6

Cüz: 28 | Sayfa: 555
ذٰلِكَ بِاَنَّهُ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُٓوا اَبَشَرٌ يَهْدُونَنَاۘ فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ
Zalike bi ennehu kanet te'tihim rusuluhum bil beyyinati fe kalu e beşerun yehdunena fe keferu ve tevellev vestagnallah, vallahu ganiyyun hamid.
Mustafa İslamoğlu
Böyledir, çünkü elçileri kendilerine hakikatin apaçık belgeleriyle gelmiş, fakat onlar "Bize ölümlü biri mi yol gösterecek?" demişlerdi. İşte böylece küfre saptılar ve (haktan) yüzçevirdiler. Ama Allah (kimseye) muhtaç değildi: zira Allah kendi kendine yetendir, tüm övgülere layık olandır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü onlara Peygamberleri beyyinelerle geliyordu da onlar bizi bir beşer mi yola getirecek? Deyip küfr etmişler ve aksine gitmişlerdi, Allah da müstağni olduğunu gösterdi, öyle ya Allah ganidir hamiddir
Diyanet İşleri
Bu, peygamberlerinin, onlara apaçık mucizeler getirmeleri ve onların da, "(Bizim gibi) insanlar mı bizi doğru yola iletecekmiş?" deyip de inkar etmeleri ve yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye layıktır.
Mehmet Okuyan
(O azabın sebebi) onlara elçilerin apaçık deliller getirmeleri fakat onların "Bir insan mı bizi doğru yola ulaştıracakmış?"[1] demeleriydi. İnkâr etmiş ve yüz çevirmişlerdi. Allah da zengin (ihtiyaçsız) olduğunu göstermişti. Allah zengindir, hamde (övgüye) layık olandır.
Suat Yıldırım
Böyle oldu... Çünkü peygamberleri onlara açık açık delillerle geldiler. Fakat bunlar: "Bizim gibi bir beşer mi bize yol gösterecekmiş!" dediler. Onların nübüvvetlerini inkar edip, sırt çevirdiler, Allah da müstağni olduğunu açıkladı. Gerçekten Allah ganidir, hamiddir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, bütün övgülere layık olan O'dur).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü onlara peygamberleri apaçık mucizelerle geliyorlardı da onlar: "Bizi bir insan mı yola getirecek?" deyip küfretmişler ve aksine gitmişlerdi. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Öyle ya; Allah zengindir, her türlü övgüye layıktır.
Muhammed Esed
Böyledir, çünkü onlara elçileri hakikatin bütün kanıtları ile defalarca geldiler, ancak onlar (her defasında): "Yalnızca ölümlü insanlar mı bizim rehberimiz olacak?" şeklinde cevap verdiler. Böylece hakikati inkar ettiler ve ondan uzaklaştılar. Ama Allah (onlara) muhtaç değildi. Çünkü Allah Kendine yeterlidir, övgüye layık olandır.
Yaşar Nuri Öztürk
Bu böyledir. Çünkü resulleri onlara apaçık deliller getirip dururken onlar: "Bir insan mı bize kılavuzluk edecek?!" deyip küfre saptılar ve yüz çevirdiler. Ve Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah, sınırsız zenginliğin, sonsuz övgülerin sahibidir.
Süleymaniye Vakfı
Bunun sebebi şudur: Elçileri onlara apaçık belgelerle gelmişti[1]. Onlar ise "Bir beşer mi bize yol gösterecek?" deyip[2] kafirlik etmiş ve yüz çevirmişlerdi. Allah'ın onlara ihtiyacı olmadı. Allah, kimseye ihtiyacı olmayan ve yaptığını mükemmel yapandır.
Süleyman Ateş
Çünkü onlara elçileri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar, "Bir insan mı bize yol gösterecek" deyip inkar ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da (hiçbir şeye) muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmüştür.

Tegabun 64:7

Cüz: 28 | Sayfa: 555
#rab
زَعَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ لَنْ يُبْعَثُواۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْۜ وَذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ
Zeamellezine keferu en len yub'asu, kul bela ve rabbi le tub'asunne summe le tunebbeunne bima amiltum, ve zalike alallahi yesir.
Mustafa İslamoğlu
Hakikati inkara şartlanmış olanlar yeniden diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır! Rabbime andolsun ki kesinlikle diriltileceksiniz; sonra yaptıklarınız bir bir gösterilecek: zira bu Allah'a çok kolaydır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Küfredenler asla ba's olunmıyacaklarını zu'mettiler, de ki, hayır rabbım hakkı için muhakkak ba's olunacaksınız, sonra da muhakkak yaptıklarınız size anlatılacaktır ve o Allaha göre kolaydır
Diyanet İşleri
İnkar edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: "Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah'a kolaydır."
Mehmet Okuyan
Kâfir olanlar, elbette diriltilmeyeceklerini sanmışlardı.[1] De ki: "Hayır! Rabbime yemin olsun: Şüphesiz ki diriltileceksiniz; sonra (da) yaptıklarınız size mutlaka bildirilecektir. Bu, Allah'a kolaydır."
Suat Yıldırım
Kafirler öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: "Hayır! Rabbim hakkı için, elbette diriltileceksiniz, yaptıklarınız size tek tek bildirilecek (ve karşılığı verilecektir). Bu, Allah'a göre pek kolaydır."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Küfredenler asla diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: "Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra da kesinlikle yaptıklarınız size anlatılacak ve o Allah'a göre kolaydır.
Muhammed Esed
Hakikati inkara şartlanmış olanlar, tekrar diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar! De ki: "Evet, Rabbime andolsun! Siz kesinlikle diriltileceksiniz ve o zaman, (hayatta iken) yaptıklarınız size mutlaka gösterilecektir! Bu, Allah için kolay bir şeydir!"
Yaşar Nuri Öztürk
Küfre sapanlar asla diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Rabbime yemin ederim ki, sandığınız gibi değil! Yemin olsun ki, mutlaka diriltileceksiniz; yine Yemin olsun ki, yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir. Ve bu, Allah için çok kolaydır."
Süleymaniye Vakfı
Kafirlik edenler, (öldükten sonra) asla diriltilmeyeceklerini iddia ettiler[1]. De ki: "Hayır, Rabbime yemin ederim ki kesinlikle diriltileceksiniz! Sonra yaptığınız her şey size mutlaka bildirilecektir[2]. Bu, Allah'a göre kolaydır."
Süleyman Ateş
İnkar edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır."

Tegabun 64:8

Cüz: 28 | Sayfa: 555
#iman
فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالنُّورِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلْنَاۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
Fe amınu billahi ve resulihi ven nurillezi enzelna, vallahu bima ta'melune habir.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde (ey insanlar!) Allah'a, Elçi'sine ve indirdiğimiz nura inanın: Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için siz Allaha ve Resulüne indirdiğimiz nura iyman ediniz ve Allah her ne yaparsanız haberdardır
Diyanet İşleri
Artık siz Allah'a, peygamberine ve indirdiğimiz nura (Kur'an'a) iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mehmet Okuyan
O yüzden Allah'a, Elçisine ve indirdiğimiz o nûra (Kur'an'a) inanıp güvenin![1] Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Suat Yıldırım
O halde Allah'a, Resulüne ve ona indirdiğimiz nura, Kur'an'a iman edin. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için siz, Allah'a, Resulüne ve indirdiğimiz nura (Kur'an'a) iman edin! Allah, ne yaparsanız haberdardır.
Muhammed Esed
Öyleyse, (ey insanlar!) Allah'a ve Elçisine ve (size) bahşettiğimiz (vahiy) aydınlığına inanın! Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Artık Allah'a, onun resulüne ve size indirdiğimiz nura inanın. Allah, yapmakta olduklarınızı iyiden iyiye haber almaktadır.
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse Allah'a, Elçisine ve indirdiğimiz nura /kitaba inanıp güvenin[1]. Allah, yaptıklarınızın iç yüzünden haberdardır.
Süleyman Ateş
Artık Allah'a, Elçisine ve indirdiğimiz ışığa inanın. Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır.

Tegabun 64:9

Cüz: 28 | Sayfa: 555
#iman
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
Yevme yecmeukum li yevmil cem'i zalike yevmut tegabun, ve men yu'min billahi ve ya'mel salihan yukeffir anhu seyyiatihi ve yudhılhu cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ebeda, zalikel fevzul azim.
Mustafa İslamoğlu
Toplanma günü geldiğinde O sizi bir araya toplayacaktır. O gün karşılıklı aldanış günüdür. Ama kim Allah'a iman eder ve Allah rızası için iyi davranışta bulunursa, onun kötülüklerini örteriz; onu zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere -orada ebedi kalmak üzere- sokarız: işte büyük başarı budur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sizi o dernek gününe dereceği gün ki o gün tegabün günü (kar ve zarar günü)dür, her kim Allaha iyman eder de yaraşıklı iş yaparsa Allah onun kabahatlerini örter de onu altından ırmaklar akar cennetlere kor, öyle ki ebediyyen onlarda kalmak üzere, işte büyük kurtuluş odur.
Diyanet İşleri
Toplanma vakti için Allah'ın sizi toplayacağı günü düşün. O gün aldanışın ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah'a inanır ve salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.
Mehmet Okuyan
Toplanma gününde sizi toplayacağı gün, işte o teğâbun (karşılıklı aldanma) günüdür.[1] Kim Allah'a inanır ve iyi iş(ler) yaparsa, (Allah) onun kötülüklerini örtecektir; onu içinde ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir. İşte büyük kurtuluş budur.
Suat Yıldırım
Gün gelir, Allah hepinizi en büyük toplantı günü olan mahşerde bir araya getirir. İşte o gün aldanma günüdür. Kim Allah'a iman eder, makbul ve güzel işler yaparsa, Allah onun fenalıklarını, günahlarını siler ve içinden ırmaklar akan cennetlere, hem de devamlı kalmak üzere yerleştirir. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sizi o dernek gününe dereceği (toplanma günü için toplayacağı gün var ya), işte o gün teğabün (kar ve zarar) günüdür, her kim Allah'a iman eder de yaraşıklı iş yaparsa, Allah onun kabahatlarını örter ve onu içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte büyük kurtuluş odur.
Muhammed Esed
O'nun sizi (Nihai) Toplanma Günü bir araya toplayacağı zaman(ı düşünün), o Kayıp ve Kazanç Gününü! Kim, Allah'a inanıp iyi ve doğru işler yaparsa, (o Gün) Allah onun kötü fiillerini silecek ve onu içinden ırmaklar akan, sonsuza kadar kalacağı bahçelere koyacaktır. Bu, büyük bir kurtuluş olacak.
Yaşar Nuri Öztürk
"Toplanma günü" için sizi bir araya getirdiği gün, karşılıklı aldatış ve aldanışların ortaya çıktığı gündür. Kim Allah'a iman eder, barışa ve hayra yönelik iş yaparsa Allah onun çirkinliklerini örter ve kendisini altından nehirler akan bahçelere, içlerinde sürekli kalmak üzere yerleştirir. İşte büyük başarı budur.
Süleymaniye Vakfı
Bir gün Allah, toplanma günü[1] için sizi bir araya getirecektir. İşte o, aldatanlarla aldananların yüzleşme günüdür[2]. Kim Allah'a inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa Allah onun kötü işlerini örter ve ölümsüz olarak sonsuza dek kalacağı[3], içinden ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte bu, büyük kurtuluştur[4].
Süleyman Ateş
Toplantı günü için sizi topladığı gün, işte o aldanma günüdür. Kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allah) onun kötülüklerini örter ve onu, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada ebedi kalırlar. İşte büyük başarı budur.

Tegabun 64:10

Cüz: 28 | Sayfa: 556
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟
Vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ulaike ashabun nari halidine fiha ve bi'sel masir.
Mustafa İslamoğlu
Hakikati inkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince: işte onlar içerisinde kalıcı oldukları ateşin yoldaşıdırlar: ve bu, ne berbat bir finaldir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Küfredip ayetlerimizi tekzib eyliyenler ise, onlar eshab-ı nar'dırlar, orada muhalled kalacaklardır, o ise ne fena varılacak yerdir
Diyanet İşleri
İnkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennemliklerdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
Mehmet Okuyan
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır. Ne kötü varış yeridir (orası)!
Suat Yıldırım
Dini inkar edip ayetlerimizi yalan sayanlar ise, onlar da, devamlı olmak üzere cehennemliktirler. Gidilecek ne fena yerdir orası!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Küfredip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliklerdir, orada ebedi kalacaklardır. Orası ne kötü varılacak yerdir.
Muhammed Esed
Hakikati inkara ve mesajlarımızı yalanlamaya şartlanmış olanlara gelince, işte onlar ateşi hak edenlerdir, orada kalıp dururlar. Ne kötü bir son!
Yaşar Nuri Öztürk
Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar, içinde sürekli kalacakları ateşin dostlarıdır. Ne kötü dönüş yeridir orası!
Süleymaniye Vakfı
Kafirlik eden ve ayetlerimiz karşısında yalana sarılanlar var ya, işte onlar o ateşin ahalisidir. Onlar orada ölümsüz olarak kalacaklardır[1]. Ne kötü hale gelmektir o!
Süleyman Ateş
Nankörlük eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır. Ne kötü gidilecek yerdir orası!

Tegabun 64:11

Cüz: 28 | Sayfa: 556
#iman
مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Ma esabe min musibetin illa bi iznillah, ve men yu'min billahi yehdi kalbeh, vallahu bikulli şey'in alim.
Mustafa İslamoğlu
Allah'ın izni olmadıkça, (insanın) başına hiçbir musibet gelmez; ve her kim Allah'a inanıp güvenirse, O onun (akleden) kalbine rehberlik eder: zira Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahın izni olmayınca hiçbir musibet isabet etmez, her kim de Allaha iyman ederse o onun kalbine hidayet verir ve Allah her şey'i bilir.
Diyanet İşleri
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Mehmet Okuyan
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez.[1] Kim Allah'a inanırsa (Allah) onun kalbini doğru yola ulaştırır.[2] Allah her şeyi bilendir.
Suat Yıldırım
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'ı tasdik ederse, Allah onun kalbini hakka ve doğruya açar. Allah her şeyi hakkıyla bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın izni olmadan hiçbir musibet başa gelmez, her kim de Allah'a iman ederse, O, onun kalbine hidayet verir. Allah herşeyi bilir.
Muhammed Esed
Allah'ın izni olmadıkça (insanın) başına hiçbir musibet gelmez. O halde, kim Allah'a inanırsa kendi kalbini (bu hakikate) açmış olur ve Allah her şeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah'a inanırsa Allah O'nun kalbini doğruya ve güzele kılavuzlar. Ve Allah her şeyi en iyi biçimde bilmektedir.
Süleymaniye Vakfı
Hiçbir olay, Allah'ın onayı olmadan meydana gelmez[1]. Kim Allah'a inanıp güvenirse O, onun kalbini doğruya yöneltir[2]. Allah, her şeyi bilendir.
Süleyman Ateş
Başa gelen her musibet Allah'ın izniyledir. Kim Allah'a inanırsa (Allah) onun kalbini doğru (düşünce)ye iletir. Allah, herşeyi bilendir.

Tegabun 64:12

Cüz: 28 | Sayfa: 556
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
Ve etiullahe ve etiur resul, fe in tevelleytum fe innema ala resulinel belagul mubin.
Mustafa İslamoğlu
Allah'a itaat edin ve Elçi'ye de itaat edin! Ama eğer yüz çevirirseniz, o takdirde Elçi'mize düşen (vahyi) açık ve net olarak tebliğ etmektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
İyman edin de Allaha itaat eyleyin ve Resulüne itaat eyleyin eğer aksine giderseniz Resulümüze aid olan sade açık bir tebliğden ibarettir.
Diyanet İşleri
Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Mehmet Okuyan
Allah'a itaat edin; Elçi'ye de itaat edin![1] Yüz çevirirseniz (bilin ki) Elçimize düşen görev, sadece apaçık tebliğdir.[2]
Suat Yıldırım
Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Elçimizin görevi sadece açık bir tebliğden ibarettir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İman edin de Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer aksine giderseniz bilin ki Resulümüzün görevi açık bir tebliğden ibarettir.
Muhammed Esed
Öyleyse Allah'a ve Elçi'ye itaat edin! Eğer yüz çevirip uzaklaşırsanız (bilin ki) Elçimiz'in görevi, yalnızca bu mesajı açık bir şekilde iletmektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'a itaat edin, resule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz resulümüze düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.
Süleymaniye Vakfı
Allah'a gönülden boyun eğin, elçisine[1] de gönülden boyun eğin. Eğer yüz çevirirseniz (bilin ki) elçimizin görevi açık bir tebliğden /ayetleri bildirmekten ibarettir[2].
Süleyman Ateş
Allah'a ita'at edin, Elçiye ita'at edin. Eğer dönerseniz (bilin ki) Elçimize düşen, açıkça duyurmaktır.

Tegabun 64:13

Cüz: 28 | Sayfa: 556
#iman
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Allahu la ilahe illa huve, ve alallahi fel yetevekkelil mu'minun.
Mustafa İslamoğlu
Allah, O'ndan başka ilah olmayandır: O halde mü'minler yalnızca Allah'a güvenip dayansınlar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahdan başka Tanrı yoktur, onun için mü'minler hep Allaha dayansınlar
Diyanet İşleri
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Mü'minler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.
Mehmet Okuyan
Allah kendisinden başka ilah olmayandır. Müminler yalnızca Allah'a güvensinler!
Suat Yıldırım
Allah'tır gerçek ilah! O'ndan başka yoktur ilah! Müminler yalnız Allah'a dayanıp güvenmelidirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'tan başka tanrı yoktur. Onun için müminler yalnız Allah'a dayansınlar!
Muhammed Esed
Allah, O'ndan başka ilah yoktur! Öyleyse, inananlar yalnız Allah'a güvensinler.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah! İlah yok O'ndan başka! Yalnız Allah'a güvenip dayanır iman sahipleri.
Süleymaniye Vakfı
Allah, kendinden başka ilah olmayandır[1]. Mü'minler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.
Süleyman Ateş
Allah ki O'ndan başka tanrı yoktur. Mü'minler Allah'a dayansınlar.

Tegabun 64:14

Cüz: 28 | Sayfa: 556
#rahmet #iman
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ وَاَوْلَادِكُمْ عَدُواًّ لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْۚ وَاِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ya eyhuhellezine amenu inne min ezvacikum ve evladikum aduvven lekum fahzeruhum, ve in ta'fu ve tasfehu ve tagfiru fe innallahe gafurun rahim.
Mustafa İslamoğlu
Siz ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar var. Her ne kadar affedici, hoşgörülü ve bağışlayıcı olsanız da, yine de onlara karşı dikkatli olun! Fakat bilin ki Allah da tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o bütün iyman edenler! Haberiniz olsun ki çiftleriniz ve evladlarınızdan size düşman vardır, onun için onların mahzurlarından sakının, bununla beraber afveder, kusurlarına bakmaz, örterseniz şübhe yok ki Allah gafurdur rahimdir
Diyanet İşleri
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Okuyan
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır.[1] Onlardan sakının! Affeder, hoşgörür ve (suçlarını) bağışlarsanız,[2] (bilin ki) Allah da çok bağışlayandır, çok merhametlidir.[3]
Suat Yıldırım
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve evlatlarınızdan size düşman olanlar da çıkabilir. Böyle olanlara karşı dikkatli olun! Bununla beraber müsamaha eder, kusurlarına bakmaz, onları affederseniz bu da sizin için bir fazilettir. Çünkü Allah da gafurdur, rahimdir (affı ve ihsanı boldur. Siz kusurları bağışlarsanız O da size öyle muamele eder).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey iman edenler, haberiniz olsun ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır, o halde onlardan sakının! Ne var ki, affeder, kusurlarına bakmaz, örterseniz, şüphe yok ki, Allah, çok bağışlayandır, merhamet edendir.
Muhammed Esed
Siz ey imana ermiş olanlar! Bakın, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazısı size düşmandır. Öyleyse onlara karşı dikkatli olun! Ama (hatalarını) hoş görür, tahammül eder ve affederseniz, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, bir rahmet kaynağıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun! Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezden gelirseniz, kuşkusuz, Allah da affedici, merhamet edici olur.
Süleymaniye Vakfı
Ey inanıp güvenenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman[1] olanlar vardır[2]. Onlara karşı dikkatli olun! Eğer kusurlarını görmez, yeni bir sayfa açar ve onları bağışlarsanız (bilin ki) Allah da çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.
Süleyman Ateş
Ey inananlar, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörür, bağışlarsanız muhakkak ki Allah da bağışlayandır, esirgeyendir (O da sizi bağışlar).

Tegabun 64:15

Cüz: 28 | Sayfa: 556
اِنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ
İnnema emvalukum ve evladukum fitneh, vallahu indehu ecrun azim.
Mustafa İslamoğlu
Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan aracından ibarettir; Allah'a gelince: O, katında muhteşem bir ödül bulunandır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Her halde mallarınız ve evladlarınız bir fitnedir, Allah ise büyük ecir, onun yanındadır
Diyanet İşleri
Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.
Mehmet Okuyan
Mallarınız ve çocuklarınız sadece bir imtihandır. Büyük ödül ise yalnızca Allah'ın katındadır.[1]
Suat Yıldırım
Mallarınız, evlatlarınız, sizin için sadece bir imtihandır. Asıl büyük mükafat ve mutluluk ise Allah nezdindedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir fitne (imtihan)dır. Büyük mükafat ise Allah katındadır.
Muhammed Esed
Sizin malınız mülkünüz ve çocuklarınız, sadece bir sınama ve bir ayartma aracıdır, halbuki Allah katında muhteşem bir ödül vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah'a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır.
Süleymaniye Vakfı
Mallarınız ve çocuklarınız (ödül değil) sadece imtihan[1] sebebidir. Büyük ödül Allah katındadır[2].
Süleyman Ateş
Mallarınız ve evladlarınız bir fitne (sınav)dır, (Allah, onlarla sizi imtihan etmektedir). Allah ise, işte büyük ödül O'nun yanındadır.

Tegabun 64:16

Cüz: 28 | Sayfa: 556
فَاتَّقُوا اللّٰهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَاَط۪يعُوا وَاَنْفِقُوا خَيْراً لِاَنْفُسِكُمْۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Fettekullahe mesteta'tum vesmeu ve etiu ve enfiku hayren li enfusikum, ve men yuka şuhha nefsihi fe ulaike humul muflihun.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde, ne kadar gücünüz yetiyorsa Allah'a karşı o kadar sorumlu davranın: hem (O'nu) dinleyin, hem (O'na) itaat edin! Ve kendi hayrınıza olmak üzere infak edin! Kim kişiliğinin (zaafı olan) açgözlülükten (infak ile) korunursa, ebedi kurtuluşa nail olanlar işte onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için gücünüz yettiği kadar Allaha korunun, dinleyin, itaat edin, infak edin, kendileriniz için hayır yapın, her kim de nefsinin hırsından korunursa işte onlar felah bulanlardır
Diyanet İşleri
O halde, gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı gelmekten sakının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Mehmet Okuyan
Gücünüz yettiğince Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için infak edin (verin)! Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtulanların ta kendileridir.[1]
Suat Yıldırım
Onun için gücünüz yettiğince Allah'a karşı gelmekten, haramlara girmekten sakının, hakkı dinleyip, itaat edin ve kendi iyiliğinize olarak hayır yolunda mal harcayın. Kim nefsinin hırsından ve cimriliğinden kendini kurtarabilirse asıl felaha erenler işte onlardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun, dinleyin, itaat edin ve harcayın, kendiniz için hayır yapın. Her kim de nefsinin hırsından korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Muhammed Esed
O halde, elinizden geldiği kadar Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, (O'nu) dinleyin ve itaat edin. Ve kendi iyiliğiniz için karşılıksız harcamada bulunun, böylece açgözlülüklerinden kurtulmuş olanlar; işte onlardır mutluluğa ulaşacak olanlar!
Yaşar Nuri Öztürk
O halde, gücünüz ölçüsünde Allah'tan korkun, dinleyin, itaat edin. Ve benlikleriniz için bir hayır olarak infakta bulunun. Nefsinin cimrilik ve doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Süleymaniye Vakfı
Gücünüz yettiğince Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının[1]. Onu dinleyin ve ona gönülden boyun eğin! Kendi iyiliğiniz için hayra harcama yapın[2]! Kim nefsinin doyumsuzluğundan korunursa işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır[3].
Süleyman Ateş
Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun, (O'nun öğütlerini) dinleyin, (O'na) ita'at edin ve kendi iyiliğinize olarak (mallarınızı Allah uğrunda) harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, başarıya erenlerdir.

Tegabun 64:17

Cüz: 28 | Sayfa: 556
#rahmet
اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَل۪يمٌۙ
İn tukridullahe kardan hasenen yudaıfhu lekum ve yagfir lekum, vallahu şekurun halim.
Mustafa İslamoğlu
Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz, (Allah) kat kat artırarak size döndürecek ve sizi bağışlayacaktır: Zira Allah tüm şükürleri hakeden tek otoritedir, (şükürsüzlüğü) cezalandırmada acele etmeyendir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer Allaha bir karz-ı hasen arz ederseniz onu sizin için katlayıverir ve sizi de mağfiret buyurur. Allah şekurdur halimdir.
Diyanet İşleri
Eğer siz Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah onu size, kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah, şükrün karşılığını verendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).
Mehmet Okuyan
Allah'a güzel bir borç[1] verirseniz, (Allah) onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah şükre çok karşılık verendir, hoşgörülüdür.
Suat Yıldırım
Eğer Allah'a ödünç verirseniz O sizin için, onun karını kat kat artırarak verir, hem de sizin günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah şekur'dur, halimdir (küçük iyiliklerden ötürü bile büyük mükafat verir, müsamahakardır, cezalandırmada acele etmez).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Eğer Allah'a bir güzel borç sunarsanız onu sizin için katlayıverir ve sizi bağışlar. Allah, çok mükafat verendir, cezalandırmada acele etmeyendir.
Muhammed Esed
Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz, O bunu fazlasıyla size geri ödeyecek ve günahlarınızı bağışlayacaktır, çünkü Allah, şükrün karşılığını her zaman verendir, halimdir;
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer Allah'a gönül hoşluğuyla bir şey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekur'dur, şükredenlere karşılık verir; Halim'dir, yumuşak ve merhametli davranır.
Süleymaniye Vakfı
Allah'a güzel bir ödünç verirseniz o size, kat kat fazlasını verir ve sizi bağışlar[1]. Allah, üzerine düşeni tam yapan ve fırsat tanıyandır.
Süleyman Ateş
Eğer Allah'a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah karşılık verendir, halimdir (hoşgörülüdür).

Tegabun 64:18

Cüz: 28 | Sayfa: 556
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Alimul gaybi veş şehadetil azizul hakim.
Mustafa İslamoğlu
O, idraki aşan hakikatlerin de, idrak alanına giren gerçeklerin de sırrına vakıf olandır; Her işinde mükemmel, her hükmünde tam isabet edendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gaybe de şehadete de alim, aziz, hakimdir
Diyanet İşleri
O, gaybı da görünen alemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
Görünmeyeni de görüneni de bilendir;[1] güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Suat Yıldırım
Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O azizdir, hakimdir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Görünmeyeni de görüneni de bilir, güçlüdür, hikmet sahibidir!
Muhammed Esed
yaratılmışların kavrayış alanının ötesindeki şeyleri de, insanların duyguları ve akılları ile görüp gözleyebildiklerini de bilir; Kudretlidir, Hikmet Sahibidir!
Yaşar Nuri Öztürk
Görünmeyen ve görünen alemleri bilendir O; Aziz'dir, Hakim'dir.
Süleymaniye Vakfı
O, gaybı /algılanamayanı ve şehadeti /algılanabileni bilen, daima üstün ve bütün kararları doğru olandır[1].
Süleyman Ateş
Görünmeyeni ve görüneni bilendir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz, O,) Azizdir, hakimdir (üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir).

Talak 65:1

Cüz: 28 | Sayfa: 557
#rab
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْۚ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ لَا تَدْر۪ي لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْراً
Ya eyyuhen nebiyyu iza tallaktumun nisae fe tallikuhunne li iddetihinne ve ahsul iddeh, vettekullahe rabbekum, la tuhricuhunne min buyutihinne ve la yahrucne illa en ye'tine bi fahişetin mubeyyineh, ve tilke hududullah, ve men yeteadde hududallahi fe kad zaleme nefseh, la tedri leallallahe yuhdısu ba'de zalike emra.
Mustafa İslamoğlu
Sen ey peygaber! Kadınlarınızı boşamak (istediğinizde), onları bekleme sürelerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın. Allah'a karşı sorumlu olduğunuzu bilin. Onları (içinde yaşadıkları) evlerinden çıkarmayınız ve onlar da çıkmasınlar; tabi ki, ayan açık bir ahlaksızlık yapmaları hali müstesna. Bunlar Allah'ın çizdiği sınırlardır: Ve kim Allah'ın çizdiği sınırları aşarsa, artık o kendine zulmetmiş olur; (ve) sen bilemezsin (ey insan), belki de Allah bu (bekleyişin) ardından, birtakım yeni (ve hayırlı) gelişmelere kapı açabilir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o Peygamber! Kadınları boşadığınız vakıt ıddetlerine doğru boşayın ve ıddeti sayın ve Rabbınız Allahdan korkun, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar meğer ki açık bir terbiyesizlik etmiş olalar, bunlar Allahın ta'yin ettiği hududdur ve her kim Allahın hududuna tecavüz ederse nefsine zulmetmiş olur, bilmezsin belki Allah onun arkasından bir iş çıkarır
Diyanet İşleri
Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik halinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah'a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayasızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.
Mehmet Okuyan
Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman onları (bekleme) sürelerini gözeterek boşayın ve o süreyi sayın![1] Rabbiniz Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Apaçık bir çirkinlik (fuhuş) yapmaları durumu hariç, onları (bulundukları) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar! Şu (hüküm)ler, Allah'ın (koyduğu) sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar, elbette kendine haksızlık etmiş olur. Bilemezsin, belki de Allah bundan sonra bir durum ortaya çıkarır.[2]
Suat Yıldırım
Ey Peygamber! Eşlerinizi boşayacağınız vakit onların iddetlerini dikkate alarak boşayın ve iddeti dikkatle sayın. Rabbiniz olan Allah'a karşı gelmekten, özellikle eşlerinizin hukukuna zarar vermekten sakının. Onlar zina gibi açık bir hayasızlık irtikab etmedikçe siz onları evlerinizden çıkarmayın. Kendileri de çıkıp gitmesinler. İşte Allah'ın hudutları! Kim Allah'ın hudutlarını çiğnerse hakikaten kendine zulmetmiş olur. Nereden bileceksin, bakarsın Allah bundan sonra yeni bir durum meydana getirir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey peygamber, kadınları boşayacağınız zaman, onları iddetlerine doğru boşayın ve iddeti de sayın; Rabbiniz Allah'tan korkun; açık bir terbiyesizlik yapmaları durumu dışında onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar! Bunlar Allah'ın belirlediği sınırlardır. Her kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, kendisine zulmetmiş olur. Bilmezsin, belki Allah, onun arkasından bir iş çıkarır.
Muhammed Esed
Ey Peygamber! Kadınları boşa(maya niyetlen)diğinizde, onlar için belirlenmiş iddeti gözetecek şekilde boşayın ve süreyi (dikkatlice) hesaplayın ve Allah'a, Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Onları evlerinizden kovmayın ve açıkça hayasız davranışlarda bulunmadıkça onlar ayrılma(k zorunda bırakılma)sın. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır; ve kim Allah tarafından konulan sınırları aşarsa, aslında kendisine karşı haksızlık etmiş olur, (çünkü, ey insan!) Sen onu bilmezsin, (ama), o (ilk ihlal)den sonra Allah, yeniden bazı şeylerin meydana gelmesini sağlayabilir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve iddeti iyi sayın! Rabbiniz olan Allah'tan korkun! Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları durumu müstesna. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir iş/oluş ortaya çıkarır.
Süleymaniye Vakfı
Ey Nebi! Kadınları boşayacağınız zaman onları, kendileri için belirlenmiş iddet kurallarına göre boşayın[1] ve iddeti sayın[2]. Rabbiniz olan Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının. Siz, onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar[3]. Sadece, haram kılınan cinsel ilişkiye[4] girdikleri şüphe götürmez bir şekilde belli ise çıkarabilirsiniz. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır[5]. Kim Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa yanlışı kesinlikle kendisine yapar. Bilemezsin, belki Allah bunun ardından yeni bir durum ortaya çıkarır.
Süleyman Ateş
Ey peygamber! Kadınları boşa(mak iste)diğiniz zaman onları iddetleri içinde (adetten temiz oldukları sırada) boşayın ve iddeti sayın (üç defa adet görüp temizlenmelerini hesabedin). Rabbiniz Allah'tan korkun (bekleme süresi içinde) onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yapmaları durumu, bu hükmün dışındadır (o zaman evden çıkarabilirsiniz). Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını geçerse, kendisine yazık etmiş olur. Bilmezsin belki Allah, bundan sonra (iddet süresi içinde) yeni bir iş ortaya çıkarır (gönülleri uzlaştırıp birleşme ortamı yaratır).

Talak 65:2

Cüz: 28 | Sayfa: 557
Istenen Ekonomi ve Ticaret
#adalet #iman #rızık_nimet
فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاًۙ
Fe iza belagne ecelehunne fe emsikuhunne bi ma'rufin evfarikuhunne bi ma'rufin ve eşhidu zevey adlin minkum ve ekimuş şehadete lillah, zalikum yuazu bihi men kane yu'minu billahi vel yevmil ahir, ve men yettekıllahe yec'al lehu mahreca.
Mustafa İslamoğlu
İmdi, sürelerinin sonuna yaklaştıklarında ya onları meşru bir biçimde tutun, ya da meşru bir biçimde ayırın; ve siz(in toplumunuz)dan iki kişiyi de şahit olarak bulundurun; ve (hepiniz) şahitliği Allah için dürüstçe yapın! Bakın, bütün bunlar, Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edenlere verilen bir öğüttür. Ve her kim Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olursa, O onun için bir kapı aralar
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra müddetlerini doldurmağa yaklaştıklarında onları güzellikle tutun yahud güzellikle ayrılın ve sizlerden adalet sahibi iki erkeği işhad eyleyin, şehadeti de Allah için doğru eda edin, bu size söylenenleri duydunuz a, bununla Allaha ve Ahıret gününe iyman eder kimselere öğüt verilir, her kim de Allahdan korkarsa Allah ona bir mahrec müyesser kılar
Diyanet İşleri
Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.
Mehmet Okuyan
(Bekleme) sürelerini doldurduklarında onları ya uygun bir şekilde (nikâhınızda) tutun veya onlardan uygun bir şekilde ayrılın! İçinizden adil iki kişiyi de şahit tutun! Şahitliği Allah için yapın![1] İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Kim Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olursa (Allah) ona çıkış yolu yaratır.[2]
Suat Yıldırım
(2-3) Bekleme sürelerinin (üç adet süresinin) sonuna yaklaştıkları zaman, onları ya güzelce evinizde alıkoyun, evliliği devam ettirin, yahut güzellikle ayrılın ve bu boşanmaya sizden iki adil kimseyi şahit tutun ve şahitliği de Allah için dürüst yapın. İşte sizden Allah'a ve ahirete iman edenlere verilen talimat, yapılan tavsiye budur. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah'a dayanıp güvenene Allah kafidir. Allah buyruğunu elbette yerine getirir. Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vade belirlemiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra sürelerini doldurmaya yaklaştıklarında, onları güzellikle tutun veya güzellikle ayrılın ve içinizden adalet sahibi iki erkeği şahit tutun! Şahitliği de Allah için doğru yapın! Bu size söylenenleri duydunuz, bununla Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimselere öğüt verilir. Her kim de Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu sağlar.
Muhammed Esed
Böylece, iddetlerinin sonuna yaklaşmak üzere olduklarında, ya onları uygun bir şekilde tutun, yahut uygun bir şekilde bırakın. Ve kendi toplumunuz içinden dürüst(lüğü bilinen) iki kişi (verdiğiniz karara) şahit olarak bulunsun; kendiniz de Allah huzurunda doğru şahitlik yapın! İşte bunlar Allah'a ve Ahiret Günü'ne inananlara verilen öğütlerdir. Ve Allah, Kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyan herkese, (mutsuzluktan) bir çıkış yolu (daima) sağlar
Yaşar Nuri Öztürk
Sürelerini doldurma noktasına geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah'a ve ahiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.
Süleymaniye Vakfı
Bekleme sürelerinin (iddetin) sonuna vardıklarında onları ya marufa[1] /Kur'an'daki hükümlere göre (nikahınızda) tutun[2] ya da onlardan maruf ile ayrılın. İçinizden iki adil kişiyi şahit tutun[3]. (Ey şahitler! Siz de) şahitliği Allah için tam ve düzgün yapın[4]. İşte bunlarla, içinizden Allah'a ve Ahiret gününe inananlara öğüt veriliyor. Kim Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar.
Süleyman Ateş
Sürelerinin sonuna vardıklarında ya onları güzelce (yanınızda) tutun, yahut, güzellikle onlardan ayrılın. (Eşinizi yanınızda tutmak veya ondan ayrılmak için) içinizden adaletli iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için yapın. İşte içinizden Allah'a ve Son Güne inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah(ın yasakların)dan sakınırsa (Allah) ona bir çıkış (yolu) yaratır.

Talak 65:3

Cüz: 28 | Sayfa: 557
Ekonomi ve Ticaret
#iman #rızık_nimet
وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً
Ve yerzukhu min haysu la yahtesib, ve men yetevekkel alallahi fe huve hasbuh, innallahe baligu emrih, kad cealallahu li kulli şey'in kadra.
Mustafa İslamoğlu
ve hiç beklemediği yerden onu rızıklandırır; ve her kim Allah'a güvenirse, artık O ona yeter: Şüphesiz Allah emrini gayesine erdirendir; doğrusu Allah her bir şey için bir ölçü/kader koymuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onu hatır-u hayaline gelmez cihetten merzuk eder ve her kim Allaha tevekkül kılarsa o ona yetişir, her halde Allah emrini yerine getirir, Allah her şey için bir mıkdar ta'yin etmiştir
Diyanet İşleri
Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.
Mehmet Okuyan
Onu hesap edemeyeceği bir yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz ki Allah emrini yerine getirendir. Elbette Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
Suat Yıldırım
(2-3) Bekleme sürelerinin (üç adet süresinin) sonuna yaklaştıkları zaman, onları ya güzelce evinizde alıkoyun, evliliği devam ettirin, yahut güzellikle ayrılın ve bu boşanmaya sizden iki adil kimseyi şahit tutun ve şahitliği de Allah için dürüst yapın. İşte sizden Allah'a ve ahirete iman edenlere verilen talimat, yapılan tavsiye budur. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah'a dayanıp güvenene Allah kafidir. Allah buyruğunu elbette yerine getirir. Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vade belirlemiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu hatır ve hayaline gelmez bir taraftan rızıklandırır. Her kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter. Kesinlikle Allah emrini yerine getirir. Allah, her şey için bir ölçü tayin etmiştir.
Muhammed Esed
ve ona bütün beklentilerin ötesinde bir rızık verir. Allah'a güvenen herkese O (tek başına) yeter. Gerçek şu ki, Allah, irade ettiği işi sonucuna ulaştırır (ve) Allah her şey için bir (vade ve) ölçü belirlemiştir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve onu hiç beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O, ona yeter. Hiç kuşkusuz, Allah, emrini yerine getirecektir. Allah her şey için bir ölçü/bir kader belirlemiştir.
Süleymaniye Vakfı
Allah ona, hiç beklemediği yerden rızık verir[1]. Kim Allah'a güvenip dayanırsa O, ona yeter. Şüphesiz Allah, işini sonuca ulaştırır. Kesinlikle Allah, her şey için bir ölçü koymuştur[2].
Süleyman Ateş
Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanırsa O, ona yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah herşey için bir ölçü koymuştur.

Talak 65:4

Cüz: 28 | Sayfa: 557
وَالّٰٓئ۪ يَـئِسْنَ مِنَ الْمَح۪يضِ مِنْ نِسَٓائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍۙ وَالّٰٓئ۪ لَمْ يَحِضْنَۜ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِه۪ يُسْراً
Vellai yeisne minel mahidı min nisaikum inirtebtum fe iddetuhunne selasetu eşhurin vellai lem yahıdn, ve ulatul ahmali eceluhunne en yada'ne hamlehunn, ve men yettekıllahe yec'al lehu min emrihi yusra.
Mustafa İslamoğlu
Ve ay halinden tamamen kesilen kadınlarınız konusunda kuşkuya düşerseniz; bilin ki onların bekleme süresi üç aydır; hiç ay hali görmeyenlerin ki de öyledir; hamile olanların iddeti ise doğum yapıncaya kadardır. Ve her kim Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olursa, O ona buyruğunu kolay kılar:
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayızdan kesilmiş olan kadınlarınız -şübhelendinizse- onların ıddeti de üç aydır, hayız görmiyenler de öyle, yüklülerin ise ecelleri hamillerini vaz' etmeleridir ve her kim Allaha korunursa Allah onun işine bir kolaylık verir
Diyanet İşleri
Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla, henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
Mehmet Okuyan
Kadınlarınızdan âdet halinden ümit kesenlerin (durumundan) şüphe ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. (Bir sebeple) âdet göremeyenler (için de durum böyledir).[1] Hamile olanların (bekleme) süresi ise yüklerini bırakmaları (doğuma kadar)dır. Kim Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olursa, (Allah) ona işinde kolaylık verir.
Suat Yıldırım
Kadınlarınızdan adetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz adet görmeyenlerin de süreleri böyledir. Hamile olan kadınların iddetleri, çocuklarını doğurdukları vakit biter. Kim Allah'ı sayıp O' na karşı gelmekten korunursa, Allah onun işinde bir kolaylık verir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Adetten kesilmiş kadınlarınız hakkında şüpheye düşerseniz, onların iddeti de üç aydır; adet görmeyenler de öyledir. Yüklülerin süresi ise doğum yapmalarıdır. Her kim Allah'tan korkarsa, Allah onun işine bir kolaylık verir.
Muhammed Esed
Ay hali görmekten kesilen ve hiç ay hali görmeyen kadınlarınıza gelince, onların iddeti, -eğer (onun süresiyle ilgili) bir şüpheniz varsa- üç (takvim) ay(ı) olacaktır; hamile olanların iddetleri ise, doğum yaptıklarında sona erecektir. Allah, kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyan herkese, buyruklarına uymayı kolaylaştırır.
Yaşar Nuri Öztürk
Adetten kesilen kadınlarınızın iddet bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç adet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah'tan korkarsa, O ona işinde bir kolaylık nasip eder.
Süleymaniye Vakfı
Kadınlarınızdan adetten ümidini kesmiş (menopoza girmiş) olanlar(ın iddeti) hakkında şüpheye düşerseniz (bilin ki) onların iddeti üç aydır; adet görmeyen kadınlarınki[1] de öyledir. Hamile olanların bekleme süreleri ise hamileliklerinin sonlanması ile biter[2]. Kim Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakınırsa Allah onun işinde bir kolaylık oluşturur.
Süleyman Ateş
(Yaşlılıklarından ötürü) Adetten kesilen kadınlarınızın (bekleme süresinden) şüphe ederseniz, (bilin ki) onların bekleme süresi üç aydır. Henüz adet görmeyenler de böyledir. Gebe olanların bekleme süresi, yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah'tan korkarsa (Allah) ona işinde bir kolaylık yaratır.

Talak 65:5

Cüz: 28 | Sayfa: 557
ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَـهُٓ اَجْراً
Zalike emrullahi enzelehu ileykum, ve men yettekıllahe yukeffir anhu seyyiatihi ve yu'zım lehu ecra.
Mustafa İslamoğlu
İşte bu Allah'ın size indirmiş olduğu buyruğudur; kim Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olursa, (Allah) onun günahlarını örter ve ona muazzam bir ödül verir.
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte bu (anlatılan ahkam) Allahın emridir, onu size indirdi ve her kim Allahdan korkarsa Allah onun kabahatlerini örter ve ecrini büyültür
Diyanet İşleri
İşte bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını büyütür.
Mehmet Okuyan
İşte bu(nlar), Allah'ın size indirdiği emirleridir. Kim Allah'a karşı takvâlı olursa, (Allah) onun kötülüklerini örter ve onun ödülünü artırır.
Suat Yıldırım
İşte bu, Allah'ın size indirdiği bir emirdir. Kim Allah'a karşı gelmekten korunursa Allah onun günahlarını örter, onun mükafatını artırır, ecrini bol bol verir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte bu (anlatılan hükümler), Allah'ın size indirdiği emridir. Her kim Allah'tan korkarsa, Allah onun kabahatlarını örter ve mükafatını büyütür.
Muhammed Esed
bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Ve O, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olan herkesin (bazı) kötü fiillerini örter ve onlara büyük bir ödül bağışlar.
Yaşar Nuri Öztürk
İşte bu, Allah'ın size indirmiş olduğu emridir. Kim Allah'tan korkarsa O, onun çirkinliklerini örter ve onun ödülünü büyütür.
Süleymaniye Vakfı
Bu Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakınırsa Allah da onun kötülüklerini örter ve alacağı ödülü çoğaltır[1].
Süleyman Ateş
Bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkarsa (Allah) onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını büyütür.

Talak 65:6

Cüz: 28 | Sayfa: 558
Ekonomi ve Ticaret
#ekonomi_ahlak
اَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَٓارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّۜ وَاِنْ كُنَّ اُو۬لَاتِ حَمْلٍ فَاَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتّٰى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۚ فَاِنْ اَرْضَعْنَ لَكُمْ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۚ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍۚ وَاِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُٓ اُخْرٰىۜ
Eskinu hunne min haysu sekentum min vucdikum ve la tudarruhunne li tudayyiku aleyhinn, ve in kunne ulati hamlin fe enfiku aleyhinne hatta yeda'ne hamle hunn, fe in erda'ne lekum fe atuhunne ucure hunn, ve'temiru beynekum bi ma'ruf, ve in teasertum fe se turdıu lehu uhra.
Mustafa İslamoğlu
(İddet bekleyen kadınlarınızı), imkanlarınız nisbetinde barındığınız şartlara uygun olarak barındırın; onlar üzerinde baskı kurup hayatlarını çekilmez hale getirmeyin; eğer hamileyseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını üstlenin; eğer (çocuğunuzu) sizin hesabınıza emzirirlerse, onlara hak ettikleri karşılığı verin ve (çocuğun geleceğini) kendi aranızda ortak değerler çerçevesinde istişare edin; eğer (emzirme konusunda) karşılıklı zorlanırsanız, bu takdirde (baba) hesabına bir başkasının emzirmesi gerekecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O kadınları gücünüzün yettiğinden sakin olduğunuz yerin bir kısmında iskan ediniz ve üzerlerine tazyık yapmak için onları ızrara kalkışmayınız ve eğer yüklü iseler hamillerini vaz' edinciye kadar nefakalarını verin, sonra sizin hisabınıza emzirirlerse o vakit de ecirlerini verin ve aranızda iyilikle emr edin ve eğer zorlaşıyorsanız o halde baba hisabına diğer bir emzikli emzirecektir.
Diyanet İşleri
Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.
Mehmet Okuyan
Gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin (evinizin) bir bölümünde onları (da) oturtun! Onları (gitmeleri için) sıkıştırıp kendilerine zarar vermeyin! (Boşandığınız kadınlar) hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin! Sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin; aranızda uygun bir şekilde istişare edin! (Emzirtme konusunda) zorluk çekerseniz, onu başka bir (kadın) emzirecektir.
Suat Yıldırım
Boşadığınız eşlerinizi, imkanlarınız nisbetinde oturduğunuz meskenlerin bir bölümünde iddetlerini tamamlayıncaya kadar oturtun! Onlar üzerinde çıkıp gitmelerini sağlamak için bir baskı kurmak niyetiyle onlara zarar vermeye kalkışmayın. Eğer onlar hamile iseler, çocuklarını doğuruncaya kadar nafakalarını verin. Sonra boşadığınız eşlerle ilginiz kesilince sizin hesabınıza çocuklarınızı emzirirlerse, ücretlerini verin. Aranızda ücret işini meşru çerçevede, örfe uygun olarak güzellikle görüşüp sonuçlandırın! Eğer annesinin çocuğu emzirmemesi sebebiyle sıkıntıya düşerseniz, bu takdirde baba, ücret vererek bir başka emziren kadın bulacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O kadınların, gücünüze göre oturduğunuz meskenin bir bölümünde oturmalarını sağlayın ve onlara baskı yapmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın! Eğer yüklü iseler, doğumlarını yapıncaya kadar nafakalarını verin! Sizin için çocuğu emzirirlerse ücretlerini verin ve aranızda güzelce anlaşın. Eğer zorlaşıyorsanız, bu durumda çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.
Muhammed Esed
(O halde, iddetlerinin içinde bulunan) kadınların, sizinle aynı yerde, aynı imkanları kullanarak geçinmelerini sağlayın ve onları rahatsız edip hayatlarını çekilmez hale getirmeyin. Eğer hamile kalırlarsa, doğumlarını yapıncaya kadar onlar için her türlü harcamayı yapın; (boşanma kesinleştikten sonra) çocuğunuzu emzirirlerse onlara (hak ettikleri) karşılığı verin ve kendi aranızda (çocuğun geleceğini) uygun bir şekilde konuşun. Eğer ikiniz de (annenin çocuğu emzirmesi ihtimalini) zor görürseniz onu (babasının) adına başka bir kadın emzirsin.
Yaşar Nuri Öztürk
O kadınları, imkanlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar verme yönüne gitmeyin. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.
Süleymaniye Vakfı
Boşadığınız kadınları (iddetleri süresince) imkanlarınız ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun[1]. (Evi) dar etmek için onlara zarar vermeye kalkmayın. Hamile iseler hamilelikleri sonlanıncaya kadar nafakalarını karşılayın. Çocuğu sizin için emzirirlerse ücretlerini verin[2]. İşleri aranızda marufa göre karşılıklı görüşme ile yürütün. Eğer karşılıklı olarak zorlanırsanız babası için çocuğu, bir başkası emzirecektir.
Süleyman Ateş
(Boşadığınız) O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştır(ıp evden çıkmağa zorla)mak için kendilerine zarar vermeğe kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup anlaşın. Eğer (anlaşmakta) güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.

Talak 65:7

Cüz: 28 | Sayfa: 558
Ekonomi ve Ticaret
#rızık_nimet
لِيُنْفِقْ ذُوسَعَةٍ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّٓا اٰتٰيهُ اللّٰهُۜ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا مَٓا اٰتٰيهَاۜ سَيَجْعَلُ اللّٰهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْراً۟
Li yunfık zu seatin min seatih, ve men kudire aleyhi rızkuhu fel yunfik mimma atahullah, la yukellifullahu nefsen illa ma ataha, seyec'alullahu ba'de usrin yusra.
Mustafa İslamoğlu
(Neticede) imkanı olanlar, imkanları nisbetinde harcama yapsın; maddi imkanı dar olanlar da Allah'ın kendisine verdiği kadar harcama yapsın: Allah hiç kimseye verdiği imkandan fazlasını yüklemez; (belki de) Allah, bir zorluktan sonra bir kolaylık ihsan edecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Genişliği olan genişliğinden infak etsin, rızkı dar olan da Allahın ona verdiğinden infak eylesin, Allah bir nefse verdiğinden başka teklif etmez, Allah bir usrun arkasından bir yüsür yapar
Diyanet İşleri
Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan da, Allah'ın ona verdiğinden (o ölçüde) harcasın. Allah, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
Mehmet Okuyan
İmkânı geniş olan, imkânına göre nafaka versin; rızkı daraltılmış olan da Allah'ın kendisine verdiğinden nafaka ödesin! Allah kimseyi ona verdiği (imkân)dan başkasıyla sorumlu tutmaz.[1] Allah her zorluktan sonra kolaylık yaratacaktır.[2]
Suat Yıldırım
İmkanı geniş olan, imkanına göre nafakayı bol versin. Nasibi sınırlı olan ise Allah'ın kendisine verdiği imkan ölçüsünde nafaka versin. Allah, herkesi sadece ona verdiği imkan nisbetinde yükümlü tutar. Allah, sıkıntının ardından kolaylık ihsan eder.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Varlıklı olan varlığı nisbetinde nafaka versin, rızkı dar olan da Allah'ın kendisine verdiğinden nafaka verin! Allah hiç kimseyi kendisine verdiğinden başkasıyla mükellef (sorumlu) tutmaz. Allah bir zorluğun arkasından bir kolaylık yapar.
Muhammed Esed
(Bütün bu durumlarda,) geniş imkanlara sahip olan kişi, genişliği ile uyumlu olarak harcasın; rızık imkanları dar olan kimse ise Allah'ın kendisine verdiğine uygun şekilde harcasın! Allah hiç kimseye kendi verdiğinden daha fazlasını yüklemez; (ve mümkündür ki) Allah sıkıntıdan sonra rahatlık verecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Geniş imkana sahip olan bu geniş imkanından harcasın. Rızkı kendisine ölçü ile verilmiş olan da Allah'ın kendisine verdiğinden infak etsin. Allah hiçbir benliği, kendisine verdiği şey dışında yükümlü tutmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
Süleymaniye Vakfı
Varlıklı olan, harcamayı varlığına göre yapsın. Rızkı dar olan da Allah'ın kendisine verdiğinden harcasın[1]. Allah hiç kimseye, verdiği imkandan fazla sorumluluk yüklemez[2]. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık oluşturacaktır[3].
Süleyman Ateş
Eli geniş olan, genişliğine göre nafaka versin. Rızkı kısılmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah, bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler, (kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez). Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.

Talak 65:8

Cüz: 28 | Sayfa: 558
#rab
وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ اَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِه۪ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَاباً شَد۪يداً وَعَذَّبْنَاهَا عَذَاباً نُكْراً
Ve keeyyin min karyetin atet an emri rabbiha ve rusulihi fe hasebnaha hisaben şediden ve azzebnaha azaben nukra.
Mustafa İslamoğlu
İmdi, Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrini dinlemeyen nice topluluklar gelip geçmiştir; sonunda Biz hepsiyle pek çetin bir biçimde hesaplaşmış, inanılmaz bir azaba çarptırmışızdır:
Elmalılı Hamdi Yazır
Nice memleket (nice şenlik) Rabbının ve rasullerinin emrinden çıkıp azdı da biz onu şiddetli bir hisaba çektik ve görülmedik bir azaba giriftar eyledik
Diyanet İşleri
Nice kentlerin halkı Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azdılar. Bu yüzden kendilerini çetin bir hesaba çektik ve görülmedik bir azaba çarptırdık.
Mehmet Okuyan
Rabbinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice şehirler (halklar) vardı ki biz onları (mahşerde) şiddetli bir hesaba çekeceğiz ve onlara görülmemiş şekilde azap edeceğiz.[1]
Suat Yıldırım
Rab'lerinin emrinden ve O'nun resullerinin talimatlarından taşkınlık ederek azan nice ülkelerin halkları var ki, Biz onları şiddetli bir şekilde hesaba çektik ve eşi benzeri görülmemiş şekilde cezalandırdık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nice memleket (halkı), Rabbinin ve peygamberlerinin emrinden çıkıp azdı da Biz onu çetin bir hesaba çektik ve görülmemiş bir azaba çarptırdık.
Muhammed Esed
Nice topluluk var ki Rablerinin ve Elçilerinin emirlerine küstahça karşı çıkmışlardır! Bunun üzerine Biz tümünü çetin bir hesaba çektik ve görülmemiş bir azaba çarptırdık.
Yaşar Nuri Öztürk
Nice kentler vardı ki, azgınlık edip Rabbinin ve onun resullerinin emrinden çıktılar da biz onları çok zorlu bir hesaba çektik ve onlara, görülmemiş bir azapla azap ettik.
Süleymaniye Vakfı
Rablerinin emrine ve elçilerine başkaldırmış nice kenti çetin bir hesaba çektik ve görülmemiş bir azaba uğrattık[1].
Süleyman Ateş
Nice kent var ki Rabbinin ve elçilerinin buyruğuna baş kaldırdı, biz de onu çetin bir hesaba çektik ve ona görülmemiş biçimde azabettik.

Talak 65:9

Cüz: 28 | Sayfa: 558
فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْراً
Fe zakat ve bale emriha ve kane akıbetu emriha husra.
Mustafa İslamoğlu
Nihayet yaptıklarının vebalini tatmışlar, işledikleri şeyler sonucunda yıkıma uğramışlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
O suretle emrinin vebalini tattı ve işinin akıbeti bir hüsran oldu
Diyanet İşleri
Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.
Mehmet Okuyan
Böylece onlar da işlerinin cezasını tatmış (olacak)lardır; işlerinin sonu da tam bir kayıptır.
Suat Yıldırım
Böylece kötü işlerinin sorumluluğunu tattılar, işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O şekilde yaptığının cezasını tattı ve işinin sonucu bir hüsran oldu.
Muhammed Esed
Ve böylece onlar kendi yaptıklarının kötü meyvelerini tattılar; (bu dünyada,) yaptıklarının sonu yıkım oldu;
Yaşar Nuri Öztürk
Böylece onlar, yaptıklarının vebalini tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.
Süleymaniye Vakfı
Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu[1].
Süleyman Ateş
İşinin vebalini taddı. İşinin sonucu da tüm bir ziyan idi.

Talak 65:10

Cüz: 28 | Sayfa: 558
#iman #akıl_bilgi
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَاباً شَد۪يداً فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚۛ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚۛ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْراًۙ
E addallahu lehum azaben şediden fettekullahe ya ulil elbab, ellezine amenu, kad enzelallahu ileykum zikra.
Mustafa İslamoğlu
(Dahası) Allah onlar için (ahirette) çetin bir azab hazırlamıştır. Şu halde ey akletme yeteneğini kamil manada kullananlar! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! (Ey bu vahye) iman edenler: siz de! Zira Allah size uyarıcı bir mesaj indirmiş;
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah öyleler için şehid bir azab hazırlamıştır, ondan dolayı Allahtan korkun da korunun ey halis özü, temiz aklı olanlar, iyman edenler! İşte Allah size bir zikr indirdi
Diyanet İşleri
Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur'an) indirdi.
Mehmet Okuyan
Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamış (olacak)tır. Ey iman etmiş öz akıl sahipleri! Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Allah size elbette bir hatırlatıcı (elçi) indirmiştir:
Suat Yıldırım
(10-11) Allah onlar için ahirette de pek çetin bir azap hazırladı. Artık siz ey akıl sahipleri, ey iman etmiş kullarım! Allah'a karşı gelmekten, ileride de hep sakının ki böyle bir azaptan korunasınız. İşte Allah size gerçekleri hatırlatan bir kitap indirdi, bir Elçi gönderdi. Allahın nurlar saçan, yollar açan ayetlerini sizlere okuyor ki iman edip makbul ve güzel işler yapanları karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah'a iman eder, makbul ve güzel işler yaparsa, Allah onları, hem de devamlı kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Allah böyle kuluna gerçekten pek güzel nasip ihsan eder.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde Allah'tan korkun, ey özü pak, aklı temiz olanlar, iman edenler işte Allah size bir öğüt indirdi!
Muhammed Esed
(Öteki dünyada ise) Allah onlar için (daha da) şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde siz ey basiret sahipleri, (siz) iman edenler, Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Allah size gerçekten bir uyarıcı indirmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah onlar için şiddetli bir azap hazırladı. Artık Allah'tan korkun, ey iman etmiş akıl ve gönül sahipleri! Allah size bir Zikir/bir uyarıcı/bir düşündürücü indirmiştir.
Süleymaniye Vakfı
Allah (ahirette) onlar için çetin bir azap daha hazırlamıştır[1]. Öyleyse Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının ey inanıp güvenen aklıselim sahipleri! Allah, size bir zikir /kitap indirdi[2].
Süleyman Ateş
Allah o(insa)nlara şiddetli bir azab da hazırlamıştır. Ey inanmış olan, sağduyu sahipleri, Allah'tan korkun, Allah size bir uyarı indirdi.

Talak 65:11

Cüz: 28 | Sayfa: 558
Ekonomi ve Ticaret
#iman #akıl_bilgi #rızık_nimet
رَسُولاً يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقاً
Resulen yetlu aleykum ayatillahi mubeyyinatin li yuhricellezine amenu ve amilus salihati minez zulumati ilen nur, ve men yu'min billahi ve ya'mel salihan yudhilhu cennatin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ebeda, kad ahsenallahu lehu rızka.
Mustafa İslamoğlu
iman eden ve ıslak edici iyiliklerde bulunanları (küfrün) karanlıklarından (imanın) aydınlığına çıkarmak için, Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir elçi göndermiştir. Her kim Allah'a inanır ve ıslah edici iyilikler yaparsa, içinde ebedi kalmak üzere (Allah) onu zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere koyar: böylece Allah ona tarifsiz güzellikte bir rızık vermiş olur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir Rasul gönderdi, Allahın nurlar saçan, yollar açan ayetlerini sizlere karşı okuyor ki iyman edip salih amel işliyenleri zulmetlerden nura çıkarsın ve her kim Allaha iyman edip salah ile çalışırsa Allah onu altından ırmaklar akar cennetlere koyacak. Orada ebediyyen muhalledler, öyleki Allah ona hakikaten güzel bir rızk ihsan etmiş.
Diyanet İşleri
İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir peygamber gönderdi. Kim Allah'a inanır ve salih bir amel işlerse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.
Mehmet Okuyan
İman edip iyi işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için[1] size Allah'ın apaçık ayetlerini tilavet eden (okuyup aktaran) bir elçi (göndermiştir). Kim Allah'a inanır ve iyi iş(ler) yaparsa (Allah da) onu, içinde ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir.[2] Elbette Allah o kimse için bir rızık lütfetmiş (olacak)tır.
Suat Yıldırım
(10-11) Allah onlar için ahirette de pek çetin bir azap hazırladı. Artık siz ey akıl sahipleri, ey iman etmiş kullarım! Allah'a karşı gelmekten, ileride de hep sakının ki böyle bir azaptan korunasınız. İşte Allah size gerçekleri hatırlatan bir kitap indirdi, bir Elçi gönderdi. Allahın nurlar saçan, yollar açan ayetlerini sizlere okuyor ki iman edip makbul ve güzel işler yapanları karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah'a iman eder, makbul ve güzel işler yaparsa, Allah onları, hem de devamlı kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Allah böyle kuluna gerçekten pek güzel nasip ihsan eder.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın nurlar saçan, yollar açan ayetlerini sizlere karşı okuyan bir peygamber gönderdi, iman edip yararlı işler yapanları karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye. Her kim Allah'a iman edip dürüstçe çalışırsa, onu, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah ona gerçekten güzel bir rızık vermiştir.
Muhammed Esed
Allah'ın apaçık mesajlarını size aktaran bir elçi (göndermiştir) ki iman edip doğru ve yararlı işler yapanları zifiri karanlıktan aydınlığa çıkarabilsin. Kim Allah'a inanıp doğru ve yararlı işler yaparsa, Allah onu içinden ırmaklar akan sonsuza kadar kalacakları bahçelere koyacaktır. Allah, (böylece) ona en güzel rızkı vermiş olacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir elçi indirmiştir ki, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri, karanlıklardan nura çıkarmak için Allah'ın ayetlerini açık seçik okur. Allah'a inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları Allah, altlarından ırmaklar akan cennetlere/bahçelere koyacaktır. Onlar orada sonsuza dek kalıcıdır. Allah böylesi için rızkı gerçekten güzelleştirmiştir.
Süleymaniye Vakfı
Allah size açıklayıcı ayetlerini bağlantıları ile birlikte okuyan[1] bir resul[2] de gönderdi ki inanıp güvenen ve iyi işler yapanları karanlıklardan aydınlığa çıkarsın[3]. Kim Allah'a inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa Allah onu, ölümsüz olarak sonsuza dek kalacağı[4], içinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Böylece Allah ona, gerçekten güzel bir rızık ihsan etmiş olur.
Süleyman Ateş
Yani size Allah'ın açık açık ayetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki, inanıp yararlı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah ona gerçekten güzel rızık vermiştir.

Talak 65:12

Cüz: 28 | Sayfa: 558
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً
Allahullezi halaka seb'a semavatin ve minel ardı mislehunn, yetenezzelul emru beynehunne li ta'lemu ennallahe ala kulli şey'in kadirun ve ennallahe kad ehata bi kulli şey'in ilma.
Mustafa İslamoğlu
Allah, yedi kat gökleri ve yerden de bir o kadarını yaratandır. O'nun (yaratıcı) iradesi, bu ikisi arasında her an yenilenerek sürekli tecelli eder ki, Allah'ın her şeye muktedir olduğunu ve her şeyi akıl sır ermez bir ilimle kuşattığını kavrayasanız.
Elmalılı Hamdi Yazır
O Allah ki yedi Sema yaratmış. Arzdan da onların bir mislini, aralarından emir inip duruyor; şunu bilesiniz diye ki: Allah her şey'e kadirdir ve Allah her şey'i ılmiyle ihata etmiştir.
Diyanet İşleri
Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah'ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.
Mehmet Okuyan
Allah yedi kat göğü[1] ve yerden de bir o kadarını yaratandır. Allah'ın her şeye gücünün yettiğini ve her şeyi ilmiyle elbette kuşattığını bilin diye emir bunlar (göklerle yer) arasında inmektedir.
Suat Yıldırım
Allah O yüce Yaratıcıdır ki yedi kat göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Allah'ın emri ve hükmü bunlar arasında inip durur ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın her şeyi ilmiyle ihata ettiğini, O'nun ilmi dışında hiçbir şey olmayacağını siz de bilesiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah ki, yedi gök yaratmıştır, yerden de onların bir mislini. Allah'ın herşeye kadir olduğunu ve Allah'ın, bilgisiyle herşeyi kuşattığını bilesiniz diye, (bunların) aralarından emir inip duruyor.
Muhammed Esed
Allah, yedi göğü ve aynı şekilde yeri(n sayısız parçasını) yaratandır. O'nun (yaratıcı) iradesi, bütün bu (yarattık)ları aracılığıyla kesintisiz tecelli eder ki Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi bilgisiyle kuşattığını göresiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah O'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz.
Süleymaniye Vakfı
Allah, yedi (kat)[1] göğü bir de onların mislini yani (yedi kat) yeri[2] yaratmış olandır. (Allah'ın emrettiği) işler, bunlar arasında inip durur[3]. Bu, Allah'ın her şeye bir ölçü koyduğunu ve Allah'ın, kesinlikle her şeyi bilgisiyle çepeçevre kuşattığını bilmeniz içindir[4].
Süleyman Ateş
Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. (Allah'ın) Buyruğu, bunlar arasında iner ki Allah'ın herşeye kadir olduğunu ve Allah'ın bilgice her şeyi kuşatmış bulunduğunu bilesiniz.

Tahrim 66:1

Cüz: 28 | Sayfa: 559
#rahmet
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَۚ تَبْتَغ۪ي مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ya eyyuhen nebiyyu lime tuharrimu ma ehallallahu lek, tebtegi merdate ezvacik, vallahu gafurun rahim.
Mustafa İslamoğlu
Sen ey peygamber! Eşlerin(den bir kısmının) rızasını kazanmak için, neden Allah'ın helal kıldığı şeyi kendine haram ediyorsun? Yine de Allah çok bağışlayıcıdır, sınırsız bir merhamet kaynağıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o Peygamber! Sana Allahın halal kıldığını niçin haram edersin, zevcelerinin hoşnudluğunu ararsın? Maamafih Allah gafurdur, rahimdir.
Diyanet İşleri
Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Okuyan
Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi eşlerini memnun etmek uğruna niçin kendine haram kılıyorsun?[1] Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Suat Yıldırım
Ey Peygamber! Niçin eşlerini memnun etmek için sen kendini sıkıntıya sokup Allah'ın sana helal kıldığı şeyleri nefsine adeta haram kılıyor, kendini onlardan mahrum bırakıyorsun? Bilirsin ki Allah gafurdur, rahimdir (senin bu zelleni de bağışlar. Sana olan bu tarizi, senin yüce makamını titizlikle korumasındandır).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey Peygamber, sana Allah'ın helal ettiğini niçin haram edersin; hanımlarının hoşnutluğunu ararsın? Yine de Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Muhammed Esed
Ey Peygamber! Eşlerin(den herhangi biri)ni memnun etmek için, neden Allah'ın sana helal kıldığı bazı şeyleri (kendine) haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafur'dur, Rahim'dir.
Süleymaniye Vakfı
Ey Nebi! Eşlerinin gönlünü kazanmak için Allah'ın sana helal kıldığını[1] niçin kendine haram kılıyorsun[2]! Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.
Süleyman Ateş
Ey peygamber! Niçin, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin, hatırı için haram kılıyorsun? Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Tahrim 66:2

Cüz: 28 | Sayfa: 559
#iman
قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَـكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
Kad faradallahu lekum tehillete eymanikum, vallahu mevlakum, ve huvel alimul hakim.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu Allah, (kendinizi gereksiz yere bağladığınız) yeminlerinizi bozup keffaretini verebileceğinizi size bildirir; zira Allah sizin efendinizdir: Ve O her şeyi bilendir, her hükmünde tam isabet edendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah sizin için yeminlerinizin çözümlüğünü farz kılmıştır ve Allah sizin mevlanızdır, hem de alim hakim odur
Diyanet İşleri
Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı elbette size farz kılmıştır.[1] Sizin yardımcınız Allah'tır. O bilendir, doğru hüküm verendir.
Suat Yıldırım
Allah gerektiğinde yeminlerinizi çözmek için keffaret yolunu göstermiştir. Allah sizin yardımcınızdır, sahibinizdir. O her şeyi mükemmelen bilen, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah size yeminlerinizin çözümlüğünü (çözülmesini) farz kılmıştır ve Allah, sizin sahibinizdir. O herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Muhammed Esed
(Ey müminler!) Allah, (doğru ve haklı bir gerekçesi olmayan) yeminlerinizi bozmayı ve keffaretini vermeyi (size) emretmiştir. Allah, sizin Yüce Efendinizdir ve yalnız O'dur her şeyi bilen, gerçek hikmet sahibi.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah size, yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır. Ve Allah, sizin Mevla'nızdır. Alim'dir O, her şeyi bilir; Hakim'dir O, hikmetleri sonsuzdur.
Süleymaniye Vakfı
Allah, (bu tür) yeminlerinizi[1] bozmayı[2] size farz kılmıştır. Allah, sizin en yakınınızdır. O, daima bilen ve bütün kararları doğru olandır.
Süleyman Ateş
Allah size, yeminlerinizi (keffaretle) çözmeyi meşru' kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Tahrim 66:3

Cüz: 28 | Sayfa: 559
وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِيُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِه۪ حَد۪يثاًۚ فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِه۪ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍۚ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِه۪ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَاۜ قَالَ نَبَّاَنِيَ الْعَل۪يمُ الْخَب۪يرُ
Ve iz eserren nebiyyu ila ba'dı ezvacihi hadisa, fe lemma nebbeet bihi ve azherehullahu aleyhi arrefe ba'dahu ve a'rada an ba'd, fe lemma nebbeeha bihi kalet men enbeeke haza, kale nebbeeniyel alimul habir.
Mustafa İslamoğlu
Hani, bir gün Peygamber eşlerinden birini bir hadiseden (dolayı) sırrına ortak etmişti; fakat eşi bu sırrı ifşa edip Allah da onu (Peygamber'e) bildirince, (Peygamber) o hadisenin bir kısımını (diğer eşine) de anlatmış, ama bir kısmından hiç söz etmemişti. Nihayet (Peygamber sır tutmayan) eşine yaptığı (yanlışı) bildirince, "Bunu sana kim haber verdi?" demişti. (Peygamber de), "Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan haber verdi" diye cevap vermişti.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve hani Peygamber zevcelerinin ba'zısına sir olarak bir söz söylemişti, vaktaki o onu haber verdi, Allah da Peygambere onu açtı, açınca Peygamber -o zevcesine- birazını tanıttı, birazından da sarfı nazar etti, ona bu suretle anlatıverince bunu sana kim haber verdi dedi, bana dedi, o alim, habir nübüvvetle haber verdi.
Diyanet İşleri
Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.
Mehmet Okuyan
Hani Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. (Fakat eşi) o sözü (başkasına) bildirip Allah da bunu (Peygamber'e) açıklayınca, o da (konunun) bir kısmını (eşine) bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. (Peygamber) bunu ona (eşine) bildirince, (eşi) "Bunu sana kim bildirdi?" diye sormuş, o da "Bilen, haberdar olan (Allah) bana bildirdi." demişti.[1]
Suat Yıldırım
Hani bir ara Peygamber, eşlerinden birine sır olarak bir söz söylemişti. Fakat o, bunu kumalarından birine haber verince, Allah da bu durumu Peygamberine bildirdi. O da eşine söylediğinin bir kısmını bildirip, bir kısmından ise vazgeçmişti. Peygamber, o eşine bu durumu anlatınca o hayret ederek: "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber de: "Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah, bana haber verdi." diye cevap verdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hani peygamber hanımlarından birine gizlice bir söz söylemişti. O, onu haber verip Allah da peygambere onu açtı. Peygamber (hanımına) onun bir kısmını anlattı, bir kısmından da vazgeçti. Ona anlattığı zaman hanımı: "Bunu sana kim haber verdi?" dedi. Peygamber: "Bana o herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olan (Allah) haber verdi" dedi.
Muhammed Esed
Hani, (bir gün) Peygamber, eşlerinden birine gizli bir şeyler söylemişti; eşi bunu ifşa edip Allah da Peygamber'e bildirince, Peygamber (söylediklerinin) bir kısmını (diğerlerine de) anlatmış, bir kısmına ise hiç değinmemişti. Peygamber durumu eşine anlatınca, kadın: "Bunu sana kim söyledi?" diye sordu. (Peygamber de,) "Her şeyi Bilen, Her şeyden Haberdar Olan, bana söyledi" diye cevap verdi.
Yaşar Nuri Öztürk
Hani, Peygamber, eşlerinden birine bir sözü gizlice söylemişti. Sonra eşi bu sözü duyurup Allah da onu Peygamber'e bildirince, Peygamber sözün bir kısmını açıklamış, bir kısmından vazgeçmişti. Peygamber, sözü eşine bildirdiğinde o: "Bunu sana kim haber verdi?" demişti. Peygamber de: "O her şeyi bilen, her şeyden haberi olan bana bildirdi." diye cevaplamıştı.
Süleymaniye Vakfı
Bir gün Nebi, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. O da onu, (Nebi'nin diğer eşine) bildirince Allah, bu olayı Nebisine açık etti. Nebi onun bir kısmını (gizlice söz söylediği) eşine anlattı, bir kısmını da anlatmaktan vazgeçti. Eşine bildirdiğinde o: "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Nebi de "Bana, daima bilen; her şeyin iç yüzünden haberdar olan (Allah) bildirdi." diye cevap verdi.
Süleyman Ateş
Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü (başkasına) haber verip, Allah da peygamberi, eşinin bu davranışına muttali kılınca (Peygamber, eşine) o(söylediği)nin bir kısmını bildirmiş (şunları şunları filana söyledin demiş), bir kısmından da vazgeçmişti. (Peygamber) Bunu eşine haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi (Peygamber): "(Herşeyi) Bilen, haber alan (Allah) bana söyledi" dedi.

Tahrim 66:4

Cüz: 28 | Sayfa: 559
#iman
اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ
İn tetuba ilallahi fe kad sagat kulubukuma, ve in tezahera aleyhi fe innallahe huve mevlahu ve cibrilu ve salihul mu'minin, vel melaiketu ba'de zalike zahir.
Mustafa İslamoğlu
(Onlara de ki): "Eğer siz ikiniz Allah'a tevbe ederseniz (iyi olur); doğrusu her ikinizinde kalpleri kaymıştır! Siz ikiniz eğer ona karşı dayanışma içine girerseniz, unutmayın ki Allah, evet onun dostu O'dur; buna ilaveten Cebrail, mü'minlerin en seçkin olanları ve melekler de (onun) destekçileridir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer Allaha tevbe ederseniz ne iyi, çünkü ikinizin de kalbleriniz eğildi, yok eğer ona karşı tezahüre kalkışırsanız haberiniz olsunki Allah onun mevlası, hem Cibril ve mü'minlerin salihi, onun arkasından da melaike zahirdir
Diyanet İşleri
(Ey peygamber'in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü'minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
Mehmet Okuyan
İkiniz[1] de Allah'a tevbe ederseniz, (doğrusu budur. Çünkü) elbette kalpleriniz kaymıştı. Ona (Peygamber'e) karşı birbirinize arka çıkarsanız, onun dostu Allah, Cebrail ve müminlerin iyi(ler)idir. Bunların ardından melekler de (ona) destekçidir.
Suat Yıldırım
Şimdi ikiniz de ey Peygamber eşleri, eğer kalplerinizin matlup olan durumdan kayması sebebiyle Allah'a tövbe ederseniz ne ala! Yok eğer hislerinize mağlub olup Peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah da onun yardımcısıdır. Cebrail de, salih müminler ve melaikeler de ayrıca onun yardımcılarıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Eğer (ikiniz) Allah'a tevbe ederseniz, ne iyi; çünkü ikinizin de kalpleri eğildi. Yok, eğer peygambere karşı birbirinize arka çıkmaya kalkışırsanız haberiniz olsun ki, onun yardımcısı Allah'tır, Cebrail'dir ve dürüst mü'minlerdir. Onun arkasından da melekler ona arka çıkar.
Muhammed Esed
(Onlara de ki, ey Peygamber:) "İkiniz tevbe ederek Allah'a yönelin, çünkü ikinizin de kalbi (haktan) ayrılmıştı! Ve (Allah'ın elçisi olan) Peygamber'e karşı birbirinizi desteklerseniz (bilin ki) Allah, o'nun Koruyucusudur ve (bilin ki) bundan dolayı, Cebrail, müminler arasındaki bütün dürüst ve erdemliler ve (öteki) bütün melekler, o'nun yardımına koşacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer ikiniz, ey hanımlar, Allah'a tövbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz kaydı; yok eğer Peygamber'e karşı dayanışmaya girerseniz hiç kuşkusuz bizzat Allah, onun destekçisidir. Cebrail'le iman sahiplerinin barışçıları da. Bütün bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
Süleymaniye Vakfı
(Ey Nebi'nin iki eşi!) Allah'a tövbe ederseniz (iyi olur). Çünkü ikinizin de kalbi (yanlışa) meyletti. Ona karşı birbirinize arka çıkarsanız (bilin ki) Allah onun en yakınıdır. Böyle olduktan sonra Cebrail, iyi müminler ve melekler de onun destekçileridir[1].
Süleyman Ateş
Eğer ikiniz, kalblerinizin sapmış olmasından dolayı Allah'a tevbe ederseniz (ne a'la). Ve eğer peygambere karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun koruyucusu ve yardımcısı Allah, Cibril ve mü'minlerin iyileridir. Ayrıca melekler de ona arkadır.

Tahrim 66:5

Cüz: 28 | Sayfa: 559
#rab #iman
عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً
Asa rabbuhu in tallakakunne en yubdilehu ezvacen hayren min kunne muslimatin mu'minatin kanitatin taibatin abidatin saihatin seyyibatin ve ebkara.
Mustafa İslamoğlu
Farz edin ki o sizi boşadı; bu takdirde O'nun Rabbi yerinizi sizden çok daha iyi eşlerle doldurabilir: Allah'a tam teslim olan, O'na tam güvenip inanan, O'nun iradesini gerçekleştirmek için el pençe divan duran, hatada ısrar etmeyen, yalnız O'na kulluk eden, hayır yolunda koşan, dul ya da bakire eşler...
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerek ki rabbi, şayed o sizi boşarsa, yerinize ona sizlerden daha hayırlı zevceler verir öyleki müslimeler, mü'mineler, kaniteler, taibeler, abideler, saimeler, seyyibeler ve bakireler.
Diyanet İşleri
Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.
Mehmet Okuyan
O sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, (Allah'a) teslim olan, iman edip güvenen, (Allah'a) boyun eğen, (Allah'a) yönelen, ibadet eden, seyahat eden, dul veya bakire eşler verebilir.
Suat Yıldırım
Eğer o sizi boşayacak olursa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Allah'a teslimiyet gösteren, mümin, gönülden itaat eden, tövbe eden, ibadete düşkün, oruca düşkün dul veya bakireler olarak başka eşler nasib edebilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şayet o sizi boşarsa belki de Rabbi sizin yerinize ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah'a teslim eden, inanan, içtenlikle itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.
Muhammed Esed
(Ey Peygamber eşleri!) Eğer o siz(den biriniz)i boşasaydı, Allah yerinize o'na sizden daha iyi eşler verebilirdi. Allah'a teslim olan, gerçekten inanan, O'nun iradesine gönülden itaat eden, (günah işledikleri zaman) tevbe ederek (O'na) yönelen, (yalnız O'na) kulluk eden ve (O'nun rızasını aramak için) yola koyulan, daha önce evlenmiş veya bakire kadınlar.
Yaşar Nuri Öztürk
O sizi boşarsa, kim bilir belki de Rabbi ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler nasip eder: Allah'a teslim olan, iman sahibi, gönülden bağlı, tövbe etmesini seven, ibadete düşkün, yolculuk edebilen dullar ve bakireler.
Süleymaniye Vakfı
(Ey Nebi'nin eşleri![1]) Eğer o sizi boşarsa bakarsınız Rabbi, sizin yerinize, sizlerden daha hayırlı; Allah'a teslim olan, inanıp güvenen, içten boyun eğen, Allah'a yönelen, ibadetlerini yapan, gezip gerçekleri gören[2] kadınları, dul ve bakire eşler olarak ona verir.
Süleyman Ateş
O sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah'a teslim eden, inanan, gönülden ita'at eden, tevbe eden, ibadet eden seyahat eden dul ve bakire eşler verir.

Tahrim 66:6

Cüz: 28 | Sayfa: 559
#iman
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Ya eyyuhellezine amenu ku enfusekum ve ehlikum naren vakuduhan nasu vel hicaretu aleyha melaiketun gılazun şidadun la ya'sunallahe ma emerehum ve yef'alune ma yu'merune.
Mustafa İslamoğlu
Siz ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz! Ona memur melekler kararlı ve tavizsizdirler; hiçbir buyruğunda Allah'a karşı gelmezler ve kendilerine emredileni yaparlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o bütün iyman edenler! Kendilerinizi ve ailelerinizi koruyun bir ateşten ki yakacağı o insanlar, o taşlardır, üzerinde öyle Melekler vardır ki yoğun mu yoğun, çetin mi çetin, Allah kendilerine ne emrettiyse ona ısyan etmezler ve her neye me'mur iseler yaparlar.
Diyanet İşleri
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.
Mehmet Okuyan
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taş olan ateşten koruyun![1] Üzerinde son derece güçlü, Allah'ın kendilerine emrine isyan etmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.
Suat Yıldırım
Ey iman edenler! Kendilerinizi ve ailenizi, yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun. Onun başında kaba yapılı, sert ve şiddetli melekler olup onlar asla Allah'a isyan etmez ve kendilerine verilen bütün emirleri tam yerine getirirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey iman edenler, kendilerinizi ve ailelerinizi bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanlar ve taşlardır; onun başında son derece katı, çetin mi çetin melekler görevlidir. Allah kendilerine ne emrettiyse ona isyan etmezler ve emrolundukları her şeyi yaparlar.
Muhammed Esed
Siz ey imana ermiş olanlar! Yakıtı insanlar ve taşlar olan (öteki dünyanın) ateş(in)den kendinizi ve size yakın olanları koruyun! Onun başında (gözetici olarak) bulunanlar, emrettiği hiçbir şeyde Allah'a karşı gelmeyen, ama (daima) kendilerinden isteneni yapan kararlı (ve) azimli meleklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman sahipleri! Kendilerinizi ve ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, yakıtı insanlarla taşlardır. O ateşin başında çok katı, çok sert melekler vardır. Onlar, kendilerine emir verdiği konuda Allah'a isyan etmezler ve emredildikleri şeyi yaparlar.
Süleymaniye Vakfı
Ey inanıp güvenenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşe[1] karşı kendinizi ve ailenizi koruyun[2]. Orada, Allah'ın onlara emrettiği şeye karşı gelmeyen, kendilerine ne emredilmişse onu yapan, pek katı ve sert tabiatlı melekler vardır[3].
Süleyman Ateş
Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.

Tahrim 66:7

Cüz: 28 | Sayfa: 559
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟
Ya eyyuhellezine keferu la ta'tezirul yevm, innema tuczevne ma kuntum ta'melun.
Mustafa İslamoğlu
Siz ey küfrü tabiat haline getirenler! Bugün mazaret ileri sürmeyin! Şimdi sadece yapmış olduklarınızın karşılığını göreceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o küfredenler! O gün özür dilemeğe kalkmayın çünkü hep yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz
Diyanet İşleri
Ey inkar edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.
Mehmet Okuyan
(Onlara:) "Ey kâfir olanlar! Bugün özür dilemeyin! Size yaptıklarınızın karşılığı verilecektir!" (denir).
Suat Yıldırım
Ey kafirler! Siz ise bugün boşuna mazeret ileri sürmeyin. Siz ne yaptıysanız onun cezasını çekeceksiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey kafirler o gün özür dilemeye kalkışmayın, çünkü siz, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz!
Muhammed Esed
(O halde,) ey hakikati inkara şartlanmış olanlar, bugün (geçersiz) özürler beyan etmeyin! (Öteki dünyada) siz ancak (bu dünya hayatında) yapmış olduklarınızın karşılığını göreceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey küfre sapanlar! Özür dilemeyin bugün! Çünkü siz yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılıyorsunuz.
Süleymaniye Vakfı
(Oradakilere şöyle denecek:) Ey kafirlik edenler! Bugün özür beyan etmeyin[1]. Size sadece yaptıklarınızın karşılığı veriliyor[2].
Süleyman Ateş
(Oraya girenlere derler ki:) "Ey nankörlük edenler, bugün özür dilemeyin. Çünkü siz, ancak yaptığınız şeylerle cezalandırılıyorsunuz.!"

Tahrim 66:8

Cüz: 28 | Sayfa: 560
#rab #iman
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Ya eyyuhellezine amenu tubu ilallahi tevbeten nasuha, asa rabbukum en yukeffire ankum seyyiatikum ve yudhilekum cennatin tecri min tahtihel enharu, yevme la yuhzillahun nebiyye vellezine amenu meah, nuruhum yes'a beyne eydihim ve bi eymanihim yekulune rabbena etmim lena nurena vagfir lena, inneke ala kulli şey'in kadir.
Mustafa İslamoğlu
Siz ey iman edenler! Samimi bir kalp ile tevbe ederek içten bir sadakatle Allah'a yönelin! Umulur ki Rabbiniz günahlarınızı örter ve Allah'ın peygamber ve ona katılarak iman edenleri mahcup etmeyeceği o gün, sizi zemininden ırmakların çağladığı cennetlere koyar: Onlar önlerinden ve sağlarından ışık saçarlar ve şöyle dua ederler: "Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla: çünkü sen her şeye kadirsin!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o bütün iyman edenler! Allaha öyle tevbe edin ki nasuh (gayet ciddi, müessir, öğütcü) bir tevbe olsun, gerek ki rabbınız sizden kabahatlerinizi keffaretle örter de sizleri altından ırmaklar akar Cennetlere koyar, o gün ki Allah Peygamberini ve onun maıyyetinde iyman edenleri utandırmıyacak, nurları önlerinde ve sağlarında koşacak, şöyle diyecekler: ya rabbena! Bizlere nurumuzu tamamla ve bizleri mağfiretinle yarlığa, şübhesiz ki sen her şey'e kadirsin.
Diyanet İşleri
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter" derler.
Mehmet Okuyan
Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a yönelin! Umulur ki Rabbiniz sizden kötülüklerinizi örter. Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri rezil etmeyeceği günde Allah sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Onların ışığı önlerinden ve sağlarından koşar (ve) "Rabbimiz! Işığımızı bizim için tamamla; bizi bağışla! Şüphesiz ki sen her şeye gücü yetensin." derler.
Suat Yıldırım
Ey iman edenler! Samimi ve kesin bir dönüşle Allah'a tövbe ediniz! Böyle yaparsanız Rabbinizin sizin günahlarınızı affedeceğini, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğini umabilirsiniz. O gün Allah, Peygamberini ve onun beraberindeki müminleri utandırmaz. Onların nuru, önlerinden ve sağ taraflarından sür'atle ilerler.Şöyle derler onlar: "Ey Kerim Rabbimiz! Nurumuzu daha da artır, tamamına erdir, kusurlarımızı affet, çünkü Sen her şeye kadirsin."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey iman edenler, Allah'a öyle tevbe ile tevbe edin ki, nasuh (gayet ciddi, samimi) bir tevbe olsun! Ola ki Rabbiniz kusurlarınızı örter, Allah'ın peygamberi ve onun beraberinde iman edenleri utandırmayacağı günde sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşacak, şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz, bizlere nurumuzu tamamla ve bizi bağışla; şüphesiz ki sen her şeye kadirsin!"
Muhammed Esed
Siz ey imana ermiş olanlar! Gönülden tevbe ederek Allah'a yönelin! Umulur ki Rabbiniz kötü fiilerinizi yok eder ve Allah'ın Peygamberi ile o'nun inancını paylaşanları utandırmayacağı o Gün, sizi içinden ırmaklar akan bahçelere koyar. Onlar, önlerinden ve sağ taraflarından hızla ışık yayarlar ve "Ey Rabbimiz!" diye yalvarırlar, "Bu ışığımızı ebediyyen parlat ve günahlarımızı bağışla! Çünkü Sen her şeye kadirsin!"
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman edenler! Etkili öğüt veren bir tövbe ile Allah'a yönelin. Umulur ki Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte inananları utandırmayacaktır. Onların ışığı önlerinden ve sağ yanlarından koşup gelir. Şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Işığımızı tamamla ve bizi bağışla! Sen her şeye Kadir'sin, her şeye gücün yeter."
Süleymaniye Vakfı
Ey inanıp güvenenler! Allah'a samimi bir şekilde tövbe edin/ dönüş yapın[1]. Umulur ki Rabbiniz, kötü işlerinizi örter de sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün /toplanma günü Allah, bu nebiyi ve onun yanında olan müminleri rezil etmez[2]. Onların nuru /ışığı, önlerinden ve sağlarından yayılır[3]. Şöyle derler: "Rabbimiz, nurumuzu tamamla ve bizi bağışla! Her şeye bir ölçü koyan sensin."
Süleyman Ateş
Ey inananlar, Allah'a yürekten tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter; Allah'ın, peygamberi ve onunla beraber inanmış olanları utandırmayacağı günde, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. (O gün) onların nuru, önlerinden ve sağ yanlarından koşar. Derler ki: "Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Doğrusu, senin herşeye gücün yeter!"

Tahrim 66:9

Cüz: 28 | Sayfa: 560
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Ya eyyuhen nebiyyu cahidil kuffare vel munafikine vagluz aleyhim, ve me'vahum cehennem, ve bi'sel masir.
Mustafa İslamoğlu
Sen ey peygamber! İnkar edenlere ve ikiyüzlülüğü huy edinenlere karşı cihat et ve onlara karşı tavizsiz ol! (Böyle giderlerse) varacakları yer cehennemdir: orası ne berbat bir son duraktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o Peygamber! Kafirlere ve münafıklara mücahede et ve onlara karşı kalın bulun, onların varacakları yer Cehennemdir, ona gidiş de ne fena gidiştir.
Diyanet İşleri
Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
Mehmet Okuyan
Ey Peygamber! O kâfirlerle ve o münafıklarla cihad et; onlara karşı sert davran! Onların barınağı cehennemdir. Ne kötü varış yeridir (orası)![1]
Suat Yıldırım
Ey Peygamber! Kafirler ve münafıklarla mücahede et ve onlara sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Gidilecek yer olarak ne fena yerdir orası!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey Peygamber, kafirlerle ve münafıklarla savaş ve onlara kalın bulun (katı davran)! Onların varacakları yer cehennemdir. Ona gidiş de ne kötü gidiş!
Muhammed Esed
Ey Peygamber! Hakikati inkar edenler ve ikiyüzlüler ile amansızca mücadele et ve onlara karşı kararlı ve ödünsüz davran. Ve (eğer tevbe etmezlerse) varacakları yer cehennem olacaktır. O, ne kötü bir varış yeridir!
Yaşar Nuri Öztürk
Ey Peygamber! Küfre sapanlarla ve münafıklarla mücadele et ve onlara karşı sert davran! Varacakları yer cehennemdir onların. Ne kötü dönüş yeridir o!
Süleymaniye Vakfı
Ey nebi! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et /elinden geleni yap[1], onlara katı davran /tavizsiz ol[2]! Varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü hale gelmektir o (cehenneme girmek)!
Süleyman Ateş
Ey Peygamber! kafirlerle ve iki yüzlülerle uğraş, onlara karşı katı davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir o!

Tahrim 66:10

Cüz: 28 | Sayfa: 560
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍۜ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً وَق۪يلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِل۪ينَ
Dareballahu meselen lillezine keferumreete nuhın vemreete lut, kaneta tahte abdeyni min ibadina salihayni fe hanetahuma fe lem yugniya anhuma minallahi şey'en ve kiledhulen nare mead dahılin.
Mustafa İslamoğlu
Allah küfre saplanmış olanlara Nuh'un karısı ile Lut'un karısını örnek getirdi; Bu ikisi iki iyi kulumuzun nikahı altındaydılar; fakat kocaların(ın misyonların)a ihanet etmişlerdi. (Bu iki kadına) "Ateşe girenlerle birlikte siz de girin!" denildiği (gün), iki (kocanın) varlığı da, onları Allah'ın cezasına uğramaktan koruyamayacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah küfredenlere Nuhun karısiyle Lutun karısını bir mesel yaptı, o iki kadın kullarımızdan birer salih kulun tahti ısmetinde idiler de onlara hıyanet ettiler, onun için o iki salih kul da onları Allahın azabından zerrece kurtaramadılar, o iki kadının ikisine de denildi ki: girin ateşe girenlerle beraber!
Diyanet İşleri
Allah, inkar edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, "Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!" denildi.
Mehmet Okuyan
Allah kâfir olanlara, Nuh'un hanımı ile Lut'un hanımını örnek vermektedir. (Bu iki kadın), kullarımızdan iki iyi kulun (nikâhları) altındalardı ve onlara ihanet etmişlerdi. (Nuh ve Lut) Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamamıştı. (Onlara) "Ateşe girenlerle birlikte siz de girin!" denmiş (olacak)tır.[1]
Suat Yıldırım
Allah, kafirlere Nuh'un eşi ile Lut'un eşini misal getirir. Her ikisi de iki iyi kulumuzun mahremi idiler. Ama inkar tarafına giderek eşleri olan peygamberlere hıyanet ettiler, kocaları da Allah'tan gelen cezadan eşlerini asla kurtaramadılar. Onlara (ölürken veya kıyamet günü): "Haydi, cehenneme girenlerle beraber siz de girin!" denilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah küfredenlere Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi. O iki kadın kullarımızdan birer salih kulun nikahı altında idiler, onlara hiyanet ettiler; o yüzden o iki salih kul da onları, Allah'ın azabından zerrece kurtaramadılar ve o iki kadına: "Girin ateşe girenlerle beraber!" denildi.
Muhammed Esed
Hakikati inkara şartlanmış olanlara gelince, Allah, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını(n kıssalarını) örnek getirmektedir. Onlar iki dürüst ve erdemli kulumuzun nikahı altında idiler ama kocalarına ihanet etmişlerdi; ve bu iki kadına (Hesap Günü): "Haydi bütün öteki (günahkar)lar ile birlikte ateşe girin!" denildiğinde iki (kocanın) da onlara bir faydası dokunmayacaktır!
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, küfre sapanlarla ilgili olarak Nuh'un karısı ile Lut'un karısını örnek verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki barışçı kulun nikahı altında idiler, onlara hıyanet ettiler de eşleri, Allah'tan onlara gelecek olanı hiçbir şeyle geri çeviremediler. Şöyle dendi onlara: "Girin ateşe diğer gireceklerle birlikte!"
Süleymaniye Vakfı
Allah, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını, kafirlik eden eşlerin bir örneği olarak vermiştir[1]. Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikahı altında idiler. (Kafirlik etmelerinin yanında) kocalarına ihanet de ettiler[2]. Kocaları ise Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan engelleyemedi[3]. Onlara "Ateşe girenlerle birlikte siz de girin!" denilecektir.
Süleyman Ateş
Allah inkar edenler hakkında Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Salih kulun (nikahı) altında idiler, onlara hiyanet ettiler. Kocaları Allah'tan (gelen) hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): "Haydi, girenlerle beraber siz de ateşe girin" denildi.

Tahrim 66:11

Cüz: 28 | Sayfa: 560
#rab #iman
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ
Ve dareballahu meselen lillezine amenumreete fir'avn, iz kalet rabbibni li indeke beyten fil cenneti ve neccini min fir'avne ve amelihi ve neccini minel kavmiz zalimin.
Mustafa İslamoğlu
İman edenlere ise Allah, Firavun'un karısını örnek göstermiştir: Hani o demişti ki: "Rabbim! Lütfu kereminden bana cennette sade bir ev ihsan et; beni Firavun'dan, onun (çirkin) amelinden ve zalim kavmin (şerrinden) kurtar!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah, iyman edenlere de Firavnin hatununu bir mesel yaptı: O vakıt o hatun demişti ki: Ya rabbi! Nezdi üluhiyyetinde benim için cennette bir ev yap ve beni Firavn'den ve onun amelinden kurtar, beni o zalimler kavmından necate çıkar!
Diyanet İşleri
Allah, iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o, "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.
Mehmet Okuyan
Allah inananlara ise Firavun'un hanımını (Asiye'yi) örnek vermektedir. (O) "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev nasip et! Beni Firavun'dan ve onun iş(ler)inden koru! Beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.[1]
Suat Yıldırım
İman edenlere ise Allah, Firavun'un eşini misal getirir. O vakit bu Hatun şöyle niyaz etmişti: "Ya Rabbi! Sen kendi nezdinde, cennette benim için bir konak yaptır, beni Firavun'dan ve onun kötü işinden kurtar, beni bu zalimler güruhundan halas eyle!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah iman edenlere de Firavun'un karısını misal verdi. Hani o şöyle demişti: "Ey Rabbim benim için katında cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun kötü işlerinden kurtar ve kurtar beni bu zalimler topluluğundan!"
Muhammed Esed
İmana ermiş olanlara da Allah, Firavun'un karısını(n kıssasını) örnek getirmiştir, ki o: "Ey Rabbim!" diye yalvarmıştı, "Senin katında (olan) cennette benim için bir köşk inşa et, beni Firavun'dan ve yaptıklarından koru ve beni şu zalim halkın elinden kurtar!"
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, iman edenlerle ilgili olarak da Firavun'un karısını örnek verdi. Hani, o şöyle demişti: "Ey Rabbim! Benim için katında, cennette bir barınak yap; beni, Firavun'dan, onun yapıp ettiğinden kurtar; beni zulme sapmış topluluktan da kurtar."
Süleymaniye Vakfı
Allah, Firavun'un karısını ise inanıp güvenen eşlerin bir örneği olarak vermiştir. O, bir gün şöyle demişti: "Rabbim! Senin katında, cennette benim için bir ev yap. Beni Firavun'dan ve işlerinden kurtar. Beni yanlışlar içinde olan bu toplumdan da kurtar."
Süleyman Ateş
Allah inananlar hakkında da Fir'avn'ın karısını misal verdi. O şöyle demişti: "Rabbim, bana katında, cennetin içinde bir ev yap, beni Fir'avn'dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zalimler topluluğundan kurtar!"

Tahrim 66:12

Cüz: 28 | Sayfa: 560
#rab
وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرٰنَ الَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه۪ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِت۪ينَ
Ve meryemebnete ımranelleti ahsanet ferceha fe nefahna fihi min ruhına ve saddekat bi kelimati rabbiha ve kutubihi ve kanet minel kanitin.
Mustafa İslamoğlu
İmran'ın kızı Meryem'i de (örnek göstermiştir): O (Meryem) ki iffetini korumuş, buna karşılık Biz de onun (rahminde)kine ruhumuzdan üflemiştik; o da Rabbinin kelimelerini ve O'nun kitaplarını gönülden tasdik etmişti: zira o, Allah'ın iradesini gerçekleştirmek için el pençe divan duranlardan biriydi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de Imranın kızı Meryemi ki ırzını pek sağlam korudu, fakat biz ona ruhumuzdan nefh ettik, hem rabbının kelimatını ve kitablarını tasdık etmişti, hem "kanitin"den idi
Diyanet İşleri
Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.
Mehmet Okuyan
Namusunu korumuş[1] İmran'ın kızı Meryem'i de (örnek vermektedir). Biz ona rûhumuzdan üflemiştik ve Rabbinin sözlerini (emirlerini) ve kitaplarını onaylamıştı (benimsemişti).[2] O, boyun eğenlerdendi.[3]
Suat Yıldırım
Bir de İmran'ın kızı Meryem'i misal getirir. Meryem, iffet ve namusunu korudu. Biz ona Ruhumuzdan üfledik. O da Rabbisinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de iffetini pek sağlam korumuş olan Imran kızı Meryem'i (misal verdi). Biz ona ruhumuzdan üfledik; o, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etmişti ve içtenlikle itaat edenlerdendi.
Muhammed Esed
Ve İmran'ın kızı Meryem(in kıssasını Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanların diğer bir örneği yaptık): O iffetini korumuştu, bunun üzerine Biz onun (rahmindeki)ne ruhumuzdan üflemiştik ve Meryem Rabbinin sözlerinin ve (böylece,) vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etmiş ve samimiyetle bağlananlardan biri olmuştu.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem'i de örnek verdi. Biz onun içine ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu.
Süleymaniye Vakfı
Namusunu korumuş olan İmran kızı Meryem de örnektir. Onun içine ruhumuzdan üflemiştik[1]. Meryem, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etmişti[2]. O, içten boyun eğenlerdendi.
Süleyman Ateş
(Yine Allah) İmran'ın kızı Meryem'i de (misal verdi). O ırzını korumuştu, biz de on(un rahmin)e ruhumuzdan üflemiştik. O, Rabbinin kelimelerini ve Kitaplarını doğrulamış ve gönülden ita'at edenlerden olmuştu.

Mülk 67:1

Cüz: 29 | Sayfa: 561
تَبَارَكَ الَّذ۪ي بِيَدِهِ الْمُلْكُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ
Tebarekellezi bi yedihil mulku ve huve ala kulli şey'in kadir.
Mustafa İslamoğlu
Mutlak hükümranlık kudret elinde bulunan (Allah) ne yüce, ne ulu bir bereket kaynağıdır; ve O her şeye kadirdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne yücedir o ki mülk onun elinde ve o her şey'e kadirdir
Diyanet İşleri
Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mehmet Okuyan
Otoritenin tek sahibi olan (Allah) yüceler yücesidir; O her şeye gücü yetendir.
Suat Yıldırım
Hakimiyet elinde bulunan o yüce Allah mukaddestir, hayrı ve bereketi sınırsızdır ve O her şeye kadirdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ne yücedir O ki, mülk O'nun elindedir ve O, herşeye gücü yetendir.
Muhammed Esed
Hükümranlığın sahibi olan Allah kutludur, yücedir; O her dilediğini yapmaya kadirdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Mülk ve yönetim elinde bulunan o Allah ne yücedir! O, her şeye Kadir'dir.
Süleymaniye Vakfı
Bütün hakimiyeti elinde tutan Allah, ne yüce bir bereket kaynağıdır[1]! O, her şeye bir ölçü koyandır.
Süleyman Ateş
Mülk (mutlak hükümranlık ve yönetim), elinde bulunan yüce Allah, kutludur. O'nun herşeye gücü yeter.

Mülk 67:2

Cüz: 29 | Sayfa: 561
اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ
Ellezi halakal mevte vel hayate li yebluvekum eyyukum ahsenu amela, ve huvel azi zul gafur.
Mustafa İslamoğlu
O, ölümü ve hayatı hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için yaratmıştır. O mutlak üstün ve yüce olandır, eşsiz ve benzersiz bağışlayandır.
Elmalılı Hamdi Yazır
O ki ölümü ve dirimi kadir edip yarattı, sizi imtihana çekip şunu bildirmek için ki hanginiz amelce daha güzel, hem o öyle aziz, öyle gafur.
Diyanet İşleri
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Mehmet Okuyan
Hanginizin daha güzel davranacağınızı denemesi için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O güçlüdür, çok bağışlayandır.
Suat Yıldırım
Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O azizdir, gafurdur (üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O ki, ölümü ve dirimi yarattı, sizi imtihana çekip hanginizin davranış bakımından daha güzel olduğunu bildirmek için. O öyle güçlü, bağışlayandır
Muhammed Esed
O, hem ölümü, hem de hayatı yaratmıştır ki sizi sınamaya tabi tutsun (ve böylece) davranış yönünden hanginiz daha iyidir (onu göstersin) ve yalnız O(nun) kudret sahibi ve çok bağışlayıcı (olduğuna sizi inandırsın).
Yaşar Nuri Öztürk
Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Aziz'dir O, Gafur'dur.
Süleymaniye Vakfı
O, hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için[1] ölümü ve hayatı yaratandır. O, daima üstün olan ve çokça bağışlayandır.
Süleyman Ateş
O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

Mülk 67:3

Cüz: 29 | Sayfa: 561
#rahmet
اَلَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۜ مَا تَرٰى ف۪ي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍۜ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ
Ellezi halaka seb'a semavatin tibaka, ma tera fi halkır rahmani min tefavut, ferciıl basara hel tera min futur.
Mustafa İslamoğlu
O, yedi göğü eşsiz bir uyum içinde yaratmıştır; Rahman'ın yaratışında bir düzensizlik göremezsin; haydi, çevir gözünü de bir bak bakalım: bir kusur ve başıboşluk görebilecek misin?
Elmalılı Hamdi Yazır
O ki yedi sema yaratmış birbiriyle mutabık, göremezsin o rahmanın yarattığında hiçbir nizamsızlık, haydi çevir gözü görebilir misin hiçbir çatlak, bir kusur?
Diyanet İşleri
O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahman'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?
Mehmet Okuyan
Yedi kat göğü[1] tabaka tabaka (birbiriyle uyumlu)[2] yaratan da O'dur. Rahmân'ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözü(nü) çevir (de bir bak), herhangi bir kusur görebilecek misin!
Suat Yıldırım
(3-4) Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O'dur. Rahman'ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O ki, birbirine uygun yedi gök yaratmıştır. O Rahman'ın yarattığında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Haydi çevir gözü(nü), görebilir misin hiçbir çatlak, bir kusur?
Muhammed Esed
Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, (ne yüce)dir! Rahman'ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha (ona) çevir! Hiç kusur görüyor musun?
Yaşar Nuri Öztürk
Birbiriyle uyum ve ahenk içinde yedi gökleri yaratan da O'dur. O Rahman'ın yaratışında/yarattıklarında herhangi bir uyuşmazlık, aykırılık, çelişme göremezsin. Bir kez daha bak! Bir çatlaklık, bir uyuşmazlık görüyor musun?
Süleymaniye Vakfı
O, yedi kat göğü tabaka tabaka yaratandır[1]. Rahman'ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bakışlarını (göğe) çevir bakalım; herhangi bir çatlak görebilecek misin?
Süleyman Ateş
O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahman'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?

Mülk 67:4

Cüz: 29 | Sayfa: 561
#rahmet
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئاً وَهُوَ حَس۪يرٌ
Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hasien ve huve hasir.
Mustafa İslamoğlu
Sonra tekrar tekrar çevir gözünü de bir bak; bakışın yılgın ve bezgin bir şekilde sana geri dönecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra yine çevir gözü, tekrar tekrar, sana döner o göz bitab olarak zelil-ü hakir.
Diyanet İşleri
Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.
Mehmet Okuyan
Sonra tekrar tekrar gözü(nü) çevir (de bak; sonunda) göz(lerin) bitkin bir şekilde yorgun olarak sana geri dönecektir.
Suat Yıldırım
(3-4) Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O'dur. Rahman'ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra gözü(nü) tekrar tekrar çevir; o göz, güçsüz, yorgun bir halde sana döner!
Muhammed Esed
Evet, gözünü tekrar tekrar (ona) çevir: (her seferinde) bakışın, şaşkın ve bezgin bir şekilde önüne geri dönecektir...
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra bakışı iki kez daha döndür! Umudunu kesmiş olarak döner sana göz. Utanmış, bitkin düşmüştür o.
Süleymaniye Vakfı
Sonra bakışlarını (oraya) iki defa daha çevir, bakışların sana, aciz bir halde bitkin olarak döner[1].
Süleyman Ateş
Sonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner.

Mülk 67:5

Cüz: 29 | Sayfa: 561
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ
Ve lekad zeyyennes semaed dunya bi mesabiha ve cealnaha rucumen liş şeyatini ve a'tedna lehum azabes sair.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu Biz, en yakın göğü kandillerle süsledik; onları, Şeytan(lığa soyunan)lar için gayba dair spekülasyon aracı kıldık; ve onlar için yakıp kavuran bir azap hazırladık;
Elmalılı Hamdi Yazır
Celalim hakkı için biz o dünya semayı takım takım kandillerle donattık ve onları Şeytanlar için (rucum) atmalar yaptık, hem onlar için o çılgın ateş azabını hazırladık (ki azab-ı Seıyr)
Diyanet İşleri
Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz yakın göğü kandillerle süsledik[1] ve onları şeytanlar için kovucular yaptık.[2] Onlar için kavurucu azabı hazırladık.
Suat Yıldırım
Biz yere en yakın semayı lambalarla donattık. Onları şeytanlara atılan mermiler yaptık. Hem onlara alevli ateş hazırladık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki, Biz o dünya göğünü takım takım kandillerle donattık ve onları şeytanlar için atmalar (atış yapılan mermiler) yaptık; ayrıca onlara o çılgın ateş azabını hazırladık.
Muhammed Esed
Biz, yeryüzüne en yakın olan gökleri ışıklarla süsledik ve onları (insanlar arasında bulunan) şeytan ruhluların boş ve anlamsız spekülasyonlarına konu yaptık ve onlar için yakıcı alevden bir azap hazırladık;
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık.
Süleymaniye Vakfı
En yakın göğü (birinci kat semayı) kandiller ile süsledik. Oraları şeytanların kovulduğu yerler yaptık.. Şeytanlara (oralarda) alevli bir ateş azabı hazırladık[1].
Süleyman Ateş
Andolsun biz, en yakın göğü lambalarla donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve o(şeyta)nlara da çılgın ateş azabını hazırladık.

Mülk 67:6

Cüz: 29 | Sayfa: 561
وَلِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Ve lillezine keferu bi rabbihim azabu cehennem, ve bi'sel masir.
Mustafa İslamoğlu
zira Rablerine karşı (böyle) nankörlük yapanları Cehennem azabı beklemektedir: ne berbat bir son duraktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kendilerinin rabbına küfredenler için de Cehennem azabı vardır, ona gidiş de ne fena akibettir
Diyanet İşleri
Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası!
Mehmet Okuyan
Rablerine karşı kâfir olanlar için cehennem azabı vardır. Ne kötü varış yeridir (orası)!
Suat Yıldırım
Rab'lerini inkar edenlere de cehennem azabı var. Gidilecek ne kötü yerdir orası!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kendi Rablerini inkar edenler için de cehennem azabı vardır. Ona gidiş de ne kötü sondur.
Muhammed Esed
Çünkü, (bu şekilde) Rablerine karşı isyankar davranan herkesi cehennem azabı beklemektedir; orası, ne kötü bir varış yeridir!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve Rablerine karşı nankörlük edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüş yeridir o!
Süleymaniye Vakfı
Rablerine karşı kafirlik edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü hale gelmektir o (azaba maruz kalmak)[1]!
Süleyman Ateş
Rablerine nankörlük edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek sonuçtur o!

Mülk 67:7

Cüz: 29 | Sayfa: 561
اِذَٓا اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقاً وَهِيَ تَفُورُۙ
İza ulku fiha semiu leha şehikan ve hiye tefur.
Mustafa İslamoğlu
Onlar oraya atıldıklarında, onun kaynayış homurtusunu işitecekler;
Elmalılı Hamdi Yazır
İçine atıldıkları vakıt onun öyle bir hıçkırışını işidirler ki feveran ediyordur.
Diyanet İşleri
Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.
Mehmet Okuyan
Onlar oraya atıldıklarında, kaynarken (cehennemin) korkunç sesini duyacaklardır.
Suat Yıldırım
Onlar oraya atılınca, cehennemin müthiş homurtusunu, kaynaya kaynaya çıkardığı uğultuyu işitirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İçine atıldıklarında onun kaynarken çıkan hıçkırışını işitirler.
Muhammed Esed
Onlar, (cehennem)e atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı sesi duyacaklar,
Yaşar Nuri Öztürk
Onun içine atıldıklarında, onun derinden gelen sesini işitirler. Feveran etmektedir o.
Süleymaniye Vakfı
Cehenneme atıldıkları sırada, onun harıl harıl yanmaktayken havayı şiddetle içine çekişini duyarlar.
Süleyman Ateş
Oraya atıldıkları zaman onun öfkeli homurtusunu işitirler, kaynıyor:

Mülk 67:8

Cüz: 29 | Sayfa: 561
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذ۪يرٌ
Tekadu temeyyezu minel gayz, kullema ulkıye fiha fevcun seelehum hazenetuha e lem ye'tikum nezir.
Mustafa İslamoğlu
neredeyse öfkeden patlayacak... Günahkarların atıldığı her seferinde bekçiler, "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye soracaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hemen hemen öfkeden patlıyacak gibi bir hale gelir, içine bir alay atıldıkça her def'asında onlara onun bekçileri "size kocundurucu bir Peygamber (bir nezir) gelmedi mi?" diye sorarlar.
Diyanet İşleri
Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.
Mehmet Okuyan
Neredeyse öfkeden çatlayacak![1] Oraya (cehenneme) her bir grup atıldığında, (cehennemin) bekçileri onlara "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye soracaklar.
Suat Yıldırım
Cehennem, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir. Ne zaman oraya yeni bir kafile atılsa, oranın bekçileri: "Sizi uyaran bir peygamber daveti size ulaşmadı mı?" diye sorarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hemen hemen öfkeden patlayacak gibi bir hale gelir, içine bir alay atıldıkça her defasında onun bekçileri onlara: "Size gocundurucu (uyarıcı) bir peygamber gelmedi mi?" diye sorarlar.
Muhammed Esed
neredeyse öfke ile patlarcasına (çıkardığı sesi); (ve) her grup (günahkarın) oraya her atılışında, bekçiler onlara soracak: "Size hiç uyarıcı gelmemiş miydi?"
Yaşar Nuri Öztürk
Öfkesinden çatlayacak hale gelir. İçine bir güruh atıldıkça, onun bekçileri bunlara sorarlar: "Size hiçbir uyarıcı gelmedi mi?"
Süleymaniye Vakfı
Kızgınlıktan çatlayacak gibi olur[1]. Her bir güruh cehenneme atılırken oranın görevlileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sorar.
Süleyman Ateş
Neredeyse öfkeden çatlayacak. Her topluluk onun içine atıldıkça onun bekçileri, onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordu(lar).

Mülk 67:9

Cüz: 29 | Sayfa: 561
#rahmet
قَالُوا بَلٰى قَدْ جَٓاءَنَا نَذ۪يرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۚ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ كَب۪يرٍ
Kalu bela kad caena nezirun fe kezzebna ve kulna ma nezzelallahu min şey'in entum illa fi dalalin kebir.
Mustafa İslamoğlu
"Evet, doğrusu bize bir uyarıcı gelmişti; fakat biz onu yalanladık ve "Allah hiçbir şey indirmemiştir; siz (elçiler) büyük bir şaşkınlık içindesiniz" demiştik" itirafında bulunacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Evet, doğrusu bize kocundurucu bir Peygamber (bir nezir) geldi, fakat biz ona inanmadık ve Allah, hiçbir şey indirmedi, siz büyük bir dalal içindesiniz diye tekzib ettik, derler.
Diyanet İşleri
Onlar da şöyle derler: "Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve 'Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz' demiştik."
Mehmet Okuyan
Onlar (cehennemdekiler) şöyle diyecekler: "Evet, elbette bize bir uyarıcı gelmişti fakat biz onu yalanlamış ve "Allah hiçbir şey indirmemiştir; siz sadece büyük bir sapkınlık içindesiniz!" demiştik.[1]
Suat Yıldırım
Onlar şöyle cevap verirler: "Evet, bizi uyaran oldu, ama biz onu yalancı saydık ve Rahman hiçbir vahiy indirmedi, siz besbelli bir sapıklık içindesiniz." dedik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar: "Evet, bize gocundurucu (uyarıcı) bir peygamber geldi; ama biz ona inanmadık ve "Allah hiçbir şey indirmedi. Siz büyük sapıklık içindesiniz." diye yalanladık." derler.
Muhammed Esed
Onlar: "Evet" diyecekler, "aslında bize bir uyarıcı gelmişti, ama biz o'nu(n söylediklerini) yalanladık ve o'na: 'Allah (vahiy yoluyla) hiçbir şey indirmiş değildir! Siz (kendinizi uyarıcı olarak görenler) büyük bir yanılgı içindesiniz! dedik".
Yaşar Nuri Öztürk
Derler ki: "Gelmedi olur mu? Bize uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık. Ve: 'Allah bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz, başka değil!' şeklinde konuştuk."
Süleymaniye Vakfı
Onlar şöyle derler: "Evet, gerçekten bize bir uyarıcı geldi ama biz yalana sarıldık ve onlara 'Allah bir şey indirmemiştir, siz sadece büyük bir sapkınlık içindesiniz' dedik[1]."
Süleyman Ateş
Dediler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve: 'Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz' dedik."

Mülk 67:10

Cüz: 29 | Sayfa: 561
وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪ٓي اَصْحَابِ السَّع۪يرِ
Ve kalu lev kunna nesmeu ev na'kılu ma kunna fi ashabis sair.
Mustafa İslamoğlu
Ve "Eğer biz (vahyi) işitmiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi kavurucu ateşe müstehak olanlar arasında bulunmazdık" diyecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve biz işidir veya akl eder olsaydık bu Seıyr eshabı içinde bulunmazdık, derler
Diyanet İşleri
Yine şöyle derler: "Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık."
Mehmet Okuyan
"(Elçileri) dinleseydik yani[1] aklımızı kullansaydık şu alevli ateş halkı arasında olmazdık!" (diyecekler).
Suat Yıldırım
Ve ilave edecekler: "Şayet biz gerçeği işiten ve aklını çalıştıran kimseler olsaydık, elbette bu alevli ateşe girenlerden olmazdık!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve derler ki: "Biz dinleseydik veya aklımızı kullansaydık, bu çılgın ateşin içinde bulunmazdık!"
Muhammed Esed
Ve onlar, "Eğer biz" diye ekleyecekler, "(bu uyarıları) dinlemiş olsaydık veya (en azından) kendi aklımızı kullansaydık, (şimdi) yakıcı ateşe müstehak olanlar arasında bulunmazdık!"
Yaşar Nuri Öztürk
Ve derler ki: "Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık."
Süleymaniye Vakfı
Şunu da derler: "Keşke dinleseydik ya da aklımızı kullansaydık! O zaman bu alevli ateşin ahalisi içinde olmazdık[1]."
Süleyman Ateş
Ve dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"

Mülk 67:11

Cüz: 29 | Sayfa: 561
#rahmet
فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْۚ فَسُحْقاً لِاَصْحَابِ السَّع۪يرِ
Fa'terefu bi zenbihim, fe suhkan li ashabis sair.
Mustafa İslamoğlu
Böylece günahlarını itiraf etmiş oldular: Olmaz olsun o harlı ateş ashabı!
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte günahlarını i'tiraf ettiler, kahrolsun o halde eshab-ı Seıyr
Diyanet İşleri
İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
Mehmet Okuyan
Günahlarını itiraf etmiş (olacaklar). O alevli ateş halkı (merhametten) uzak olsun!
Suat Yıldırım
Böylece günahlarını itiraf ederler. Rahmetten uzak olsun o cehennemlikler!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte günahlarını itiraf ettiler. Kahrolsun, o halde çılgın ateş yarenleri!
Muhammed Esed
Onlar böylece günahlarının farkına varacaklar ama (o zaman) bütün güzellikler bu yakıcı ateşe mahkum olanlardan uzak bulunacak.
Yaşar Nuri Öztürk
Günahlarını işte böyle itiraf ettiler. Çılgın ateşin halkına böyle kahır yaraşır.
Süleymaniye Vakfı
Böylece suçlarını itiraf etmiş olurlar[1]. Uzak olsun o alevli ateşin ahalisi!
Süleyman Ateş
Günahlarını itiraf ettiler. O çılgın ateş halkına (Allah'ın acımasından) uzak olup ezilmek yaraşır!

Mülk 67:12

Cüz: 29 | Sayfa: 561
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ
İnnellezine yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiretun ve ecrun kebir.
Mustafa İslamoğlu
Beri yanda, Rablerine -O gaybi bir hakikat olmasına karşın- derin bir saygı duyanlara gelince: Onları tarifsiz bir bağış ve büyük bir ödül beklemektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü o rablarına gıyabda saygı besliyenler yok mu, muhakkak ki mağfiret ve büyük bir ecir onlar içindir
Diyanet İşleri
Görmedikleri halde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki gaybdaki Rablerine saygı duyanlara gelince,[1] onlar için hem bağışlanma hem de büyük bir ödül vardır.
Suat Yıldırım
Fakat Rab'lerini görmedikleri halde, O'na karşı saygılı davrananlara mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü O Rablerine görmeden saygı besleyenler var ya, muhakkak ki, bağışlanma ve büyük bir mükafat onlar içindir.
Muhammed Esed
(Buna karşılık,) kendi kavrayışlarının ötesinde olsa da Allah'tan korku ve ürperti duyanlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Görmedikleri halde Rablerinden ürperenlere gelince, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Süleymaniye Vakfı
İçten içe[1] Rablerinden çekinenler için ise bağışlanma ve büyük bir ödül vardır[2].
Süleyman Ateş
Fakat gizlide Rablerine saygılı olanlara gelince, onlar için bağış(lama) ve büyük mükafat vardır.

Mülk 67:13

Cüz: 29 | Sayfa: 562
وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Ve esirru kavlekum evicheru bih, innehu alimun bi zatis sudur.
Mustafa İslamoğlu
İnancınızı ister gizleyin ister açığa vurun; unutmayın ki O göğüslerin en mahrem sırlarını bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sözümüzü ister sir tutun ister açığa vurun, çünkü o bütün sinelerin künhünü bilir
Diyanet İşleri
Sözünüzü gizleyin, yahut onu açığa vurun; (fark etmez). Şüphesiz Allah, sinelerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.
Mehmet Okuyan
Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun! Şüphesiz ki O, göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.[1]
Suat Yıldırım
Sözünüzü ister içinizde gizleyin, ister açığa vurun, hepsi birdir. Zira Allah gönüllerin künhünü dahi bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Çünkü O, bütün sinelerin özünü bilir.
Muhammed Esed
(Bilin ki ey insanlar,) inançlarınızı ister gizleyin ister açığa vurun, O kalpler(iniz)de olan her şeyi bilir.
Yaşar Nuri Öztürk
Sözünüzü ister gizleyin ister onu açıklayın; şu bir gerçek ki O, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Süleymaniye Vakfı
Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; O, içinizde olanı bilendir[1].
Süleyman Ateş
Sözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun (farketmez) çünkü O, göğüslerin özünü bilir.

Mülk 67:14

Cüz: 29 | Sayfa: 562
اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۜ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ۟
Ela ya'lemu men halak, ve huvel latiful habir.
Mustafa İslamoğlu
Bakın, Yaratan bilmez mi hiç? Zira O ilmiyle her şeye nüfuz eden, her şeyden haberder olandır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bilmez mi o yaradan ki o öyle latif, öyle habir.
Diyanet İşleri
Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
Mehmet Okuyan
Yaratan bilmez mi hiç![1] O derin bilgi sahibidir,[2] haberdardır.
Suat Yıldırım
O yarattığı mahlukunu hiç bilmez olur mu? (İlmi her şeye nüfuz eden, her şeyden haberi olan) latif ve habir O'dur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bilmez mi O yaratan ki, O herşeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır.
Muhammed Esed
(Her şeyi) yaratan O, nasıl olur da (her şeyi) bilmez? Evet, yalnız O, (hikmetinde) erişilmez bir derinlik sahibidir, her şeyden haberdar olandır!
Yaşar Nuri Öztürk
Yaratmış olan bilmez mi/Allah, yarattığı kimseyi bilmez mi? Latif'tir O, Habir'dir.
Süleymaniye Vakfı
Yaratan hiç bilmez olur mu![1] O, her şeyin en ince ayrıntısını belirleyendir, her şeyin iç yüzünü bilendir.
Süleyman Ateş
Yaratan bilmez mi? O latiftir (bilgisi herşeyin içine geçen, her şeyi) haber alandır.

Mülk 67:15

Cüz: 29 | Sayfa: 562
Ekonomi ve Ticaret
#rızık_nimet
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه۪ۜ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ
Huvellezi ceale lekumul arda zelulen femşu fi menakibiha ve kulu min rızkıh, ve ileyhin nuşur.
Mustafa İslamoğlu
Yeryüzünü sizin için emre amade kılan O'dur; artık onun her tarafını dolaşın ve O'nun rızkından nasiplenin: ama O'na döndürüleceğinizi asla (unutmayın)!
Elmalılı Hamdi Yazır
O Halıktır ki o, size Arzı zelul (munkad) kıldı, haydin, o Arzın omuzlarında yürüyün de o yaradan latifi habirin rızkından yeyin, onadır fakat nihayet nüşur
Diyanet İşleri
O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah'ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O'nadır.
Mehmet Okuyan
O, yeri sizin için boyun eğdirmiştir. Her tarafını dolaşıp O'nun (Allah'ın verdiği) rızkından yiyin! Dönüş, yalnızca O'nadır.
Suat Yıldırım
Yeryüzünü size hizmete hazır, uysal bir binek gibi kılan da O'dur. Haydi öyleyse siz de onun omuzları üstünde rahatça dolaşın. O'nun takdir ettiği rızıklardan yiyin, istifade edin. Ama ölümden sonra dirilip O'nun huzuruna çıkacağınızı da bilin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, yeryüzünü size boyun eğdiren yaratıcıdır. Haydi, o arzın omuzlarında yürüyün de O'nun rızkından yiyin. Dönüş yalnızca O'nadır.
Muhammed Esed
O, yeryüzünü yaşanması kolay bir yer yapmıştır. Öyleyse onun her tarafını dolaşın ve Allah'ın verdiği rızıktan pay almaya çalışın ama (hiçbir an aklınızdan çıkarmayın ki) yine O'na döneceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
O, yeri sizin için boyun eğer yaptı. Haydi, onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızıklarından yiyin. Dönüş O'nadır.
Süleymaniye Vakfı
O, yeryüzünü size boyun eğdirendir[1]; öyleyse yeryüzünün omuzlarında yürüyüp dolaşın ve Allah'ın verdiği rızıktan yiyin[2]. (Yeniden dirilip) yayılış O'nun huzurunda olacaktır.
Süleyman Ateş
O size yeri boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. (Sonunda) Dönüş O'nadır (size verdiği ni'metlere karşı şükredip etmediğinizi sizden soracak, sizi hesaba çekecektir).

Mülk 67:16

Cüz: 29 | Sayfa: 562
ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُۙ
E emintum men fis semai en yahsife bikumul arda fe iza hiye temur.
Mustafa İslamoğlu
Gökte olanın, sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin misiniz? O zaman bir de bakarsınız ki (arz) çalkalanmaya başlamış.
Elmalılı Hamdi Yazır
Emin misiniz o Semadekinden; sizinle Arzı göçürüvermesinden? O vakıt bakarsınız ki o Arz çalkalanıyordur.
Diyanet İşleri
Göktekinin sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz? (O zaman) bir de bakarsınız yeryüzü şiddetle çalkalanıyor.
Mehmet Okuyan
Gökte (de) olanın[1] sizi yere batırmasından güvende misiniz? O zaman (yer) hemen sarsılmaya başlar.
Suat Yıldırım
Yüceler yücesi olan Allah'ın sizi yerin dibine geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman bir de bakarsınız yer çalkalanıp duruyor.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Emin misiniz o göktekinden; sizinle yeri göçürüvermesinden? O zaman bakarsın ki, o yer çalkalanıyor!
Muhammed Esed
O Gökteki'nin, yeryüzünün bir gün gelip sarsılmaya başladığında sizi yutmasına izin vermeyeceğine emin olabilir misiniz?
Yaşar Nuri Öztürk
O göktekinin, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer aniden çalkalanmaya başlar.
Süleymaniye Vakfı
Gökte olanın[1], sizi yerin dibine geçirmesine karşı güvende misiniz? Bir de bakarsınız ki orası çalkalanıyor[2].
Süleyman Ateş
Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer, birden sallanmağa başlar (ve siz yerin dibine geçersiniz).

Mülk 67:17

Cüz: 29 | Sayfa: 562
اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباًۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذ۪يرِ
Em emintum men fis semai en yursile aleykum hasıba fe se ta'lemune keyfe nezir.
Mustafa İslamoğlu
Veya gökte olanın, sizin ürezinize bir bela kasırgası salmayacağından emin misiniz? Artık uyarım nasıl olurmuş, o zaman anlayacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa emin misiniz o Semadekinden; üzerinize bir mermiler yağdırıcı gönderivermesinden? O vakıt bilirsiniz ki nasılmış inzarım?
Diyanet İşleri
Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgar göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? O zaman, uyarım nasılmış bileceksiniz!
Mehmet Okuyan
Yoksa gökte (de) olan zatın üzerinize taş yağdırmasından güvende misiniz? Uyarımın nasıl olduğunu ileride anlayacaksınız.
Suat Yıldırım
Yahut O'nun size taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emin mi oldunuz? Fakat bu tehdidimin ne demek olduğunu yakında öğrenirsiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa siz gökte olanın üzerinize mermiler yağdıran birini göndermesinden güvencede misiniz? O zaman tehdidimin nasıl olduğunu bilirsiniz!
Muhammed Esed
Yahut, O Gökteki'nin, Benim uyarımın ne kadar (doğru) olduğunu size gösterecek olan ölümcül bir kasırgayı üstünüze salmayacağından emin olabilir misiniz?
Yaşar Nuri Öztürk
O göktekinin, çakıl taşları taşıyan bir rüzgarı üzerinize salmayacağından emin misiniz? O zaman bileceksiniz nasılmış uyarım!
Süleymaniye Vakfı
Ya da gökte olanın, başınıza taş toprak savuran bir kasırga göndermesine karşı güvende misiniz[1]? Uyarılarım neymiş, yakında öğrenirsiniz.
Süleyman Ateş
Yoksa siz, gökte olanın, üzerine taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? (O zaman) tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz.

Mülk 67:18

Cüz: 29 | Sayfa: 562
وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ
Ve lekad kezzebellezine min kablihim fe keyfe kane nekir.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu, onlardan önce de yalanlayanlar olmuştu; ama uyarılarımı reddetmek nasılmış, gördüler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Filhakika onlardan evvelkiler de tekzib ettiler, fakat nasıl oldu inkarım
Diyanet İşleri
Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!?
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Benim cezalandırmam (bak) nasıl olmuştu!
Suat Yıldırım
Onlardan öncekiler de (dini, peygamberleri) yalan saydılar. Ama Ben'im red ve inkar edişim, intikamım nasıl olurmuş, anladılar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki, onlardan öncekiler de yalanladılar, ama nasıl oldu inkarım?
Muhammed Esed
Doğrusu, daha önce yaşamış olanlar(ın birçoğu) da (Benim uyarılarımı) yalanlamıştı ve Benim (onları) yok sayıp dışlamam ne korkunçtu!
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Ama nasıl olmuştu benim azabım?!
Süleymaniye Vakfı
Bunlardan öncekiler de yalana sarılmışlardı. Benim de onları tanımamam neymiş (gördüler)[1].
Süleyman Ateş
Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama benim (onların yaptıklarını) inkarım nasıl oldu?

Mülk 67:19

Cüz: 29 | Sayfa: 562
#rahmet
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٓافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمٰنُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَص۪يرٌ
E ve lem yerev ilet tayri fevkahum saffatin ve yakbıdn, ma yumsikuhunne iller rahman, innehu bi kulli şey'in basir.
Mustafa İslamoğlu
Onlar, üzerlerinde saflar halinde kanat çırpıp uçan kuşları düşünmezler mi? Onları O sonsuz rahmet sahibinden başka havada tutan yok: Şüphesiz O, her şeyi görmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bakmazlar mı ki üstlerinde uçan kuşlara, kanat süzerlerken ve yumarlarken? Rahmandır ancak onları tutan, şübhesiz ki o her şeyi görür.
Diyanet İşleri
Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahman tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.
Mehmet Okuyan
Üzerlerinde kanat çırparak uçan kuşları düşünmediler mi?[1] Onları Rahmân'dan başkası (havada) tutamaz. Şüphesiz ki O her şeyi görendir.
Suat Yıldırım
Üstlerinde kuşların saf saf dizilip kanatlarını açıp yumarak dolaşmalarını hiç görmüyorlar mı? Onları havada Rahman'dan başka tutan yoktur. O elbette her şeyi görür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bakmazlar mı üstlerinde uçan kuşlara, kanat süzerlerken ve yumarlarken? Rahman'dır ancak onları tutan! Şüphesiz ki, O herşeyi görür.
Muhammed Esed
Onlar, üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara hiç bakmazlar mı? Onları havada tutan yalnızca Rahman'dır. Gerçek şu ki O, her şeyi gözetiminde bulundurur.
Yaşar Nuri Öztürk
Üstlerinde, kanatlarını açıp kapayarak uçun kuşları hiç görmediler mi? Onları Rahman'dan başkası tutmuyor. Kuşkusuz O, her şeyi görmektedir.
Süleymaniye Vakfı
Üstlerinde, süzülerek ve kanat çırparak uçan kuşları görmediler mi? Onları, Rahman'dan /iyiliği sonsuz olandan başkası orada tutamaz[1]. O, her şeyi görendir.
Süleyman Ateş
Üstlerinde (kanatlarını) açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Rahman'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, herşeyi görmektedir.

Mülk 67:20

Cüz: 29 | Sayfa: 562
#rahmet
اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا ف۪ي غُرُورٍۚ
Emmen hazellezi huve cundun lekum yensurukum min dunir rahman, inil kafirune illa fi gurur.
Mustafa İslamoğlu
Ya da O Rahmandan başka, size yardım edip sizin için askerlik yapacak birileri mi varmış? (Bu hakikati) inkar edenler, başka değil, sadece sonu kestirilemeyen bir aldanış içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa kimdir o Rahmanın berisinden şu sizin ordularınız ki sizi kurtaracak? Kafirler başka değil, sade bir gurur içindedirler
Diyanet İşleri
Yahut Rahman'dan başka size yardım edecek şu ordunuz (taraftarlarınız) kimlerdir? İnkarcılar ancak bir aldanış içindedirler.
Mehmet Okuyan
Yoksa Rahmân'a karşı size yardım edebilecek askerleriniz mi var! kâfirler ancak (derin) bir yanılgı içindedir.
Suat Yıldırım
Rahman'ın dışında size güya yardım edecek kimmiş? Doğrusu kafirler büyük bir aldanış içindedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ya da kim oluyor sizin Rahman'dan başka (yardım beklediğiniz) şu ordularınız ki, sizi kurtarsın? Kafirler ancak bir aldanış içindedirler.
Muhammed Esed
Rahman'dan başka size kalkan olabilecek ve sizi (tehlikelere karşı) koruyabilecek kimse var mı? Bu hakikati inkar edenler, büyük bir yanılgı içindeler!
Yaşar Nuri Öztürk
Rahman'a karşı/Rahman'dan başka size yardım edecek ordunuz kimdir? İnkarcılar bir aldanış/gurur içindeler; hepsi bu!
Süleymaniye Vakfı
Rahman ile aranıza girerek size kalkan olup yardım edecek kişi de kimmiş[1]! Kafirler sadece bir aldanış içindedirler.
Süleyman Ateş
Yahut Rahman'dan başka size yardım ed(ip sizi O'nun azabından kurtar)acak askeriniz kimdir? Kafirler derin bir gaflet ve aldanma içindedirler.

Mülk 67:21

Cüz: 29 | Sayfa: 562
Ekonomi ve Ticaret
#rahmet #rızık_nimet
اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُۚ بَلْ لَجُّوا ف۪ي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ
Emmen hazellezi yerzukukum in emseke rızkah, bel leccu fi utuvvin ve nufur.
Mustafa İslamoğlu
Yahut (Allah) rızıkınızı keserse, size rızık sağlayacak birileri mi varmış? Ama hayır, onlar küstahça bir kibir ve nefret içinde debelenmekteler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa kimdir şu sizlere rızık verecek? O rızkını keserse? Hayır bir ürküntü ve azgınlık içinde inada dalmışlar
Diyanet İşleri
Peki, Allah rızkını keserse, kimdir size rızık verecek olan? Hayır, onlar azgınlık ve nefretle direnip durdular.
Mehmet Okuyan
Yoksa (Allah size verdiği) rızkını tutarsa (keserse), size rızık verecek biri mi varmış! Hayır! Onlar, azgınlık ve nefrette inatla direnmektedir.[1]
Suat Yıldırım
Peki, Allah size ihsan ettiği nasibi alıkorsa, sizi başka rızıklandıracak kimmiş? Doğrusu, onlar azgınlık ve nefret içinde diretmektedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ya da o rızkınızı keserse, kimdir şu sizlere rızık verecek olan? Hayır bir ürküntü ve azgınlık içinde inada dalmışlar!
Muhammed Esed
Yahut Allah geçim imkanlarınızı (elinizden) alacak olursa size rızık sağlayacak kimse var mı? Hayır, ama onlar, (bu hakikati inkar edenler, Allah'ın mesajlarını) küçümsemekte ve (O'ndan) körükörüne inatla kaçmaktalar!
Yaşar Nuri Öztürk
Peki, O, rızkını tutarsa kim var sizi rızıklandıracak? Hayır, bir azgınlık ve nefret içinde inat etmekteler.
Süleymaniye Vakfı
Rahman, verdiği rızkı kesse size rızık verecek olan da kimmiş! Aslında onlar başkaldırma ve haktan kaçışta direnmektedirler[1].
Süleyman Ateş
Yahut Allah, rızkını tutacak olursa size rızık verecek kimdir? Doğrusu onlar, azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler.

Mülk 67:22

Cüz: 29 | Sayfa: 562
اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِباًّ عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِياًّ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
E fe men yemşi mukibben ala vechihi ehda emmen yemşi seviyyen ala sıratın mustekim.
Mustafa İslamoğlu
Ne yani, şimdi yüzüstü kapaklanmış kimse, hedefe dosdoğru yolda düzgün yürüyen kimseden daha iyi mi ulaşır?
Elmalılı Hamdi Yazır
İmdi yüzüstü kapanarak giden mi daha doğru? Yoksa dosdoğru bir cadde üzerinde düpedüz giden mi? Düşünmeli bir.
Diyanet İşleri
Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?
Mehmet Okuyan
Yüzüstü sürünen mi daha doğru gidebilir yoksa doğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi?
Suat Yıldırım
Düşünün bir: Yüzükoyun kapanıp yerde sürünen mi varılacak yere daha kolayca ulaşır, yoksa dümdüz yolda düzgün şekilde yürüyen mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi yüz üstü kapanarak giden mi daha doğru, yoksa dosdoğru bir cadde üzerinde dümdüz giden mi?
Muhammed Esed
Peki öyleyse, gözünü yere dikerek giden, hedefe, doğru yolda dümdüz yürüyenden daha iyi mi ulaşır?
Yaşar Nuri Öztürk
Peki, yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha düzgün gider yoksa dosdoğru yol üzerinde dik ve düzgün yürüyen mi?
Süleymaniye Vakfı
Peki, başını eğerek yürüyen mi hedefi daha iyi bulur yoksa doğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi[1]?
Süleyman Ateş
Şimdi, yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa yolda düzgün yürüyen mi?

Mülk 67:23

Cüz: 29 | Sayfa: 562
قُلْ هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ
Kul huvellezi enşeekum ve ceale lekumus sem'a vel ebsare vel ef'ideh, kalilen ma teşkurun.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "O sizi inşa edendir; size işitme duyusu, gözler ve (akleden) kalpler bahşedendir: Ne kadar da azınız şükrediyor!"
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki, odur ancak sizi inşa eyleyen ve size dinleyecek kulak, görecek gözler, duyacak gönüller veren, fakat sizler pek az şükr ediyorsunuz
Diyanet İşleri
De ki: "O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"
Mehmet Okuyan
De ki: "Sizi yaratan, sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler var eden O'dur." Ne kadar da azınız şükrediyor!
Suat Yıldırım
De ki: Sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve gönüller veren O'dur. Sizin şükrünüz ne de az!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "O'dur ancak sizi yaratan, size dinleyecek kulak, görecek gözler, duyacak gönüller veren! Fakat sizler pek az şükrediyorsunuz!"
Muhammed Esed
De ki: "O, sizi hayata getiren, size kulaklar, gözler ve kalpler bağışlayandır; (yine de) ne kadar az şükrediyorsunuz!"
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Sizi oluşturan O'dur. O size, işitme gücü, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"
Süleymaniye Vakfı
De ki: "O, sizi oluşturup geliştiren[1]; sizin için dinleme yeteneği, basiret /ileri görüşlülük ve gönüller oluşturandır. Görevlerinizi ne kadar az yerine getiriyorsunuz[2]!"
Süleyman Ateş
De ki: "Sizi yaratan, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?

Mülk 67:24

Cüz: 29 | Sayfa: 562
قُلْ هُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Kul huvellezi zereekum fil ardı ve ileyhi tuhşerun.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "O sizi yeryüzünde yayıp çoğaltandır: en sonunda O'na döndürüleceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki, odur sizi Arzda zürriyyet halinde yaratıp yayan, nihayet de hep toplanıp ona haşrolunacaksınız.
Diyanet İşleri
De ki: "O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak O'nun huzurunda toplanacaksınız."
Mehmet Okuyan
De ki: "Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; (mahşerde) yalnızca O'nun huzurunda toplanacaksınız."[1]
Suat Yıldırım
Sizi yeryüzünde yaratıp zürriyet halinde yayan O'dur. Ölümden sonra da diriltilip yine O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "O'dur sizi yeryüzünde zürriyet halinde yaratıp yayan! Nihayet hep toplanıp O'nun huzuruna getirileceksiniz!"
Muhammed Esed
De ki: "Sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltan O'dur; ve (yeniden dirildiğinizde) O'nun huzurunda toplanacaksınız".
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Sizi, yeryüzünde yaratıp yayan O'dur. O'nun huzurunda haşredileceksiniz."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Siz onun huzurunda toplanacaksınız[1]."
Süleyman Ateş
De ki: "Sizi yerde üreten O'dur ve toplanıp O'na götürüleceksiniz."

Mülk 67:25

Cüz: 29 | Sayfa: 562
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadikin.
Mustafa İslamoğlu
Ama onlar: "Bu vaad ne zaman gerçekleşecek, eğer sözünüze sadıksanız (haber verin de görelim)!" diye meydan okuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Böyle iken diyorlar ki: Ne zaman bu va'd? Eğer sadıksanız?
Diyanet İşleri
"Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
Mehmet Okuyan
(İnkârcılar) "Doğruysanız bu vaat (Son Saat) ne zamanmış!" derler.
Suat Yıldırım
Ama onlar yalnızca şunu soruyorlar: "Eğer iddianızda tutarlı iseniz, bu vaad yani inanmadığımız takdirde geleceğini bildirip tehdid ettiğin azap ne zaman?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Böyle iken diyorlar ki: "Ne zaman (gerçekleşecek) bu tehdit? Eğer doğru söyleyenlerseniz?"
Muhammed Esed
Ama onlar (yalnızca şunu) soruyorlar: "Bu vaad ne zaman gerçekleşecek? (Buna cevap verin, ey inananlar,) eğer doğru sözlü insanlar iseniz!"
Yaşar Nuri Öztürk
Derler ki: "Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat de zaman?"
Süleymaniye Vakfı
Onlar: "Doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman?" diyorlar[1].
Süleyman Ateş
"Doğru (söylüyor) iseniz bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman gelecek?" diyorlar.

Mülk 67:26

Cüz: 29 | Sayfa: 562
قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ
Kul innemel ilmu indallahi ve innema ene nezirun mubin.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır! Ben ise, yalnızca onu olduğu gibi ileten bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki, o ılim ancak Allahın ındindedir, ben sade açık anlatan bir nezir (kocundurucu bir Peygamber)im.
Diyanet İşleri
De ki: "O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Mehmet Okuyan
De ki: "O bilgi yalnızca Allah katındadır.[1] Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Suat Yıldırım
De ki: "Bunu yalnız Allah bilir. Ben ise sadece açık ve kesin bir tarzda uyarırım."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "(Ona ait) o bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben, yalnızca açıkça anlatan bir uyarıcıyım (peygamberim)."
Muhammed Esed
Onlara de ki (ey Peygamber): "Onun bilgisi yalnız Allah katındadır; ben ise sadece bir uyarıcıyım".
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Bilgi Allah'ın katındadır. Bana gelince, ben ancak açıkça uyaran biriyim."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "O bilgi, sadece Allah katındadır[1]. Ben, sadece açık bir uyarıcıyım[2]."
Süleyman Ateş
De ki: (Ona ait) Bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Mülk 67:27

Cüz: 29 | Sayfa: 563
فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً س۪ٓيـَٔتْ وُجُوهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَق۪يلَ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَدَّعُونَ
Fe lemma reevhu zulfeten siet vucuhullezine keferu ve kile hazellezi kuntum bihi teddeun.
Mustafa İslamoğlu
Fakat onun çok yakın olduğunu gördükleri zaman, inkara şartlanmış olanların suratları asılacak; dahası kendilerine denilecek ki: "İşte (gelmeyeceğini) iddia edip durduğunuz (gün) budur!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken vaktı gelip de onu yakından gördüklerinde o küfredenlerin yüzleri kötüleşiverdi. Ve denildi ki işte, o sizin kendilerine da'vet edip durduğunuz budur
Diyanet İşleri
Onu (azabı) yakından gördükleri zaman inkar edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, "İşte bu, (alaylı bir biçimde) isteyip durduğunuz şeydir" denir.
Mehmet Okuyan
Onu yakın(ların)da gördüklerinde, kâfir olanların yüzleri asılmış olacaktır ve kendilerine "İşte aceleyle istediğiniz (gün) budur!" denecektir.[1]
Suat Yıldırım
Onu yanıbaşlarında buldukları zaman inkar edenlerin kederden yüzleri mosmor kesilir. Kendilerine: "İşte sizin isteyip durduğunuz şey!" denilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Derken vakti gelip de onu yakından gördüklerinde o inkar edenlerin yüzleri kötüleşti ve: "İşte o sizin kendinize davet edip durduğunuz budur!" denildi.
Muhammed Esed
Ama sonunda, bu (gerçekleşme)nin yakın olduğunu gördükleri zaman, hakikati inkar edenlerin yüzleri acı ile buruşacak ve onlara: "İşte (o kadar küçümseyerek) çağırıp durduğunuz şey budur!" denilecek.
Yaşar Nuri Öztürk
Onu yakından gördüklerinde, inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Şöyle denildi: "O habire çağırıp durduğunuz şey budur."
Süleymaniye Vakfı
Onu yakından gördüklerinde, kafirlik edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara "İşte bu, olmasını istediğiniz şeydir!" denir[1].
Süleyman Ateş
Onu yakın görünce inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.

Mülk 67:28

Cüz: 29 | Sayfa: 563
#rahmet #iman
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِيَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِيَ اَوْ رَحِمَنَاۙ فَمَنْ يُج۪يرُ الْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ
Kul ereeytum in ehlekeniyallahu ve men maıye ev rahımena fe men yucirul kafirine min azabin elim.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Hiç düşündünüz mü? Allah beni ve benimle beraber olanların ölümünü takdir etse, ya da bize rahmet edip (yaşatsa: ikisi de hayırdır). Fakat (söyler misiniz), inkar edenleri acıklı bir azabın pençesinden kim kurtaracak?
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: Gördünüz mü? Allah beni ve beraberimdekileri helak etse yahud bize merhamet buyursa iki takdirde de kafirleri elim bir azabdan kurtaracak kimdir?
Diyanet İşleri
De ki: "Söyleyin bakalım: Diyelim ki Allah beni ve beraberimdekileri helak etti, yahut bize acıdı. Peki, ya inkarcıları elem dolu bir azaptan kim koruyacak?"
Mehmet Okuyan
De ki: "Hiç düşündünüz mü? Allah beni ve beraberimdekileri öldürse veya bize merhamet etse, kâfirleri elem verici azaptan kim kurtarabilir!"[1]
Suat Yıldırım
De ki: "Söyler misiniz bana: Allah eğer beni ve beraberimdeki müminleri, ister helak eder, ister merhamet eder, ne ederse eder, peki kafirleri o acı azaptan kim kurtarır?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Gördünüz mü, Allah beni ve beraberimdekileri yok etse ya da bize merhamet buyursa, iki takdirde de kafirleri elem verici azaptan kurtaracak kimdir?"
Muhammed Esed
De ki (ey Peygamber!): "Ne sanıyorsunuz? Allah isterse beni ve bana tabi olanları yok eder, isterse bize şefkatiyle rahmet eder. Peki, (siz) hakikat inkarcılarını (öteki dünyada) şiddetli azaptan koruyabilecek kimse var mı?"
Yaşar Nuri Öztürk
Söyle onlara: "Diyelim ki, Allah beni ve beraberindekileri öldürdü, yahut bize acıdı. Peki, kafirleri korkunç bir azaptan kim kurtaracak?"
Süleymaniye Vakfı
De ki: "Hiç düşündünüz mü, Allah beni ve benimle birlikte olanları helak etse veya bize ikramda bulunsa (bunlar sizin için neyi değiştirir?) Siz kafirleri, acıklı bir azaptan kim kurtarabilir[1]!"
Süleyman Ateş
De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse de yahut bize acısa da (fark etmez,) kafirleri acı azabdan kim kurtarabilir?"

Mülk 67:29

Cüz: 29 | Sayfa: 563
#rahmet #iman
قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِه۪ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَاۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
Kul huver rahmanu amenna bihi ve aleyhi tevekkelna, fe se ta'lemune men huve fi dalalin mubin.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "(İşte kurtaracak olan) O Rahman'dır! Biz O'na iman ettik ve O'na güvendik. (Size gelince): kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu günü gelince öğreneceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: O öyle Rahman, işte biz ona iyman ettik ve ona dayanmaktayız, ileride sizler de bileceksiniz ki o açık bir dalal içinde bulunan kim?
Diyanet İşleri
De ki: "O, Rahman'dır. O'na iman ettik, yalnızca O'na tevekkül ettik. Siz, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!"
Mehmet Okuyan
De ki: "O, Rahmân'dır. O'na inandık ve yalnızca O'na güvendik. Kimin apaçık bir şaşkınlık içinde olduğunu ileride bileceksiniz."
Suat Yıldırım
De ki: "Sizi imana davet ettiğimiz İlah, Rahmandır. Biz O'na iman ettik. O'na dayandık. Kimin kesin bir yanlışlık içinde olduğunu yakında öğrenirsiniz."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "O, öyle Rahman'dır, işte biz O'na iman ettik ve O'na dayanmaktayız. İleride sizler de kimin açık bir sapıklık içinde bulunduğunu bileceksiniz!"
Muhammed Esed
De ki: "O, Rahman'dır; biz O'na iman ettik ve O'na güvendik; kimin açık bir sapıklıkta olduğunu zamanı geldiğinde anlayacaksınız."
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Rahman'dır O, O'na inandık biz ve yalnız O'na güvendik. Yakında bileceksiniz kimmiş apaçık sapıklığın içinde."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "O, iyiliği sonsuz olandır[1]; biz ona inanıp güvendik ve sadece ona dayandık. Açık bir sapkınlık içinde olanın kim olduğunu yakında öğrenirsiniz[2]."
Süleyman Ateş
De ki: "O, çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."

Mülk 67:30

Cüz: 29 | Sayfa: 563
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْراً فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ
Kul e re'eytum in asbaha maukum gavren fe men ye'tikum bi main main.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Hiç düşündünüz mü? Eğer suyunuz (yeryüzünden) tamamen çekiliverse, size tertemiz kaynak sularını kim getirecek?"
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: Gördünüz mü? Sabaha kadar suyunuz bata kalırsa size bir ab-i revan getirecek kim?
Diyanet İşleri
De ki: "Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?"
Mehmet Okuyan
De ki: "Hiç düşündünüz mü? Suyunuz çekilse kim size bir su kaynağı getirebilir ki!
Suat Yıldırım
De ki: "Söyleyin bana: şayet suyunuz çekilir, yerin dibine giderse, o akan tatlı suyu, kim getirebilir size?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Gördünüz mü, eğer sabaha kadar suyunuz batakalırsa (çekilecek olsa), size kim bir akarsu getirebilir?
Muhammed Esed
(Hakikati inkar edenlere) de ki: "Ne sanıyorsunuz? Aniden bütün suyunuz toprağın altında yok olup gitseydi (Allah'tan başka) kim size temiz kaynaklardan (yeni) su verebilirdi?"
Yaşar Nuri Öztürk
Şunu da söyle: "Bir sabah suyunuz çekiliverse, kim getirecek fışkırıp akan bir su size?"
Süleymaniye Vakfı
Şunu da söyle: "Hiç düşündünüz mü, sularınız çekilecek olsa size kim bir su kaynağı getirebilir[1]!"
Süleyman Ateş
De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akar su getirebilir?"

Kalem 68:1

Cüz: 29 | Sayfa: 563
#rab
نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ
Nun vel kalemi ve ma yesturun.
Mustafa İslamoğlu
Nun... Kaleme ve (onun) yazdıklarına yemin olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Nun ve kalem ve ehli kalemin satra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için
Diyanet İşleri
(1-2) Nun. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
Mehmet Okuyan
Nûn.[1] Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun.
Suat Yıldırım
- Nun. Kalem ve ehl-i kalemin satırlara dizdikleri ve dizecekleri şeyler hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nun, Kaleme ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizecekleri hakkı için,
Muhammed Esed
Nun. Düşün kalemi ve (onunla) yazdıklarını!
Yaşar Nuri Öztürk
Nun! Yemin olsun kaleme ve satır satır yazdıklarına
Süleymaniye Vakfı
Nun[1]! Kaleme ve (onunla) yazanların[2] satır satır yazdıklarına yemin olsun ki[3]
Süleyman Ateş
Nun. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.

Kalem 68:2

Cüz: 29 | Sayfa: 563
#rab
مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ
Ma ente bi ni'meti rabbike bi mecnun.
Mustafa İslamoğlu
Rabbinin nimeti sayesinde, cin musallat olmuş biri, olman söz konusu değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen rabbının ni'meti ile, mecnun değilsin
Diyanet İşleri
(1-2) Nun. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
Mehmet Okuyan
Rabbinin nimeti sayesinde sen asla cinlenmiş değilsin.
Suat Yıldırım
Rabbinin lütfuyla, deli değilsin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sen Rabbinin nimeti sayesinde, deli değilsin.
Muhammed Esed
Sen bir deli değilsin, Rabbinin nimeti sayesinde!
Yaşar Nuri Öztürk
Ki sen, cin tasallutuna uğramış değilsin; Rabbinin nimeti sayesinde,
Süleymaniye Vakfı
Rabbinin nimeti sayesinde sen, cinlerin etkisinde değilsin[1].
Süleyman Ateş
Sen, Rabbinin ni'metiyle cinlenmiş (deli) değilsin.

Kalem 68:3

Cüz: 29 | Sayfa: 563
وَاِنَّ لَكَ لَاَجْراً غَيْرَ مَمْنُونٍۚ
Ve inne leke le ecren gayre memnun.
Mustafa İslamoğlu
Ve senin için kesintisiz bir ödül vardır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve tükenmez bir ecir var muhakkak senin için
Diyanet İşleri
Şüphesiz sana tükenmez bir mükafat vardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki senin için başa kakılmayan (kesintisiz) bir ödül vardır.
Suat Yıldırım
Hem senin ecrin, mükafatın hiç kesilmez!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve muhakkak senin için tükenmez bir mükafat var.
Muhammed Esed
Ve senin için kesintisiz bir ödül vardır;
Yaşar Nuri Öztürk
Senin için kesintisiz bir ödül var.
Süleymaniye Vakfı
Senin için kesintisiz bir ödül var[1].
Süleyman Ateş
Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.

Kalem 68:4

Cüz: 29 | Sayfa: 563
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ
Ve inneke le ala hulukın azim.
Mustafa İslamoğlu
çünkü sen, muhteşem bir ahlaka sahipsin;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve her halde sen pek büyük bir ahlak üzerindesin
Diyanet İşleri
Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
Mehmet Okuyan
Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
Suat Yıldırım
Ve sen pek yüksek bir ahlak üzerindesin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve herhalde sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.
Muhammed Esed
çünkü sen, üstün bir hayat tarzına sahipsin;
Yaşar Nuri Öztürk
Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.
Süleymaniye Vakfı
Şüphesiz sen üstün bir ahlak üzeresin[1].
Süleyman Ateş
Ve sen, büyük bir ahlak üzerindesin.

Kalem 68:5

Cüz: 29 | Sayfa: 563
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ
Fe se tubsıru ve yubsırun.
Mustafa İslamoğlu
ve bir gün gelecek, sen de göreceksin onlar da görecekler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Yakında göreceksin ve görecekler
Diyanet İşleri
(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Mehmet Okuyan
(5, 6) Hanginizin fitneye düştüğünü ileride sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Suat Yıldırım
Yakında göreceksin, onlar da görecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yakında göreceksin ve görecekler,
Muhammed Esed
ve (bir gün) sen de göreceksin, onlar, (şimdi seni küçümseyenler) de görecekler,
Yaşar Nuri Öztürk
Yakında göreceksin, onlar da görecekler,
Süleymaniye Vakfı
Yakında göreceksin, onlar da görecekler[1],
Süleyman Ateş
(Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler;

Kalem 68:6

Cüz: 29 | Sayfa: 563
بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ
Bi eyyikumul meftun.
Mustafa İslamoğlu
hanginizin aklından zoru olduğunu.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hanginizde imiş o fitne, o cünun?
Diyanet İşleri
(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Mehmet Okuyan
(5, 6) Hanginizin fitneye düştüğünü ileride sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Suat Yıldırım
Hanginizde imiş o dertler, o delilikler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O fitne, o delilik hanginizdeymiş.
Muhammed Esed
hanginiz(in) akıldan yoksun olduğunu.
Yaşar Nuri Öztürk
Hanginizmiş fitneye tutulan, deliren!
Süleymaniye Vakfı
hanginizin cinlerin /şeytanın fitnesine kapılmış[1] olduğunu!
Süleyman Ateş
Hanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu.

Kalem 68:7

Cüz: 29 | Sayfa: 563
#rab
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
İnne rabbeke huve a'lemu bi men dalle an sebilihi ve huve a'lemu bil muhtedin.
Mustafa İslamoğlu
Kuşku yok ki senin Rabbin, evet O, kimin kendi yolundan saptığını çok iyi bilir; yine O, kimin hidayete erdiğini de çok iyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şübhesiz rabbındır en bilen yolundan sapanı, yine odur en bilen hidayete irenleri.
Diyanet İşleri
Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını iyi bilendir ve O kimlerin doğru yola ulaştırıldığını iyi bilendir.[1]
Suat Yıldırım
Senin Rabbin şüphesiz pek iyi bilir. Allah yolundan sapanlar kimdir ve O'nun yolunu tutanlar kimdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz Rabbindir, yolundan sapanı en iyi bilen, yine O'dur doğru yola erenleri en iyi bilen.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, yalnız senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını bilir ve yalnız O'dur, kimin doğru yolda olduğunu bilen.
Yaşar Nuri Öztürk
Senin Rabbin, evet O'dur kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilen. Ve O'dur kimin doğruya ve güzele kılavuzlandığını en iyi bilen.
Süleymaniye Vakfı
Senin Rabbin, yolundan sapanları iyi bilir. O, doğru yolda olanları da iyi bilir[1].
Süleyman Ateş
Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O'dur.

Kalem 68:8

Cüz: 29 | Sayfa: 563
فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ
Fe la tutııl mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
Artık hakkı yalanlayanlara boyun eğme!
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde tanıma o yalan diyenleri
Diyanet İşleri
O halde yalanlayanlara boyun eğme.
Mehmet Okuyan
(Gerçeği) yalanlayanlara itaat etme!
Suat Yıldırım
O halde, hakkı yalan sayanların, sözlerine sakın uyma.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde tanıma o yalan diyenleri!
Muhammed Esed
O halde, hakikati yalanlayanlar(ın arzu ve özlemlerin)e uyma!
Yaşar Nuri Öztürk
O halde, yalanlayanlara itaat etme!
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse sen yalan söyleyip duranlara boyun eğme![1]
Süleyman Ateş
Öyleyse yalanlayanlara ita'at etme.

Kalem 68:9

Cüz: 29 | Sayfa: 563
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
Veddu lev tudhinu fe yudhinun.
Mustafa İslamoğlu
Onlar isterler ki, sen onlara taviz veresin, buna karşılık kendileri de sana...
Elmalılı Hamdi Yazır
Arzu ettiler ki müdahene etsen, o vakıt müdahene edeceklerdi
Diyanet İşleri
İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.
Mehmet Okuyan
Onlar senin (kendilerine) yumuşak davranmanı isterler ki kendileri de (sana) yumuşak davransınlar.
Suat Yıldırım
İsterler ki sen gevşeyesin de, böylece kendileri de yumuşasınlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Arzu ettiler ki, sen (onları) yağlasan onlar da sana yağ yapacaklardı.
Muhammed Esed
Onlar senin (kendilerine) yumuşak davranmanı isterler ki kendileri de (sana) yumuşak davransınlar.
Yaşar Nuri Öztürk
İstediler ki sen, alttan alıp gevşek davranasın/yağcılık edesin de onlar da yağcılık etsinler/yumuşaklık göstersinler.
Süleymaniye Vakfı
Çok arzu ederler ki sen taviz veresin onlar da taviz versinler[1].
Süleyman Ateş
İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar).

Kalem 68:10

Cüz: 29 | Sayfa: 563
وَلَا تُطِـعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ
Ve la tutı' kulle hallafin mehin.
Mustafa İslamoğlu
Ve sen, (çiğneyeceğini bile bile) ağız dolusu söz veren hiçbir alçağa da boyun eğme!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve tanıma şunların hiç birini: çok yemin edici, değersiz
Diyanet İşleri
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
Mehmet Okuyan
(10, 11, 12, 13) Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı olanlara itaat etme![1]
Suat Yıldırım
(10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine ayetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Tanıma şunların hiç birini; çok yemin eden o aşağılık,
Muhammed Esed
Ayrıca, yemin edip duran alçağa uyma,
Yaşar Nuri Öztürk
Şunların hiçbirine eğilme, uyma: Çok yemin eden, bayağı/alçak,
Süleymaniye Vakfı
Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duranlara, alçaklara[1],
Süleyman Ateş
Şunların hiçbirine ita'at etme: Yemin edip duran aşağılık,

Kalem 68:11

Cüz: 29 | Sayfa: 563
هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ
Hemmazin meşşain bi nemim.
Mustafa İslamoğlu
Arkadan çekiştirmek için mekik dokuyan arabozucuya (da)!
Elmalılı Hamdi Yazır
Gammaz, koğuculukla gezer
Diyanet İşleri
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
Mehmet Okuyan
(10, 11, 12, 13) Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı olanlara itaat etme![1]
Suat Yıldırım
(10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine ayetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
gammaz, koğuculukla gezer,
Muhammed Esed
(yahut) iğrenç dedikodular yapan iftiracıya,
Yaşar Nuri Öztürk
Alaycı/gammaz, koğuculuk için dolaşıp duran,
Süleymaniye Vakfı
kışkırtıcılık yapanlara, sürekli laf taşıyanlara,[1]
Süleyman Ateş
Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,

Kalem 68:12

Cüz: 29 | Sayfa: 563
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ
Mennaın lil hayri mu'tedin esim.
Mustafa İslamoğlu
İyiliğe ölümüne engel olan günaha gömülmüş zorbaya (da)!
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır engeli, mütecaviz, vebal yüklü
Diyanet İşleri
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
Mehmet Okuyan
(10, 11, 12, 13) Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı olanlara itaat etme![1]
Suat Yıldırım
(10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine ayetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
hayrı engelleyen, saldırgan, vebal yüklü,
Muhammed Esed
(yahut) iyiliğe mani olana, (yahut) günahkar zorbaya,
Yaşar Nuri Öztürk
Hayrı engelleyen, sınır tanımaz saldırgan, günaha batmış,
Süleymaniye Vakfı
iyiliğe engel olup duranlara, sınırı aşanlara, günahkarlara[1],
Süleyman Ateş
Hayra engel olan, saldırgan, günahkar,

Kalem 68:13

Cüz: 29 | Sayfa: 563
عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ
Utullin ba'de zalike zenim.
Mustafa İslamoğlu
Kaba ve duygusuz, üstüne üstlük fırıldak ve hayırsız.
Elmalılı Hamdi Yazır
zobu, sonra da dakma (zenim)
Diyanet İşleri
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
Mehmet Okuyan
(10, 11, 12, 13) Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı olanlara itaat etme![1]
Suat Yıldırım
(10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine ayetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
zobu (kaba), sonra da takma (soysuzlukla damgalı),
Muhammed Esed
(yahut) ihtiraslarına esir olmuş zalime ve bütün bunların ötesinde (hemcinslerine) hiçbir faydası dokunmayana.
Yaşar Nuri Öztürk
Kaba/obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı.
Süleymaniye Vakfı
saygısızlara, bütün bunlardan sonra kötülükle damgalananlara[1],
Süleyman Ateş
Kaba, sonra da kötülükle damgalı,

Kalem 68:14

Cüz: 29 | Sayfa: 563
اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ
En kane za malin ve benin.
Mustafa İslamoğlu
Bütün bunların nedeni, onun mal ve çocuklara sahip olması idi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Mal sahibi olmuş ve oğulları var diye
Diyanet İşleri
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
Mehmet Okuyan
Malı ve çocukları var diye (şımardığından),
Suat Yıldırım
(10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine ayetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
mal ve oğulları var diye.
Muhammed Esed
Onun mal mülk ve çocuk sahibi olmasından mıdır
Yaşar Nuri Öztürk
Mal ve oğullar sahibi olmuş da ne olmuş?
Süleymaniye Vakfı
malı ve evlatları var diye (böyle davrananlara boyun eğme!)[1].
Süleyman Ateş
Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış).

Kalem 68:15

Cüz: 29 | Sayfa: 563
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ
İza tutla aleyhi ayatuna kale esatirul evvelin.
Mustafa İslamoğlu
ki ayetlerimiz kendisine okununca, "Eskilerin masalları" diyebildi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Karşısında ayetlerimiz okunurken "eskilerin masalları" dedi
Diyanet İşleri
Ayetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der.
Mehmet Okuyan
Ona ayetlerimiz tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman "Öncekilerin masalları!" der.[1]
Suat Yıldırım
(10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine ayetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Karşısında ayetlerimiz okunurken: "Eskilerin masalları." dedi.
Muhammed Esed
ki ne zaman mesajlarımız böyle birine iletildiyse, "Bunlar eski zaman hikayeleri!" demişti?
Yaşar Nuri Öztürk
Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: "Daha öncekilerin masalları!"
Süleymaniye Vakfı
Böyle birine ayetlerimiz bağlantılarıyla birlikte okununca, "Bunlar, öncekilerin yazıları![1]" der.
Süleyman Ateş
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" der.

Kalem 68:16

Cüz: 29 | Sayfa: 564
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
Se nesimuhu alel hurtum.
Mustafa İslamoğlu
Onun burnuna (zillet) damgasını çıkmaz bir biçimde vuracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberiniz olsun ki biz onlara bela vermişizdir.
Diyanet İşleri
Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.
Mehmet Okuyan
(Buna karşılık), ileride onun burnunu sürteceğiz.
Suat Yıldırım
(10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine ayetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yakında Biz onu o hortumunun üzerinden damgalayacağız
Muhammed Esed
(Bunun için) Biz onu, yakasını kurtaramayacağı bir zillet ile damgalayacağız!
Yaşar Nuri Öztürk
Yakında biz onun hortumu üzerine damga basacağız/burnunu sürteceğiz.
Süleymaniye Vakfı
Böylesinin burnunu sürteceğiz[1].
Süleyman Ateş
Biz onu burnunun üzerine damga vurup işaretleyeceğiz.

Kalem 68:17

Cüz: 29 | Sayfa: 564
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ
İnna belevnahum ke ma belevna ashabel cenneh, iz aksemule yasri munneha musbihin.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz şu (yukarıdakileri) sınamıştık, tıpkı malum bahçe sahiplerini sınadığımız gibi: Hani onlar, ertesi sabah kesinlikle hasat yapacaklarına dair sözleşmiştiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberiniz olsun ki biz onlara bela vermişizdir. O bağ sahiblerini belalandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi; sabah olunca onu mutlaka divşireceklerdi.
Diyanet İşleri
Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
Mehmet Okuyan
(17, 18) Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di).[1]
Suat Yıldırım
(17-18) Biz tıpkı o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi, bunları da sınadık. Onlar sabah erken mahsulü devşireceklerini yeminle pekiştirip kesin söylemiş, (inşaallah dememiş), Allah'ın iznine bağlamamışlardı. Ayrıca fakirlerin payını düşünmemişlerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haberiniz olsun ki, Biz onlara bela vermişizdir, (tıpkı) o bağ sahiplerine bela verdiğimiz gibi. O sırada ki, sabah olunca mutlaka onu devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Muhammed Esed
Ve Biz o (günahkar)ları (sadece) sınayacağız, tıpkı ağaçtaki meyveleri ertesi gün kesinlikle toplayacağına yemin eden bazı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi;
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.
Süleymaniye Vakfı
Şu bahçenin sahiplerini yıpratıcı bir imtihandan geçirdiğimiz gibi böylelerini de kesinlikle yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz[1]: Bir gün sahipleri, bahçedeki ürünleri sabahleyin mutlaka toplayacaklarına yemin etmişlerdi.
Süleyman Ateş
Biz bunlara da bela verdik, şu bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

Kalem 68:18

Cüz: 29 | Sayfa: 564
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
Ve la yestesnun.
Mustafa İslamoğlu
Ancak Allah'ın hayata müdahil olduğu gerçeğine dair istisnai bir kayıt da düşmemiştiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir istisna da yapmıyorlardı
Diyanet İşleri
(Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. ("İnşaallah" demiyorlardı.)
Mehmet Okuyan
(17, 18) Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di).[1]
Suat Yıldırım
(17-18) Biz tıpkı o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi, bunları da sınadık. Onlar sabah erken mahsulü devşireceklerini yeminle pekiştirip kesin söylemiş, (inşaallah dememiş), Allah'ın iznine bağlamamışlardı. Ayrıca fakirlerin payını düşünmemişlerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(Allah izin verirse, diye) bir istisna da yapmıyorlardı.
Muhammed Esed
ve onlar (Allah'ın iradesi ile ilgili) hiçbir istisnai kayıt da koymamışlardı:
Yaşar Nuri Öztürk
Hiçbir istisna tanımıyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
(Muhtaçlara) hiçbir şey bırakmayacaklardı[1].
Süleyman Ateş
İstisna da etmiyorlar (Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.

Kalem 68:19

Cüz: 29 | Sayfa: 564
#rab
فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ
Fe tafe aleyha taifun min rabbike ve hum naimun.
Mustafa İslamoğlu
Ve onlar uykudayken Rabbinden gelen bir (bela) o (bahçeyi) bir bir yokladı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken ona rabbından bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı
Diyanet İşleri
Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.
Mehmet Okuyan
Onlar uykudayken, Rabbinden (gelen) kuşatıcı bir afet orayı sarmıştı.
Suat Yıldırım
(19-20) Fakat onlar henüz uykuda iken, Rabbin tarafından gönderilen bir afet bahçeyi kapladı. Bahçe sabahleyin siyah kül haline geliverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Derken onlar uyurken Rabbin tarafından bir dolaşan (afet) onun üzerinden dolaşıverdi.
Muhammed Esed
bunun üzerine, onlar uykudayken Rabbinden (gelen) bir salgın o (bahçeyi) sarmıştı,
Yaşar Nuri Öztürk
Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,
Süleymaniye Vakfı
Bu yüzden, onlar uykudayken[1] Rabbinden gelen bir hortum[2] bahçeyi sardı.
Süleyman Ateş
Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir bela, onu sardı da,

Kalem 68:20

Cüz: 29 | Sayfa: 564
#rab
فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ
Fe asbahat kes sarim.
Mustafa İslamoğlu
Derken, ertesi sabah o (bahçe) sırım gibi geçmiş küle dönmüştü.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti
Diyanet İşleri
Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
Mehmet Okuyan
(Bahçe) hasat edilmiş gibi (bomboş) olmuştu.
Suat Yıldırım
(19-20) Fakat onlar henüz uykuda iken, Rabbin tarafından gönderilen bir afet bahçeyi kapladı. Bahçe sabahleyin siyah kül haline geliverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sabaha kadar o bağ sırıma (biçilmiş tarlaya) dönmüştü.
Muhammed Esed
ve ertesi gün (bütün bitkiler) sararıp kurumuştu.
Yaşar Nuri Öztürk
O, simsiyah kesiliverdi.
Süleymaniye Vakfı
Sonunda bahçe, kökünden sökülmüş gibi oldu[1].
Süleyman Ateş
Bahçe simsiyah kesiliverdi.

Kalem 68:21

Cüz: 29 | Sayfa: 564
فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ
Fe tenadev musbihin.
Mustafa İslamoğlu
Derken, sabahın köründe birbirlerine seslendiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler
Diyanet İşleri
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.
Mehmet Okuyan
Sabah olurken birbirlerine şöyle seslenmişlerdi:
Suat Yıldırım
(21-22) Onlar ise olup bitenden habersiz, neşeli neşeli birbirlerine seslendiler: "Haydi, madem devşireceksiniz, çabuk ekininizin başına!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.
Muhammed Esed
Sabah erken kalktıklarında birbirlerine seslendiler:
Yaşar Nuri Öztürk
Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:
Süleymaniye Vakfı
Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler:
Süleyman Ateş
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

Kalem 68:22

Cüz: 29 | Sayfa: 564
اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ
Enıgdu ala harsikum in kuntum sarımin.
Mustafa İslamoğlu
"Hasat yapmak istiyorsanız, erkenden arazinize gidin!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Haydin kesecekseniz harsinize irkence koşun dediler.
Diyanet İşleri
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.
Mehmet Okuyan
"Hasat etmek istiyorsanız, erkenden arazinize (bahçenize) gidin!"
Suat Yıldırım
(21-22) Onlar ise olup bitenden habersiz, neşeli neşeli birbirlerine seslendiler: "Haydi, madem devşireceksiniz, çabuk ekininizin başına!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haydi, kesecekseniz harsinize (ekininize) erkence koşun! dediler.
Muhammed Esed
"Meyve toplamak istiyorsanız erkenden tarlanıza gidin!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Hadi, eğer biçecekseniz ekininize erken gidin."
Süleymaniye Vakfı
"Eğer toplayacaksanız ürünlerinizin başına erkenden varın!"
Süleyman Ateş
"Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.

Kalem 68:23

Cüz: 29 | Sayfa: 564
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ
Fentaleku ve hum yetehafetun.
Mustafa İslamoğlu
Derken yola koyuldular... Aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:
Elmalılı Hamdi Yazır
Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:
Diyanet İşleri
(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.
Mehmet Okuyan
(23, 24) (Bahçe sahipleri "Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!" (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.
Suat Yıldırım
(23-24) Hemen yola koyuldular. Bir taraftan da aralarında şöyle fiskos ediyorlardı: "Sakın, bugün yanımıza fakir fukara gelmesin, onların bahçeye girmelerine hiç imkan vermeyin!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı (fısıldaşıyorlardı):
Muhammed Esed
Derken yola koyuldular, giderken fısıldaşıyorlardı:
Yaşar Nuri Öztürk
Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:
Süleymaniye Vakfı
Hemen yola çıktılar, aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:
Süleyman Ateş
Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:

Kalem 68:24

Cüz: 29 | Sayfa: 564
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ
En la yedhulennehel yevme aleykum miskin.
Mustafa İslamoğlu
"Bugün hiçbir yoksulun yanınıza sokulmaması gerekiyor!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Sakın bu gün aranıza bir miskin sokulmasın diyorlardı
Diyanet İşleri
(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.
Mehmet Okuyan
(23, 24) (Bahçe sahipleri "Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!" (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.
Suat Yıldırım
(23-24) Hemen yola koyuldular. Bir taraftan da aralarında şöyle fiskos ediyorlardı: "Sakın, bugün yanımıza fakir fukara gelmesin, onların bahçeye girmelerine hiç imkan vermeyin!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın! diyorlardı.
Muhammed Esed
"Bugün hiçbir yoksul, bahçeye girip (siz habersizken) yanınıza (sokulmayacak)!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin!"
Süleymaniye Vakfı
"Bugün herhangi bir miskin /çaresiz, kesinlikle orada yanınıza sokulmamalı[1]!"
Süleyman Ateş
"Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diye.

Kalem 68:25

Cüz: 29 | Sayfa: 564
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ
Ve gadev ala hardin kadirin.
Mustafa İslamoğlu
Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.
Diyanet İşleri
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
Mehmet Okuyan
Her şeye güçleri yetermiş (gibi) çok erken davranıp (bahçeye gelmişlerdi).
Suat Yıldırım
Yoksulları engelleme azmi içinde ilerlediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.
Muhammed Esed
ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.
Yaşar Nuri Öztürk
Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
Süleymaniye Vakfı
(Çaresizleri) mahrum bırakmak amacıyla planladıkları şekilde erkenden gittiler.
Süleyman Ateş
Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.

Kalem 68:26

Cüz: 29 | Sayfa: 564
فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ
Fe lemma reevha kalu inna le dallun.
Mustafa İslamoğlu
Derken, bahçeyi o halde görünce (tanıyamadılar ve) "Biz yolumuzu şaşırmışız (galiba)" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz
Diyanet İşleri
Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.
Mehmet Okuyan
Fakat bahçeyi gördüklerinde "Biz (herhâlde) yolumuzu şaşırdık!" demişlerdi.
Suat Yıldırım
Bahçeyi görünce, apışıp kaldılar. "Galiba yolu şaşırdık, yanlış yere geldik!" dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ama bağı gördüklerinde: "Biz her halde yanlış gelmişiz.
Muhammed Esed
Ama bahçeye bakıp onu (tanınmaz halde) görünce: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız!" diye bağırdılar;
Yaşar Nuri Öztürk
Fakat bahçeyi görünce: "Yahu biz yanlış gelmişiz." dediler.
Süleymaniye Vakfı
Bahçeyi görünce şöyle dediler: "Biz, kesinlikle yolumuzu şaşırdık!
Süleyman Ateş
Fakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler.

Kalem 68:27

Cüz: 29 | Sayfa: 564
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Bel nahnu mahrumun.
Mustafa İslamoğlu
(Akılları başlarına gelince), "Hayır, biz mahrum edilmişiz" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yok biz mahrum edilmişiz
Diyanet İşleri
(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.
Mehmet Okuyan
"(Hayır)! Aksine biz mahrum bırakıldık!"[1] (diye sızlanmışlardı).
Suat Yıldırım
Çok geçmeden işi anlayınca: "Hayır! dediler, Doğrusu felakete uğramışız!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yok, biz mahrum edilmişiz." dediler.
Muhammed Esed
(ve sonra da) "Hayır, galiba elimizden çıkmış!" (dediler).
Yaşar Nuri Öztürk
"Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz."
Süleymaniye Vakfı
Hayır, meğer mahrum bırakılan bizmişiz[1]!"
Süleyman Ateş
"Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!"

Kalem 68:28

Cüz: 29 | Sayfa: 564
#rab
قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَـكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
Kale evsatuhum e lem ekul lekum levla tusebbihun.
Mustafa İslamoğlu
İçlerinden en dengeli olanı "Ben size "Allah yokmuş gibi hareket etmeyelim" dememişmiydim?" diye çıkıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ortancaları (en mu'tedilleri) demedim mi size: tesbih etseydiniz
Diyanet İşleri
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.
Mehmet Okuyan
İçlerinden en makul olanı "Ben sizi ‘Tesbih etsenize!' diye uyarmamış mıydım?" demişti.
Suat Yıldırım
En makul olanları ise: "Ben size Allah'ı zikretmenizi söylememiş miydim!" dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
En mutedil olanları: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize, demedim mi?" dedi.
Muhammed Esed
Aralarındaki en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size, Allah'ın sınırsız şanını yüceltmelisiniz demedim mi?" diye sordu.
Yaşar Nuri Öztürk
Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: "Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!"
Süleymaniye Vakfı
Onların orta yolda olanı şöyle dedi: "Size, 'Keşke (Allah'ın emrine) boyun eğseniz[1]!' dememiş miydim?"
Süleyman Ateş
Orta (yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi.

Kalem 68:29

Cüz: 29 | Sayfa: 564
#rab
قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ
Kalu subhane rabbina inna kunna zalimin.
Mustafa İslamoğlu
Onlar "Varlığın kendisi adına hareket ettiği Rabbimizin şanı ne yücedir" dediler; "Meğer biz zalimlerden olup çıkmışız."
Elmalılı Hamdi Yazır
Sübhansın ya rabbena! Dediler: bizler doğrusu zalimlermişiz
Diyanet İşleri
Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.
Mehmet Okuyan
(Onlar) "Rabbimiz yücedir! Doğrusu biz (kendimize) yazık etmişiz!" demişlerdi.
Suat Yıldırım
(29-30) Bunun üzerine "Sübhansın ya Rabbena, her türlü noksandan uzaksın! Doğrusu biz kendimize zulmetmişiz!" deyip, birbirlerini kınamaya başladılar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar: "Rabbimiz Seni tenzih ederiz, doğrusu bizler zalimlermişiz!" dediler.
Muhammed Esed
Onlar: "Rabbimizin şanı yücedir! Doğrusu biz zulüm işliyorduk!" diye cevap verdiler;
Yaşar Nuri Öztürk
O zaman dediler ki: "Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk."
Süleymaniye Vakfı
Şöyle dediler: "Rabbimize boyun eğeriz! Biz gerçekten yanlış yapan kimselermişiz!"
Süleyman Ateş
"Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz!" dediler.