Ayetler
Toplam sonuç: 6236
Vakıa 56:22
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَحُورٌ ع۪ينٌۙ
Ve hurun inun.
Mustafa İslamoğlu
Ve kusursuz bakışlı temiz eşler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Huri ıyn
Diyanet İşleri
(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.
Mehmet Okuyan
(22, 23, 24) Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).[1]
Suat Yıldırım
(22-23) Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
iri gözlü huriler,
Muhammed Esed
Ve en güzel gözlü saf ve temiz eşler (yanlarında olacak),
Yaşar Nuri Öztürk
Ve genç kadınlar, iri ve siyah gözlü.
Süleymaniye Vakfı
Bir de ceylan gözlü huriler[1] (dolaşacak)[2].
Süleyman Ateş
İri gözlü huriler,
Vakıa 56:23
Cüz: 27 | Sayfa: 534
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ
Ke emsalil lu'luil meknun.
Mustafa İslamoğlu
gün görmemiş inciler gibi...
Elmalılı Hamdi Yazır
Saklı inci timsalleri gibi
Diyanet İşleri
(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.
Mehmet Okuyan
(22, 23, 24) Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).[1]
Suat Yıldırım
(22-23) Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
saklı inciler gibi,
Muhammed Esed
kabuklarının içinde saklı bulunan inciler gibi.
Yaşar Nuri Öztürk
Titizlikle korunan inciler misali;
Süleymaniye Vakfı
Sanki onlar kabuğunda saklı inci gibidir[1].
Süleyman Ateş
Saklı inciler gibi;
Vakıa 56:24
Cüz: 27 | Sayfa: 534
جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Cezaen bi ma kanu ya'melun.
Mustafa İslamoğlu
Önceden yaptıklarının bir ödülü olacak (bunlar);
Elmalılı Hamdi Yazır
İşledikleri amellere mükafat için
Diyanet İşleri
(Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükafat olarak (verilir.)
Mehmet Okuyan
(22, 23, 24) Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).[1]
Suat Yıldırım
Bütün bunlar dünyada yaptıkları güzel işlere mükafat olarak verilecek.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
işledikleri amellere mükafat için.
Muhammed Esed
(Hayatta iken) yaptıklarının bir ödülü (olacak bu).
Yaşar Nuri Öztürk
Yaptıklarına karşılık olarak.
Süleymaniye Vakfı
(Bütün bunlar) Yaptıklarına karşılık onları ödüllendirmek içindir[1].
Süleyman Ateş
Yaptıklarına karşılık olarak.
Vakıa 56:25
Cüz: 27 | Sayfa: 534
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا تَأْث۪يماًۙ
La yesmeune fiha lagven ve la te'sima.
Mustafa İslamoğlu
orada ne bir boş laf ne de kınanma duyacaklar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne bir boş laf işidirler orada ne de bir te'sim
Diyanet İşleri
Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.
Mehmet Okuyan
(25, 26) O (cennet)lerde "Selam, selam"dan başka bir söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.[1]
Suat Yıldırım
Onlar cennette ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir laf işitmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Orada ne boş bir laf işitirler, ne de günaha sokan bir söz.
Muhammed Esed
Orada ne boş konuşmalar duyacaklar, ne de günaha yönelten bir çağrı,
Yaşar Nuri Öztürk
Ne boş bir laf işitirler orada ne de günaha sokacak bir şey.
Süleymaniye Vakfı
Orada boş söz ve günaha sokan bir şey işitmeyecekler[1].
Süleyman Ateş
Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler.
Vakıa 56:26
Cüz: 27 | Sayfa: 534
اِلَّا ق۪يلاً سَلَاماً سَلَاماً
İlla kilen selamen selama.
Mustafa İslamoğlu
sadece denilecek ki: "Mutluluklar!.. Mutluluklar!.."
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak bir kelam: Selamen selam
Diyanet İşleri
Sadece "selam!", "selam!" sözünü işitirler.
Mehmet Okuyan
(25, 26) O (cennet)lerde "Selam, selam"dan başka bir söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.[1]
Suat Yıldırım
İşittikleri söz, hep: "Selam! selam!" sesleridir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Tek işittikleri söz: "Selam, selam!"
Muhammed Esed
ama sadece iç sükuneti ve barış müjdesi.
Yaşar Nuri Öztürk
Sadece "selam, selam!" denir.
Süleymaniye Vakfı
(İşitecekleri) sadece "selam selam" sözleri (esenlik ve güvenlik içeren sözler) olacak[1].
Süleyman Ateş
Duydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır.
Vakıa 56:27
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ
Ve ashabul yemini ma ashabul yemin.
Mustafa İslamoğlu
Bahtiyar kesime gelince: nedir o bahtiyar kesimin (ödülü)?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ashabı yemin ise ne Ashab-ı yemin!
Diyanet İşleri
Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir!
Mehmet Okuyan
Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!
Suat Yıldırım
Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sağın adamları ise, ne sağın adamları!
Muhammed Esed
Dürüst ve erdemli bir hayat yaşayanlara gelince, nedir bu dürüst ve erdemli hayat sürenler(in ödülü)?
Yaşar Nuri Öztürk
Uğur ve mutluluk yaranı. Nedir uğur ve mutluluk yaranı?
Süleymaniye Vakfı
Defteri sağdan verilenler… Kimlerdir defteri sağdan verilenler?[1]
Süleyman Ateş
Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
Vakıa 56:28
Cüz: 27 | Sayfa: 534
ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ
Fi sidrin mahdud.
Mustafa İslamoğlu
Dikenlerinin yerini meyvelerin aldığı upuzun Sidr ağaçları arasında,
Elmalılı Hamdi Yazır
Dal bastı kirazlar
Diyanet İşleri
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.
Mehmet Okuyan
(İşte onlar) düzgün (dalbastı) kiraz ağacında,
Suat Yıldırım
Dalbastı kirazlar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dalbastı kirazlar,
Muhammed Esed
(Onlar,) meyve dolu sidre ağaçları arasında (bulacaklar kendilerini),
Yaşar Nuri Öztürk
Dikensiz kirazlar,
Süleymaniye Vakfı
Onlar; dikensiz sidre ağaçları[1],
Süleyman Ateş
(Onlar) Dikensiz kirazlar,
Vakıa 56:29
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ
Ve talhın mendud.
Mustafa İslamoğlu
yine çok gövdeli, misk kokulu ve parıltılı Muğaylan ağaçları,
Elmalılı Hamdi Yazır
Sıvama muzlar içinde
Diyanet İşleri
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.
Mehmet Okuyan
Meyveleri kat kat muz ağaçları(n)da,
Suat Yıldırım
Dolgun salkımlı muzlar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
salkım muzlar içinde,
Muhammed Esed
çiçeklerle bezenmiş akasyalar,
Yaşar Nuri Öztürk
Meyve dizili muz ağaçları,
Süleymaniye Vakfı
meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları arasında,
Süleyman Ateş
(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar,
Vakıa 56:30
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ
Ve zıllin memdud.
Mustafa İslamoğlu
ve uzayıp giden serin gölgeler
Elmalılı Hamdi Yazır
Memdud bir saye
Diyanet İşleri
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.
Mehmet Okuyan
Uzamış gölge(lik)te,
Suat Yıldırım
Yayılmış gölgeler...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
uzamış bir gölge,
Muhammed Esed
genişçe yayılmış gölgeler,
Yaşar Nuri Öztürk
Uzayan gölgeler,
Süleymaniye Vakfı
ve uzayıp giden gölgeliklerde,
Süleyman Ateş
Uzamış gölge(ler),
Vakıa 56:31
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ
Ve main meskub.
Mustafa İslamoğlu
ve çağlayanlar...
Elmalılı Hamdi Yazır
Çağlıyan bir su
Diyanet İşleri
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.
Mehmet Okuyan
Çağlayarak akan sularda,
Suat Yıldırım
Şarıl şarıl akan sular...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
çağlayan bir su,
Muhammed Esed
fışkıran sular,
Yaşar Nuri Öztürk
Akıp dökülen sular,
Süleymaniye Vakfı
çağlayan su başlarında,
Süleyman Ateş
Fışkıran sular,
Vakıa 56:32
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ
Ve fakihetin kesirah
Mustafa İslamoğlu
Bir de sınırsız çeşitlilikte limitsiz meyveler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir çok meyve
Diyanet İşleri
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.
Mehmet Okuyan
(32, 33) Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).
Suat Yıldırım
(32-33) Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
bir çok meyve,
Muhammed Esed
ve bol bol meyveler,
Yaşar Nuri Öztürk
Birçok meyveler arasındadırlar.
Süleymaniye Vakfı
çokça meyveler,
Süleyman Ateş
Pek çok mevya arasında;
Vakıa 56:33
Cüz: 27 | Sayfa: 534
لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ
La maktuatin ve la memnuah.
Mustafa İslamoğlu
ne bir kesintiye uğrar ne de yasaklanır...
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne eksilir, ne men'edilir
Diyanet İşleri
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.
Mehmet Okuyan
(32, 33) Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).
Suat Yıldırım
(32-33) Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(ki) bunlar ne eksilir, ne de yasaklanırlar,
Muhammed Esed
hiç eksilmeyen, hiç tükenmeyen.
Yaşar Nuri Öztürk
Ne tükenir ne yasaklanır.
Süleymaniye Vakfı
tükenmeyen ve yenmesi yasaklanmayan meyveler içinde,
Süleyman Ateş
Tükenmeyen ve yasaklanmayan!
Vakıa 56:34
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ
Ve furuşin merfuah.
Mustafa İslamoğlu
Ve yüksek döşekler...
Elmalılı Hamdi Yazır
Yüksek döşekler
Diyanet İşleri
(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.
Mehmet Okuyan
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde[1] (onlara ödüller verilecektir).
Suat Yıldırım
(34-35) Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, suret ve siretlerini son derece güzelleştirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
yüksek döşekler (üstündedirler).
Muhammed Esed
Ve yüceltilmiş eşler(i onlarla olacak):
Yaşar Nuri Öztürk
Yükseğe yerleştirilmiş döşekler içinde.
Süleymaniye Vakfı
yüksek döşeklerde olacaklar[1].
Süleyman Ateş
Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Vakıa 56:35
Cüz: 27 | Sayfa: 534
اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ
İnna enşe'na hunne inşaa.
Mustafa İslamoğlu
Çünkü Biz onları yepyeni bir yaratılışla inşa edeceğiz,
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz etmişizdir de onları yeniden inşa
Diyanet İşleri
Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık.
Mehmet Okuyan
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde[1] (onlara ödüller verilecektir).
Suat Yıldırım
(34-35) Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, suret ve siretlerini son derece güzelleştirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz onları yeniden inşa etmişizdir,
Muhammed Esed
çünkü, Biz onları yenilenmiş bir hayatta tekrar var etmiş olacağız,
Yaşar Nuri Öztürk
Biz kadınları da güzel bir biçimde yeniden yaratmış,
Süleymaniye Vakfı
Onları[1]/ hizmet eden hurileri biz oluşturup geliştirdik.
Süleyman Ateş
Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz,
Vakıa 56:36
Cüz: 27 | Sayfa: 534
فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَاراًۙ
Fe cealna hunne ebkaran.
Mustafa İslamoğlu
ve onları bakir/bakire olarak var edeceğiz:
Elmalılı Hamdi Yazır
(36-37) Kılmışızdır bir yaşıd ebkar-i şeyda
Diyanet İşleri
(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.
Mehmet Okuyan
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde[1] (onlara ödüller verilecektir).
Suat Yıldırım
(36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına aşık yaşıtlar kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
onları bakire kılmışızdır,
Muhammed Esed
ve bakireler olarak dirilteceğiz,
Yaşar Nuri Öztürk
Hepsini bakireler yapmışızdır,
Süleymaniye Vakfı
Onları ilk olarak (orada) yarattık[1].
Süleyman Ateş
Onları bakireler yapmışızdır.
Vakıa 56:37
Cüz: 27 | Sayfa: 534
عُـرُباً اَتْـرَاباًۙ
Uruben etraba.
Mustafa İslamoğlu
Sevgi dolu, denk ve uyumlu;
Elmalılı Hamdi Yazır
(36-37) Kılmışızdır bir yaşıd ebkar-i şeyda
Diyanet İşleri
(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.
Mehmet Okuyan
(34, 35, 36, 37) (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde[1] (onlara ödüller verilecektir).
Suat Yıldırım
(36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına aşık yaşıtlar kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
kocalarını çok seven aynı yaşta,
Muhammed Esed
sevgi dolu ve uyum içinde,
Yaşar Nuri Öztürk
Yaşıt cilveli dilberler halinde,
Süleymaniye Vakfı
Güler yüzlü, içleri temiz[1] ve birbirlerine yaşıtlar[2] yaptık.
Süleyman Ateş
Hep yaşıt sevgililer;
Vakıa 56:38
Cüz: 27 | Sayfa: 534
لِاَصْحَـابِ الْيَم۪ينِۜ ۟
Li ashabil yemin.
Mustafa İslamoğlu
(Hepsi de) bahtiyar kesim için;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ashabı yemin için
Diyanet İşleri
(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.
Mehmet Okuyan
(38, 39, 40) (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Suat Yıldırım
(36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına aşık yaşıtlar kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sağın adamları için.
Muhammed Esed
dürüst ve erdemli olanlarla:
Yaşar Nuri Öztürk
Uğur ve mutluluk yaranı için.
Süleymaniye Vakfı
Bunlar, defteri sağdan verilenler içindir[1].
Süleyman Ateş
Sağın adamları için.
Vakıa 56:39
Cüz: 27 | Sayfa: 534
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
Sulletun minel evvelin.
Mustafa İslamoğlu
bir kısmını öncekiler
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir çok evvelinden
Diyanet İşleri
(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.
Mehmet Okuyan
(38, 39, 40) (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Suat Yıldırım
(39-40) Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir çoğu önceki (ümmet)lerden,
Muhammed Esed
bir kısmı eski zamanlardan,
Yaşar Nuri Öztürk
Bir bölümü öncekilerden.
Süleymaniye Vakfı
Onlar (defteri sağdan verilenler), hem öncekilerden oluşan büyük bir topluluktur;
Süleyman Ateş
(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir,
Vakıa 56:40
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ
Ve sulletun minel ahırin.
Mustafa İslamoğlu
bir kısımını da sonrakiler teşkil edecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir çok ahirinden
Diyanet İşleri
(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.
Mehmet Okuyan
(38, 39, 40) (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Suat Yıldırım
(39-40) Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
bir çoğu da sonrakilerdendir.
Muhammed Esed
bir kısmı da sonraki zamanlardan.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir bölümü de sonrakilerden.
Süleymaniye Vakfı
hem de sonrakilerden oluşan büyük bir topluluktur[1].
Süleyman Ateş
Bir bölümü de sonrakilerdendir.
Vakıa 56:41
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ
Ve ashabuş şimali ma ashabuş şimal.
Mustafa İslamoğlu
Ve bedbaht kesime gelince... Nedir o bedbaht kesimin (cezası)?
Elmalılı Hamdi Yazır
Eshab-i Şimal ise ne Eshab-i Şimal!
Diyanet İşleri
Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!
Mehmet Okuyan
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı![1]
Suat Yıldırım
Ashab-ı Şimal ki ne Ashab-ı Şimal! Ne bedbahttır onlar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Solun adamları ise, ne solun adamları!
Muhammed Esed
Kötülükte ısrar edenlere gelince, nedir bu kötülük ısrarcıları(nın cezası)?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve şomluk ve uğursuzluk yaranı. Nedir şomluk ve uğursuzluk yaranı?
Süleymaniye Vakfı
Defteri soldan verilenler… Kimlerdir defteri soldan verilenler[1]?
Süleyman Ateş
Solun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular!
Vakıa 56:42
Cüz: 27 | Sayfa: 534
ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ
Fi semumin ve hamim.
Mustafa İslamoğlu
Zehir gibi içe işleyen yakıcı bir ateş ve yürek dağlayan bur umutsuzluk içinde olacaklar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir semum ve hamim
Diyanet İşleri
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.
Mehmet Okuyan
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Suat Yıldırım
Onlar kızgın ateşte ve kaynar sularda...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Muhammed Esed
(Onlar,) kavurucu rüzgarlar ve yakıcı bir ümitsizlik içinde (bulacaklar kendilerini),
Yaşar Nuri Öztürk
İliklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Süleymaniye Vakfı
Onlar, iliklerine kadar işleyen ateş ile kaynar su arasında[1]
Süleyman Ateş
(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Vakıa 56:43
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ
Ve zıllin min yahmum.
Mustafa İslamoğlu
ve iç karartan boğucu bir gölge;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve zifirden bir zıll-i mağmum içinde
Diyanet İşleri
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.
Mehmet Okuyan
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Suat Yıldırım
(43-44) Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
kapkara boğucu dumandan bir gölge,
Muhammed Esed
ve siyah duman gölgesinde,
Yaşar Nuri Öztürk
Simsiyah bir gölge altındadırlar.
Süleymaniye Vakfı
ve kapkara bir dumanın gölgesinde olacak olanlardır[1].
Süleyman Ateş
Kara dumandan bir gölge altında,
Vakıa 56:44
Cüz: 27 | Sayfa: 534
لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ
La baridin ve la kerim.
Mustafa İslamoğlu
ne serinletici, ne de rahatlatıcı...
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne serin ne de kerim
Diyanet İşleri
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.
Mehmet Okuyan
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Suat Yıldırım
(43-44) Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ne serin, ne de rahatlatıcı!
Muhammed Esed
ne serinleten, ne de rahatlatan (bir gölge).
Yaşar Nuri Öztürk
Ne serindir ne de cömert.
Süleymaniye Vakfı
(O gölge) ne serinletici ne de ferahlatıcıdır[1].
Süleyman Ateş
Ki ne serindir, ne faydalı.
Vakıa 56:45
Cüz: 27 | Sayfa: 534
اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ
İnnehum kanu kable zalike mutrefin.
Mustafa İslamoğlu
Çünkü onlar geçmişte refah içinde şımarıp azmıştılar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü onlar bundan evvel mütrefin: Keyflerine düşkün şımarık müsrifin idiler
Diyanet İşleri
Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyada) şımartılmışlardı.
Suat Yıldırım
Çünkü onlar dünyada iken refah içinde şımarırlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde keyiflerine düşkün şımarık müsriflerdi.
Muhammed Esed
Çünkü, geçmişte onlar kendilerini tamamen hazlara kaptırmışlardı,
Yaşar Nuri Öztürk
Çünkü şomluk yaranı, bundan önce servet ve refahla şımaranlardı.
Süleymaniye Vakfı
Onlar bundan önce kendilerine verilen nimetlerle şımarmış kimselerdi[1].
Süleyman Ateş
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı.
Vakıa 56:46
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ
Ve kanu yusirrune alel hınsil azim.
Mustafa İslamoğlu
ve büyük ihanette ısrar etmiştiler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve büyük cinayete ısrar ediyorlardı
Diyanet İşleri
Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
Mehmet Okuyan
Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlar.
Suat Yıldırım
O en büyük günahta, şirkte ısrar ederlerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Büyük günahda ısrar ediyorlardı;
Muhammed Esed
çirkin günahlar işlemekte inat ediyorlardı,
Yaşar Nuri Öztürk
O büyük günah üzerinde ısrar edip dururlardı.
Süleymaniye Vakfı
O büyük günahta /şirkte[1] ısrar ederlerdi[2].
Süleyman Ateş
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Vakıa 56:47
Cüz: 27 | Sayfa: 534
وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ
Ve kanu yekulune e iza mitna ve kunna turaben ve iza men e inna le meb'usun.
Mustafa İslamoğlu
ve "Ne yani" demiştiler, "biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve diyorlardı ki: Öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz vakıt mi? Cidden biz mi mutlak ba'solunacakmışız?
Diyanet İşleri
Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?"
Mehmet Okuyan
(47, 48) Şöyle diyorlardı: "Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?"
Suat Yıldırım
(47-48) Ve derlerdi ki: "Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten biz mi bir daha diriltileceğiz?
Muhammed Esed
ve diyorlardı ki: "Ne Yani! Biz ölüp de toz ve kemik yığını haline geldikten sonra mı diriltileceğiz yeniden?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve şöyle derlerdi: "Ölünce mi, toprak ve kemik haline gelince mi, sahi o zaman mı yeniden diriltileceğiz?"
Süleymaniye Vakfı
Şöyle derlerdi: "Ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra mı! Biz gerçekten tekrar diriltilecek miyiz[1]!
Süleyman Ateş
Ve diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
Vakıa 56:48
Cüz: 27 | Sayfa: 534
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ
E ve abaunel evvelun.
Mustafa İslamoğlu
Önden giden atalarımız da (diriltilecek), öyle mi?"
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya evvelki atalarımız da mı?
Diyanet İşleri
"Evvelki atalarımız da mı?"
Mehmet Okuyan
(47, 48) Şöyle diyorlardı: "Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?"
Suat Yıldırım
(47-48) Ve derlerdi ki: "Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Önceki atalarımız da mı?"
Muhammed Esed
Ve eski atalarımız da mı?"
Yaşar Nuri Öztürk
"Önceki atalarımız da mı?"
Süleymaniye Vakfı
Geçmiş atalarımız da mı[1] !"
Süleyman Ateş
"Önceki atalarımız da mı?"
Vakıa 56:49
Cüz: 27 | Sayfa: 534
قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ
Kul innel evveline vel ahirin.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Şüphesiz hem öncekiler hem de sonrakiler,
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: Muhakkak bütün evvelin ve ahirin
Diyanet İşleri
(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."
Mehmet Okuyan
De ki: "Hem öncekiler (atalarınız) hem de sonrakiler,
Suat Yıldırım
(49-50) De ki: "Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Muhakkak. Öncekilerin ve sonrakilerin tümü,
Muhammed Esed
De ki: "Daha önce yaşamış olanlar da, sonrakiler de
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."
Süleymaniye Vakfı
Onlara de ki: "Öncekiler de sonrakiler de[1],
Süleyman Ateş
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."
Vakıa 56:50
Cüz: 27 | Sayfa: 534
لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
Le mecmuune ila mikati yevmin ma'lum.
Mustafa İslamoğlu
elbet (sadece Allah tarafından) bilinen bir günün belirli vaktinde bir araya toplanacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Labüd cem' olunacaklar mikatına ma'lum bir günün
Diyanet İşleri
(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."
Mehmet Okuyan
Bilinen bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaksınız."[1]
Suat Yıldırım
(49-50) De ki: "Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır!"
Muhammed Esed
(yalnızca Allah tarafından) bilinen bir Gün'ün belirlenmiş olan bir vaktinde bir araya getirilecekler;
Yaşar Nuri Öztürk
Bilinen bir günün buluşma vakti/buluşma yerinde mutlaka biraraya getirileceklerdir.
Süleymaniye Vakfı
bilinen günün belirlenen vaktinde (diriltilip), kesinlikle bir araya toplanacaklardır[1]."
Süleyman Ateş
"Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır."
Vakıa 56:51
Cüz: 27 | Sayfa: 535
ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ
Summe innekum eyyuhed dallunel mukezzibun.
Mustafa İslamoğlu
Sonra siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra siz, ey sapgın münkirler!
Diyanet İşleri
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
Mehmet Okuyan
Sonra siz ey yalancı sapkınlar!
Suat Yıldırım
Sonra siz ey yoldan sapanlar ve hak dini yalan sayanlar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra siz, ey sapık inkarcılar,
Muhammed Esed
ve o zaman, siz ey yoldan sapmış ve hakikati yalanlamış olanlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Ve siz de ey sapık yalanlayıcılar!
Süleymaniye Vakfı
Sonra siz, ey yalan söyleyip duran sapkınlar[1]!
Süleyman Ateş
Sonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız).
Vakıa 56:52
Cüz: 27 | Sayfa: 535
لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ
Le akilune min şecerin min zakkumin.
Mustafa İslamoğlu
Elbet siz de o ağaçtan, zehirli cehennem ağacından yiyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Labüd yersiniz de bir ağaçtan, zakkumdan
Diyanet İşleri
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
Mehmet Okuyan
(52, 53) Elbette zakkum ağacından[1] yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Suat Yıldırım
Zakkum ağacının meyvesinden yiyecek,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
mutlaka bir ağaçtan, zakkumdan yersiniz,
Muhammed Esed
siz kesinlikle ağulu meyve ağacından tadacaksınız,
Yaşar Nuri Öztürk
Zakkumdan bir ağaçtan mutlaka yiyeceksiniz/yiyecekler.
Süleymaniye Vakfı
Kesinlikle zakkum ağacından yiyeceksiniz[1].
Süleyman Ateş
(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler,
Vakıa 56:53
Cüz: 27 | Sayfa: 535
فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ
Fe ma liune minhel butun.
Mustafa İslamoğlu
Artık karınları onunla dolduracaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Doldurursunuz da karınlarınızı ondan
Diyanet İşleri
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
Mehmet Okuyan
(52, 53) Elbette zakkum ağacından[1] yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Suat Yıldırım
Karınlarınızı onunla dolduracak,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
karınlarınızı onunla doldurursunuz,
Muhammed Esed
ve karnınızı onunla dolduracaksınız,
Yaşar Nuri Öztürk
Karınları dolduracaklar ondan,
Süleymaniye Vakfı
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız[1].
Süleyman Ateş
Onunla karınları(nı) dolduracaklar,
Vakıa 56:54
Cüz: 27 | Sayfa: 535
فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ
Fe şaribune aleyhi minel hamim.
Mustafa İslamoğlu
Üzerine yürek dağlayan kavurucu (umutsuzluğu) içeceksiniz;
Elmalılı Hamdi Yazır
İçersiniz de üstüne o hamimden
Diyanet İşleri
Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.
Mehmet Okuyan
(54, 55) Üzerine (bir) de susamış develer(in su içişi) gibi insanın içine işleyen kaynar sudan içeceksiniz.
Suat Yıldırım
Üstüne de kaynar su içeceksiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
üstüne de kaynar su içersiniz,
Muhammed Esed
ve yakıcı ümitsizliği (yudum yudum) içeceksiniz,
Yaşar Nuri Öztürk
Üzerine içecekler kaynar sudan,
Süleymaniye Vakfı
Üzerine kaynar sudan içeceksiniz[1].
Süleyman Ateş
Üzerine de kaynar su içeceklerdir.
Vakıa 56:55
Cüz: 27 | Sayfa: 535
فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ
Fe şaribune şurbel him.
Mustafa İslamoğlu
hummalı develerin kanma bilmeyen içişi gibi..."
Elmalılı Hamdi Yazır
İçersiniz hüyam ılletine tutulmuş kanmak bilmez develer gibi
Diyanet İşleri
Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
Mehmet Okuyan
(54, 55) Üzerine (bir) de susamış develer(in su içişi) gibi insanın içine işleyen kaynar sudan içeceksiniz.
Suat Yıldırım
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
susuzluk illetine tutulmuş kanmak bilmeyen develerin içişi gibi içersiniz.
Muhammed Esed
doymak bilmez susuz develerin içişi gibi içeceksiniz!"
Yaşar Nuri Öztürk
Susuzluktan çıkmış develerin içişi gibi içecekler.
Süleymaniye Vakfı
Susuzluktan[1] yanıp kavrulmuş develerin içmesi gibi içeceksiniz.
Süleyman Ateş
Susuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir!
Vakıa 56:56
Cüz: 27 | Sayfa: 535
هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ
Haza nuzuluhum yevmed din.
Mustafa İslamoğlu
Hesap Günü onların ağırlanışı işte böyle olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte bu onların konuklukları o din günü (ceza günü)
Diyanet İşleri
İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.
Mehmet Okuyan
Hesap gününde onların ağırlanması(!) böyle (olacak)tır!
Suat Yıldırım
İşte hesap gününde onlara ikram edilecek ziyafet!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte ceza gününde onların konuklukları (ağırlanışları) böyledir!
Muhammed Esed
Hesap Günü onların karşılanışı işte böyle olacak!
Yaşar Nuri Öztürk
Din gününde ağırlanışları böyledir.
Süleymaniye Vakfı
Bu, her şeyin karşılığını bulacağı[1] günde onlara verilen ziyafettir[2]!
Süleyman Ateş
İşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir.
Vakıa 56:57
Cüz: 27 | Sayfa: 535
نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟
Nahnu halaknakum fe lev la tusaddikun.
Mustafa İslamoğlu
Sizi yaratan Biziz; o halde (ey insanlar), bu gerçeği neden hala kabullenmezsiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz, yarattık sizi hala tasdık etmiyecek misiniz?
Diyanet İşleri
Sizi biz yarattık. Hala tasdik etmeyecek misiniz?
Mehmet Okuyan
Sizi biz yaratmıştık. (Gerçekleri) onaylamanız gerekmez miydi?
Suat Yıldırım
Sizi yaratan Biz'iz, hala bu gerçeği ikrar ve tasdik etmeyecek misiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sizi Biz yarattık, hala tasdik etmeyecek misiniz?
Muhammed Esed
Sizi yaratan Biziz, (ey insanlar!) Öyleyse neden hakikati kabul etmezsiniz?
Yaşar Nuri Öztürk
Sizi biz yarattık, biz! Tasdik etseydiniz olmaz mıydı?
Süleymaniye Vakfı
Sizi biz yarattık[1], (ahirette olacakları) keşke kabul etseniz!
Süleyman Ateş
Biz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi?
Vakıa 56:58
Cüz: 27 | Sayfa: 535
اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ
E fe reeytum ma tumnun.
Mustafa İslamoğlu
Hiç attığınız o hayat tohumunu düşündünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır
Şimdi gördünüz mü o döktüğünüz meniyi?
Diyanet İşleri
Attığınız o meniye ne dersiniz?!
Mehmet Okuyan
Atmakta olduğunuz meniyi (spermi) hiç düşündünüz mü?
Suat Yıldırım
(58-59) Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi gördünüz mü o döktüğünüz meniyi?
Muhammed Esed
Attığınız o (tohum)u hiç düşündünüz mü?
Yaşar Nuri Öztürk
Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
Süleymaniye Vakfı
Boşalttığınız meniyi hiç düşündünüz mü[1]?
Süleyman Ateş
Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
Vakıa 56:59
Cüz: 27 | Sayfa: 535
ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ
E entum tahlukunehu em nahnul halikun.
Mustafa İslamoğlu
Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa bütün yaratışın kaynağı Biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz mi yaratıyorsunuz onu yoksa biz miyiz yaratan?
Diyanet İşleri
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
Mehmet Okuyan
Onu siz mi yaratıyorsunuz; yoksa yaratanlar biz miyiz?
Suat Yıldırım
(58-59) Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan Biz miyiz?
Muhammed Esed
Onu yaratan siz misiniz, yoksa Biz miyiz onun yaratılışının kaynağı?
Yaşar Nuri Öztürk
Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa yaratıcılar bizler miyiz?
Süleymaniye Vakfı
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz[1]?
Süleyman Ateş
Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz?
Vakıa 56:60
Cüz: 27 | Sayfa: 535
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ
Nahnu kadderna beynekumul mevte ve ma nahnu bi mes- bukin.
Mustafa İslamoğlu
Aranıza ölüm kanunu koyan Biziz; ve Biz asla önüne geçilen biri değiliz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz takdir ettik aranızda o ölümü ve bizim önümüze geçilmez
Diyanet İşleri
(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.
Mehmet Okuyan
(60, 61) Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.
Suat Yıldırım
(60-61) Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Aranızda ölümü Biz takdir ettik ve Bizim önümüze geçilmez.
Muhammed Esed
Ölümün sizin aranızda (her zaman geçerli) olmasını emrettik: ama hiçbir şey Bizi alıkoyamaz
Yaşar Nuri Öztürk
Ölümü aranızda biz takdir ettik. Biz önüne geçilecekler değiliz.
Süleymaniye Vakfı
Aranızda, ölümü biz takdir ettik; bizim önümüze geçilemez[1].
Süleyman Ateş
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz).
Vakıa 56:61
Cüz: 27 | Sayfa: 535
عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ
Ala en nubeddile emsalekum ve nunşiekum fi ma la ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
sizi benzerlerinizle değiştirme ve sizi bilmediğiniz bir mahiyette yeniden inşa etme hususunda.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kılıklarınızı değiştirmek ve sizi bilemiyeceğiniz bir neş'ette inşa etmek üzereyiz
Diyanet İşleri
(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.
Mehmet Okuyan
(60, 61) Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.
Suat Yıldırım
(60-61) Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kılıklarınızı değiştirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışta var etmek üzereyiz.
Muhammed Esed
varoluşunuzun tabiatını değiştirmekten ve (henüz) size malum olmayan bir şekilde sizi (yeniden) var etmekten.
Yaşar Nuri Öztürk
Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız.
Süleymaniye Vakfı
Bu, (tanınmanızı engellemeden) yapınızı değiştirmek ve bilmediğiniz bir şekilde sizi yeniden oluşturmak içindir[1].
Süleyman Ateş
(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim.
Vakıa 56:62
Cüz: 27 | Sayfa: 535
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
Ve lekad alimtumunneş etel ula fe lev la tezekkerun.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu ilk yaratılış (mucizesini) bilmiş olmanız lazım; o halde neden (ikinci yaratılış hakkında) ibret almıyor sunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Her halde ilk neş'eti biliyorsunuz o halde düşünseniz a
Diyanet İşleri
Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya!
Mehmet Okuyan
Üstelik ilk yaratılışı biliyorsunuz.[1] (Buna rağmen gerçeği) hatırlamanız gerekmez mi?
Suat Yıldırım
Siz ilk yaratmayı pek iyi biliyorsunuz, artık düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Muhakkak ilk yaratılışı biliyorsunuz. O halde düşünsenize!
Muhammed Esed
Ve (mademki) baştaki yaratılışınızı(n mucizevi bir olay olduğunu) biliyorsunuz; öyleyse, neden (Bizim hakkımızda) düşünüp dersler çıkarmazsınız?
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, ilk yaratışı/yaratılışı bildiniz. Peki düşünüp ibret alsanız olmaz mı?
Süleymaniye Vakfı
İlk oluşumunuzu[1] iyi biliyorsunuz. Keşke bilgilerinizi kullansanız!
Süleyman Ateş
Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Vakıa 56:63
Cüz: 27 | Sayfa: 535
اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ
E fe reeytum ma tahrusun.
Mustafa İslamoğlu
Hiç toprağa ektiğiniz tohumu düşündünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır
Şimdi gördünüz mü o ekdiğiniz tohumu?
Diyanet İşleri
Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!
Mehmet Okuyan
Ektiğinizi (tohumu) düşündünüz mü hiç?
Suat Yıldırım
(63-64) Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi gördünüz mü o ektiğiniz tohumu?
Muhammed Esed
Toprağa ektiğiniz tohumu hiç düşündünüz mü?
Yaşar Nuri Öztürk
Ekmekte olduğunuzu gördünüz mü?
Süleymaniye Vakfı
Ekmekte olduğunuz tohumu düşündünüz mü[1]?
Süleyman Ateş
Ektiğinizi gördünüz mü?
Vakıa 56:64
Cüz: 27 | Sayfa: 535
ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ
E entum tezre unehu em nahnuz zariun.
Mustafa İslamoğlu
Siz mi ekip büyütüyorsunuz onu, yoksa Biz miyiz ekip büyüten?
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz mi bitiriyorsunuz onu? Yoksa biz miyiz bitiren?
Diyanet İşleri
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Mehmet Okuyan
Onu siz mi yetiştiriyorsunuz; yoksa yetiştiren biz miyiz?
Suat Yıldırım
(63-64) Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
Muhammed Esed
Onu büyütüp yeşerten siz misiniz, yoksa Biz miyiz onun büyüyüp yeşermesinin sebebi?
Yaşar Nuri Öztürk
Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa bitirenler bizler miyiz?
Süleymaniye Vakfı
Onu siz mi bitirip yetiştiriyorsunuz, yoksa bitirip yetiştiren biz miyiz[1]?
Süleyman Ateş
Siz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz?
Vakıa 56:65
Cüz: 27 | Sayfa: 535
لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَاماً فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
Lev neşau le cealnahu hutamen fe zaltum tefekkehun.
Mustafa İslamoğlu
Eğer dileseydik, onu çürüyüp un ufak olmuş bir ahşap kalıntısına çevirirdik de, şaşakalır (ve derdiniz ki):
Elmalılı Hamdi Yazır
Onları elbet bir çöpe çeviriverdik de şöyle geveler dururdunuz:
Diyanet İşleri
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:
Mehmet Okuyan
(65, 66, 67) Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da "Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!" diyerek şaşar kalırdınız.
Suat Yıldırım
Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dilesek onları elbette bir çöpe çevirirdik de ağzınızda şöyle geveler dururdunuz:
Muhammed Esed
(Çünkü,) dileseydik, onu kuru bir çöpe döndürürdük ve siz hayret (ve dehşet) içinde kalırdınız:
Yaşar Nuri Öztürk
Dileseydik, onu kuru bir çöp haline getirirdik de başlardınız şu şekilde gevelemeye:
Süleymaniye Vakfı
Gerek görürsek[1], onları çer çöp haline getiririz de şaşar kalırsınız[2].
Süleyman Ateş
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz:
Vakıa 56:66
Cüz: 27 | Sayfa: 535
اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ
İnna le mugremun.
Mustafa İslamoğlu
"Eyvah, borçlu çıkan yine biz olduk!
Elmalılı Hamdi Yazır
Her halde biz çok ziyandayız
Diyanet İşleri
"Muhakkak biz çok ziyandayız!"
Mehmet Okuyan
(65, 66, 67) Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da "Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!" diyerek şaşar kalırdınız.
Suat Yıldırım
"Eyvah! Emeklerimiz boşa gitti."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
"Muhakkak biz çok ziyandayız.
Muhammed Esed
"Eyvah, mahvolduk!
Yaşar Nuri Öztürk
"Vallahi, kayba uğrayıp borçlandık."
Süleymaniye Vakfı
(Şöyle dersiniz:) "Biz kesinlikle zarara sokulmuş kimseleriz.
Süleyman Ateş
"Biz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)!"
Vakıa 56:67
Cüz: 27 | Sayfa: 535
Ekonomi ve Ticaret
#rızık_nimet
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Bel nahnu mahrumun.
Mustafa İslamoğlu
Daha beteri, mahrum kalan da biz olduk!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!..
Diyanet İşleri
"Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!"
Mehmet Okuyan
(65, 66, 67) Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da "Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!" diyerek şaşar kalırdınız.
Suat Yıldırım
Hatta doğrusu biz rızıktan mahrum kaldık, sefalete mahkum olduk." derdiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
doğrusu büsbütün mahrum olduk!"
Muhammed Esed
Yok yok, aslında (geçinme imkanlarımızdan) mahrum bırakıldık!" (diyerek).
Yaşar Nuri Öztürk
"Doğrusu mahrum bırakıldık biz."
Süleymaniye Vakfı
Aslında biz mahrum bırakılmış kimseleriz[1]."
Süleyman Ateş
"Doğrusu, biz yoksun bırakıldık!" (derdiniz).
Vakıa 56:68
Cüz: 27 | Sayfa: 535
اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ
E fe reeytumul maellezi teşrebun.
Mustafa İslamoğlu
Hiç içtiğiniz suyu düşündünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır
Şimdi gördünüz mü o içdiğiniz suyu?
Diyanet İşleri
İçtiğiniz suya ne dersiniz?!
Mehmet Okuyan
İçmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü hiç?
Suat Yıldırım
Peki içtiğiniz suya ne dersiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
şimdi gördünüz mü o içtiğiniz suyu?
Muhammed Esed
Hiç içtiğiniz suyu düşündünüz mü?
Yaşar Nuri Öztürk
Şu içmekte olduğunuz suya baktınız mı?
Süleymaniye Vakfı
Ya içmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü?
Süleyman Ateş
İçtiğiniz suya baktınız mı?
Vakıa 56:69
Cüz: 27 | Sayfa: 535
ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ
E entum enzeltumuhu minel muzni em nahnul munzilun.
Mustafa İslamoğlu
Siz mi indiriyorsunuz onu bulutlardan, yoksa Biz miyiz indiren?
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz mi indiriyorsunuz onu buluttan yoksa biz miyiz indiren?
Diyanet İşleri
Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Mehmet Okuyan
Onu bulutlardan siz mi indirdiniz; yoksa indirenler biz miyiz?
Suat Yıldırım
Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Buluttan onu siz mi indiriyordunuz. yoksa Biz miyiz indiren?
Muhammed Esed
Siz mi onu bulutlardan indirdiniz, yoksa Biz miyiz onun yere inmesini sağlayan?
Yaşar Nuri Öztürk
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indirenler bizler miyiz?
Süleymaniye Vakfı
Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz[1]?
Süleyman Ateş
Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz?
Vakıa 56:70
Cüz: 27 | Sayfa: 535
لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجاً فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
Lev neşau cealnahu ucacen fe levla teşkurun.
Mustafa İslamoğlu
Eğer dileseydik onu tuzlu ve acı bir su yapardık: şu halde neden hala şükretmiyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Dilesek onu acı bir çorak ediverirdik o halde şükretseniz a
Diyanet İşleri
Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.
Mehmet Okuyan
Dileseydik onu da tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Suat Yıldırım
Dileseydik onu tuzlu da yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dileseydik onu acı bir çorak yapardık. O halde şükretseniz ya!
Muhammed Esed
(O tatlı bir su şeklinde iner, ama) dileseydik yakacak kadar tuzlu ve acı yapabilirdik. Öyleyse neden (Bize) şükretmiyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk
Dileseydik, onu tuzlu yapıverirdik. Peki şükretmeniz gerekmez mi?
Süleymaniye Vakfı
İsteseydik o suyu acı yapardık[1]. Keşke şükretseniz /görevlerinizi yerine getirseniz!
Süleyman Ateş
Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi?
Vakıa 56:71
Cüz: 27 | Sayfa: 535
اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ
E fe reeytumun narelleti turun.
Mustafa İslamoğlu
Hiç tutuşturduğunuz ateşi düşündünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır
bir de gördünüz mü o çakdığınız ateşi?
Diyanet İşleri
Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!
Mehmet Okuyan
Tutuşturmakta olduğunuz ateşi hiç düşündünüz mü?
Suat Yıldırım
Peki, yakmakta olduğunuz ateşe ne dersiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de o çaktığınız ateşi gördünüz mü?
Muhammed Esed
Hiç tutuşturduğunuz ateşi düşündünüz mü?
Yaşar Nuri Öztürk
Çakıp çakıp çıkardığınız o ateşi gördünüz mü?
Süleymaniye Vakfı
Peki ya tutuşturmakta olduğunuz ateşi düşündünüz mü?
Süleyman Ateş
(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü?
Vakıa 56:72
Cüz: 27 | Sayfa: 535
ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَـهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ
E entum enşe'tum şecereteha em nahnul munşiun.
Mustafa İslamoğlu
Siz mi yapıyorsunuz onun ağacını, yoksa Biz miyiz yapan?
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz mi inşa ettiniz onun ağacını? Yoksa biz miyiz inşa eden?
Diyanet İşleri
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
Mehmet Okuyan
Onun ağacını siz mi yetiştirdiniz; yoksa oluşturanlar biz miyiz?
Suat Yıldırım
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan Biz miyiz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun ağacını siz mi inşa ettiniz, yoksa Biz miyiz inşa eden?
Muhammed Esed
Ateşin yakıtı olarak görevlendirilen ağacı var eden siz misiniz, yoksa Biz miyiz onun varoluşunun sebebi?
Yaşar Nuri Öztürk
Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratıp oluşturan bizler miyiz?
Süleymaniye Vakfı
Onun ağacını[1] siz mi oluşturup geliştirdiniz yoksa oluşturup geliştiren biz miyiz?
Süleyman Ateş
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz?
Vakıa 56:73
Cüz: 27 | Sayfa: 535
نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعاً لِلْمُقْو۪ينَۚ
Nahnu cealnaha tezkireten ve metaan lil mukvin.
Mustafa İslamoğlu
Biz onu bir hatırlama vesilesi ve kendi yalnızlığında kaybolmuş muhtaçlar için yarayışlı bir meta kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz onu hem bir muhtıra kıldık hem de bir istifade; alandaki muhtaclar için.
Diyanet İşleri
Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.
Mehmet Okuyan
İşte, biz onu (ağacı, gerçeğin) hatırlatması ve ihtiyacı olanlar için geçimlik yaptık.
Suat Yıldırım
Biz onu çölde, yolda bulunanlar ve muhtaçlar için hem bir ders, hem de istifade vesilesi kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz onu hem bir ihtar, hem de alandaki muhtaçlara (çöl yolcularına) faydalı kıldık;
Muhammed Esed
Onu (Bizi) hatırlamanı(zı)n bir vasıtası ve (hayatlarının) yabaniliği içinde kaybolmuş ve acıkıp susamış bütün insanlar için bir rahatlama vasıtası yaptık.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onu hem bir ibret hem de çöl yolcularına bir nimet kıldık.
Süleymaniye Vakfı
Biz o ağacı, (birçok şeyi) hatırlatma vesilesi[1] ve ihtiyacı olanların yararlanacağı bir şey yaptık.
Süleyman Ateş
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Vakıa 56:74
Cüz: 27 | Sayfa: 535
#rab
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟
Fe sebbih bismi rabbikel azim.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde azamet sahibi Rabbin adına hareket et!
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde tesbih et rabbine azim ismiyle
Diyanet İşleri
O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).
Mehmet Okuyan
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)![1]
Suat Yıldırım
Öyleyse Ulu Rabbinin yüce adını tenzih et.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde Rabbini o büyük adıyla tesbih et!
Muhammed Esed
Öyleyse kudret sahibi Rabbinin ismini yücelt!
Yaşar Nuri Öztürk
O halde o yüce Rabbinin adını tespih et!
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse sen, Rabbinin muazzam ismi /özelliği[1] sebebiyle ona boyun eğ![2]
Süleyman Ateş
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
Vakıa 56:75
Cüz: 27 | Sayfa: 535
فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِـعِ النُّجُومِۙ
Fe la uksimu bi mevakiin nucum.
Mustafa İslamoğlu
Ötesi yok! İşte Kur'an'ın parçalar halinde indirilişine yemin ediyorum;
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık yok, o nücumun mevkı'lerine kasem ederim
Diyanet İşleri
(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-
Mehmet Okuyan
Hayır! Nücûm'un yerlerine[1] yemin ederim.[2]
Suat Yıldırım
Hayır! Vakit vakit inen Kur'an'a yemin ederim ki,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık yok, yıldızların yerlerine yemin ederim;
Muhammed Esed
Hayır, (bu Kuran'ın) parçalar halinde indirilişini tanıklığa çağırırım,
Yaşar Nuri Öztürk
İş onların sandığı gibi değil! Yıldızların doğup batma, kayıp düşme noktalarına yemin ediyorum.
Süleymaniye Vakfı
Hayır! (Kur'an ile ilgili söyledikleriniz doğru değil) Yıldızların bulunduğu yerlere[1] yemin ederim.
Süleyman Ateş
Yoo, yıldızların yerlerine yemin ederim,
Vakıa 56:76
Cüz: 27 | Sayfa: 535
وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ
Ve innehu le kasemun lev ta'lemune azim.
Mustafa İslamoğlu
ki elbet bu, eğer farkındaysanız çok ağır bir yemindir.
Elmalılı Hamdi Yazır
ve filhakika o, bilseniz çok büyük bir kasemdir
Diyanet İşleri
(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-
Mehmet Okuyan
Bilirseniz şüphesiz ki bu büyük bir yemindir.
Suat Yıldırım
Eğer anlarsanız bu gerçekten büyük bir yemindir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
bilseniz o, gerçekten çok büyük bir yemindir.
Muhammed Esed
eğer bilseniz bu en güçlü bir teyiddir!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve eğer bilirseniz, gerçekten büyük bir yemindir bu.
Süleymaniye Vakfı
Keşke bilseniz, bu kesinlikle büyük bir yemindir!
Süleyman Ateş
Bilirseniz, bu büyük bir yemindir.
Vakıa 56:77
Cüz: 27 | Sayfa: 536
اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ
İnnehu le kur'anun kerim.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz o, muhatabına değer yükleyen bir hitaptır:
Elmalılı Hamdi Yazır
ki hakıkaten o bir Kur'an-ı Kerim'dir
Diyanet İşleri
O, elbette değerli bir Kur'an'dır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki bu değerli bir Kur'an'dır.
Suat Yıldırım
Bu kitap, pek değerli, şerefli bir Kur'an'dır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ki bu, hakikaten çok değerli bir Kur'an'dır.
Muhammed Esed
O, gerçekten değerli bir hitabedir,
Yaşar Nuri Öztürk
O, kesinlikle şerefli bir Kur'an'dır.
Süleymaniye Vakfı
O, şüphesiz değerli bir Kur'an'dır[1].
Süleyman Ateş
O, elbette değerli bir Kur'an'dır,
Vakıa 56:78
Cüz: 27 | Sayfa: 536
ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ
Fi kitabin meknun.
Mustafa İslamoğlu
korunmuş bir kitap içindedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Öyle bir kitabda ki mahfuz tutulur
Diyanet İşleri
Korunmuş bir kitaptadır.
Mehmet Okuyan
Saklı bir kitaptadır.
Suat Yıldırım
O iyi korunmuş bir kitapta, Levh-i Mahfuzdadır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Korunan bir Kitapta;
Muhammed Esed
sağlam korunan ilahi kelam içinde (insana tebliğ edilmiş)tir
Yaşar Nuri Öztürk
Titizlikle saklanan bir Kitap'tadır.
Süleymaniye Vakfı
(Yıldızların bulunduğu yerde) saklı tutulan bir kitaptadır[1].
Süleyman Ateş
Saklı bir Kitaptadır.
Vakıa 56:79
Cüz: 27 | Sayfa: 536
لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ
La yemessuhu illel mutahherun.
Mustafa İslamoğlu
Ona ancak temizler dokunabilir:
Elmalılı Hamdi Yazır
ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez
Diyanet İşleri
Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.
Mehmet Okuyan
Ona arındırılmış (melek)lerin dışında kimse dokunamaz.[1]
Suat Yıldırım
Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez;
Muhammed Esed
ki ona ancak (kalben) temiz olanlar dokunabilir:
Yaşar Nuri Öztürk
Ona, arındırılmışlardan başkası dokunmaz.
Süleymaniye Vakfı
Oradaki kitaba, tertemiz oldukları onaylanmış olanlardan[1] (meleklerden) başkası dokunamaz[2].
Süleyman Ateş
Ki ona temizlerden başkası dokunmaz.
Vakıa 56:80
Cüz: 27 | Sayfa: 536
#rab
تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Tenzilun min rabbil alemin.
Mustafa İslamoğlu
Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Rabbül'aleminden indirilmedir
Diyanet İşleri
Alemlerin Rabb'inden indirilmedir.
Mehmet Okuyan
Alemlerin Rabbinden indir(il)medir.
Suat Yıldırım
Rabbülalemin tarafından indirilmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir!
Muhammed Esed
bütün alemlerin Rabbinden (gelen) bir vahiy!
Yaşar Nuri Öztürk
Alemlerin Rabbi'nden indirilmiştir.
Süleymaniye Vakfı
O, bütün varlıkların Rabbi /Sahibi tarafından indirilmiştir[1].
Süleyman Ateş
(O), Alemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Vakıa 56:81
Cüz: 27 | Sayfa: 536
اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ
E fe bi hazel hadisi entum mudhinun.
Mustafa İslamoğlu
Şimdi böyle bir haberi, siz mi kirleteceksiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Şimdi bu kelama siz yağ mı süreceksiniz?
Diyanet İşleri
(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?
Mehmet Okuyan
Siz bu sözü küçümsüyor musunuz?
Suat Yıldırım
Şimdi bu kelamı mı siz küçümsüyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi bu kelama siz yağ mı süreceksiniz?
Muhammed Esed
Şimdi böyle bir habere küçümseyerek mi bakıyorsunuz,
Yaşar Nuri Öztürk
Şimdi siz, bu sözü mü kirletip küçümseyeceksiniz/bu sözle mi alttan alıp gevşek davranacaksınız/bu sözle mi yağcılık edeceksiniz?
Süleymaniye Vakfı
Şimdi siz, bu söz /Kur'an hakkında gerçek dışı beyanlarda mı bulunuyorsunuz[1]!
Süleyman Ateş
Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Vakıa 56:82
Cüz: 27 | Sayfa: 536
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَـكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
Ve tec'alune rızkakum ennekum tukezzibun.
Mustafa İslamoğlu
Böylece siz yalanla beslenmeyi alışkanlık haline getireceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve rızkınızı tekzibiniz mi kılacaksınız?
Diyanet İşleri
(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?
Mehmet Okuyan
Rızkınızı yalanlamaya dönüştürüyorsunuz?
Suat Yıldırım
Bu nimete teşekkürünüz, onu yalan saymanız mı olmalıydı!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve rızkınızı tekzibiniz (nasibinizi yalanlamanızdan ibaret) mi kılacaksınız?
Muhammed Esed
ve hakikati yalanlamayı günlük gıdanız olarak mı görüyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk
Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Süleymaniye Vakfı
Yalan söylemeyi geçim kaynağınız haline mi getiriyorsunuz[1]?
Süleyman Ateş
(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)?
Vakıa 56:83
Cüz: 27 | Sayfa: 536
فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ
Fe lev la iza belegatil hulkume.
Mustafa İslamoğlu
Peki ama, ya can boğaza gelince ne olacak?
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde haydiseniz a can hulkuma geldiği vakıt
Diyanet İşleri
Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!
Mehmet Okuyan
Peki (ya can) boğaza dayandığı zaman (haliniz nasıl olacak)!
Suat Yıldırım
Haydi görelim sizi, can boğaza geldiğinde,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde can boğaza geldiği vakit,
Muhammed Esed
Peki, öyleyse, (ölüm döşeğindeki bir adamın) boğazına (son nefesi) dayandığında,
Yaşar Nuri Öztürk
Ya o canın boğaza gelip dayandığı zaman!
Süleymaniye Vakfı
Can boğaza geldiği zaman hadi! (Onu geri çevirin de görelim![1])
Süleyman Ateş
Ya can boğaza dayandığı zaman?
Vakıa 56:84
Cüz: 27 | Sayfa: 536
وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ
Ve entum hine izin tenzurun.
Mustafa İslamoğlu
Ve siz o zaman dehşetle bakakalacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
ki siz o vakıt bakar durursunuz
Diyanet İşleri
Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.
Mehmet Okuyan
O zaman siz (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz.
Suat Yıldırım
O vakit can çekişenin yanında bulunan sizler bakar durursunuz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ki o zaman bakar durursunuz,
Muhammed Esed
siz de (çaresiz bir şekilde) durup seyrederken,
Yaşar Nuri Öztürk
İşte o zaman siz bakakalırsınız!
Süleymaniye Vakfı
Siz o zaman (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz[1].
Süleyman Ateş
Ki siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz.
Vakıa 56:85
Cüz: 27 | Sayfa: 536
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰـكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
Ve nahnu akrabu ileyhi minkum ve lakin la tubsirun
Mustafa İslamoğlu
Ve Biz ona sizden çok daha yakınızdır, fakat siz görmeyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz ise ona sizden yakınızdır ve lakin görmezsiniz
Diyanet İşleri
Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.
Mehmet Okuyan
Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.[1]
Suat Yıldırım
Biz ise, ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz ise ona sizden daha yakınızdır, fakat siz göremezsiniz!
Muhammed Esed
ve (Bizi) görmediğiniz halde, Biz ona sizden daha yakınken:
Yaşar Nuri Öztürk
Biz ona sizden daha yakınız, ama siz görmezsiniz.
Süleymaniye Vakfı
Biz ona, sizden daha yakınızdır ama siz göremezsiniz.
Süleyman Ateş
Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Vakıa 56:86
Cüz: 27 | Sayfa: 536
فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ
Fe lev la in kuntum gayre medinin.
Mustafa İslamoğlu
Ve eğer Bize borçlu olmadığınıza inanıyorsanız,
Elmalılı Hamdi Yazır
Evet haydiseniz a dine boyun eğmiyecek, ceza çekmiyecekseniz,
Diyanet İşleri
(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!
Mehmet Okuyan
(86, 87) Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz,[1] doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!
Suat Yıldırım
Haydi bakalım eğer ahirette vereceğiniz hesap yoksa,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(86-87) Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
Muhammed Esed
peki öyleyse, eğer (Bize) bağımlı olmadı(ğınızı düşünüyor)sanız,
Yaşar Nuri Öztürk
Madem ceza görmeyecek kişilersiniz,
Süleymaniye Vakfı
Hadi bakalım, eğer hesaba çekilmeyecek kimselerseniz[1],
Süleyman Ateş
Eğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
Vakıa 56:87
Cüz: 27 | Sayfa: 536
تَرْجِعُونَـهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Terciuneha in kuntum sadikin.
Mustafa İslamoğlu
(haydi) hayatı ona geri döndürün; tabi ki eğer (inancınızda) sadıksanız.
Elmalılı Hamdi Yazır
onu giri çevirseniz a! da'vanızda doğru iseniz
Diyanet İşleri
(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!
Mehmet Okuyan
(86, 87) Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz,[1] doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!
Suat Yıldırım
İddianızda tutarlı iseniz, çıkmakta olan o ruhu geri döndürsenize!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(86-87) Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
Muhammed Esed
o (bitip tükenen hayatı) geri döndürebilir misiniz, eğer iddianızda haklı iseniz?
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer doğru sözlülerseniz, onu geri çevirsenize.
Süleymaniye Vakfı
iddianızda da haklıysanız, çıkmakta olan canı geri çevirin de görelim[1]!
Süleyman Ateş
(Bu sözünüzde doğru iseniz) o (çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize!
Vakıa 56:88
Cüz: 27 | Sayfa: 536
Ekonomi ve Ticaret
#rızık_nimet
فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ
Fe emma in kane minel mukarrebine.
Mustafa İslamoğlu
Ama eğer Allah'a yakın olanlardan iseniz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Amma o mukarrebinden ise
Diyanet İşleri
(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.
Mehmet Okuyan
(88, 89) (Ölen kişi Allah'a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
Suat Yıldırım
(88-89) Ama eğer ölen kimse Allah'a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naim cenneti var.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ama o (can çekişen kişi) Allah'a yakın olanlardan ise,
Muhammed Esed
(Hepiniz ölümü tadacaksınız.) Eğer bir kimse Allah'a yaklaşanlardan olursa,
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer o, yaklaştırılanlardan ise;
Süleymaniye Vakfı
Eğer ölen kişi Allah'a yakınlığı onaylanmış olanlardan[1] ise
Süleyman Ateş
(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise,
Vakıa 56:89
Cüz: 27 | Sayfa: 536
Ekonomi ve Ticaret
#rahmet
#rızık_nimet
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ
Fe revhun ve reyhanun ve cennetu naim.
Mustafa İslamoğlu
(yeriniz) tarifsiz bir huzur, bitimsiz bir rızık ve mutluluğun üretildiği cennetler (olur).
Elmalılı Hamdi Yazır
artık bir revh-u reyhan ve bir Cenneti ne'im
Diyanet İşleri
(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.
Mehmet Okuyan
(88, 89) (Ölen kişi Allah'a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
Suat Yıldırım
(88-89) Ama eğer ölen kimse Allah'a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naim cenneti var.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(ona) ravh (rahmet, ferahlık, daimi bir hayat), güzel bir rızık ve Naim cenneti vardır.
Muhammed Esed
(öteki dünyada onu) mutluluk, gönül rahatlığı ve bir esenlik bahçesi (bekler).
Yaşar Nuri Öztürk
Rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle dolu cennet var ona.
Süleymaniye Vakfı
onun için iyilik ve ikram, güzel kokular ve nimetlerle dolu cennet vardır[1].
Süleyman Ateş
O'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var.
Vakıa 56:90
Cüz: 27 | Sayfa: 536
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ
Ve emma in kane min ashabil yemin.
Mustafa İslamoğlu
Yok eğer bahtiyar kesimden biri olursanız:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve amma Eshab-ı Yemin'den ise
Diyanet İşleri
(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.
Mehmet Okuyan
(90, 91) Sağın halkından ise (kendisine) "Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!" (denecektir).
Suat Yıldırım
(90-91) Eğer ashab-ı yeminden ise "Selam sana ashab-ı yeminden!" denilecek.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Eğer sağın adamlarından ise,
Muhammed Esed
Ve yine eğer bir kimse dürüst ve erdemli bir hayat sürenlerden olursa,
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer kutlu, uğurlu kişilerdense,
Süleymaniye Vakfı
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise[1]
Süleyman Ateş
Eğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise,
Vakıa 56:91
Cüz: 27 | Sayfa: 536
فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ
Fe selamun leke min ashabil yemin.
Mustafa İslamoğlu
Artık, (ey) sözünün eri olan bahtiyarlardan olan kişi: sana selam olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
artık selam sana Eshab-ı Yemin'den
Diyanet İşleri
(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.
Mehmet Okuyan
(90, 91) Sağın halkından ise (kendisine) "Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!" (denecektir).
Suat Yıldırım
(90-91) Eğer ashab-ı yeminden ise "Selam sana ashab-ı yeminden!" denilecek.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
artık selam sana, sağın adamlarından.
Muhammed Esed
(cennette şu sözlerle karşılanacaktır:) "Dürüst ve erdemlilerden (olan) sana selam olsun!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Selam sana kutlu ve uğurlu kişilerden!" denir ona.
Süleymaniye Vakfı
(ona şöyle denir:) "Defteri sağdan verilenlerden olan kişi! Sana selam olsun!"
Süleyman Ateş
"(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var!"
Vakıa 56:92
Cüz: 27 | Sayfa: 536
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ
Ve emma in kane minel mukezzibined dallin.
Mustafa İslamoğlu
Fakat eğer o, yalanlayıp da yoldan sapmışlardan biriyse:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve amma o tekzib eden sapgınlardan ise
Diyanet İşleri
(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
Mehmet Okuyan
(92, 93, 94) Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.[1]
Suat Yıldırım
(92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ama o yalanlayan sapıklardan ise,
Muhammed Esed
Ama eğer biriniz hakikati yalanlayanlardan ve (böylece) yoldan sapmışlardan olursa,
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer yalanlayan sapıklardansa;
Süleymaniye Vakfı
Ama eğer yalan söyleyip duran sapkınlardan ise[1],
Süleyman Ateş
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Vakıa 56:93
Cüz: 27 | Sayfa: 536
فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ
Fe nuzulun min hamim.
Mustafa İslamoğlu
artık onun hakkı yürek yakan bir (umutsuzluk) sofrasında ağırlanmak
Elmalılı Hamdi Yazır
her halde konukluğu hamim
Diyanet İşleri
(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
Mehmet Okuyan
(92, 93, 94) Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.[1]
Suat Yıldırım
(92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
muhakkak konukluğu kaynar su
Muhammed Esed
(öteki dünyada onu) yakıcı bir ümitsizlik karşılar,
Yaşar Nuri Öztürk
Kaynar sudan bir ziyafet,
Süleymaniye Vakfı
kaynar sudan bir ziyafet[1]
Süleyman Ateş
Kaynar sudan bir ziyafet,
Vakıa 56:94
Cüz: 27 | Sayfa: 536
وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ
Ve tasliyetu cahim.
Mustafa İslamoğlu
ve çılgın bir ateşe atılmaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve yaslanacağı Cahimdir
Diyanet İşleri
Bir de cehenneme atılma vardır.
Mehmet Okuyan
(92, 93, 94) Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.[1]
Suat Yıldırım
(92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve yaslanacağı cehennemdir!
Muhammed Esed
ve alev saçan bir ateşin sıcaklığı!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve cehenneme salıverilme var ona.
Süleymaniye Vakfı
ve yakıcı ateşte kızarma vardır[1].
Süleyman Ateş
Ve cehenneme atılma var.
Vakıa 56:95
Cüz: 27 | Sayfa: 536
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ
İnne haza le huve hakkul yakin.
Mustafa İslamoğlu
Hiç şüphe yok ki bu, işte budur kesin gerçek:
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte budur hakikat hakkulyakin
Diyanet İşleri
Şüphesiz bu, kesin gerçektir.
Mehmet Okuyan
İşte bu, gerçeğin ta kendisidir.
Suat Yıldırım
İşte, hakkında hiç şüphe olmayan gerçek budur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kesin gerçek budur işte!
Muhammed Esed
Kuşkusuz bu, hakikatlerin hakikatidir!
Yaşar Nuri Öztürk
İşte budur, o tartışmasız, o kesin gerçek!
Süleymaniye Vakfı
Şüphesiz bu Kur'an, doğruluğu kesin olarak bilinebilir bir gerçektir[1].
Süleyman Ateş
Kesin gerçek budur işte.
Vakıa 56:96
Cüz: 27 | Sayfa: 536
#rab
فَسَبِّـحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ
Fe sebbih bismi rabbikel azim.
Mustafa İslamoğlu
Öyleyse sen (ey insan), azamet sahibi Rabbin adına hareket et!
Elmalılı Hamdi Yazır
Haydi tesbih et Rabbına azim ismiyle
Diyanet İşleri
Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.
Mehmet Okuyan
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Suat Yıldırım
O halde Ulu Rabbinin ismini tenzih et!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haydi Rabbini büyük ismiyle tesbih et!
Muhammed Esed
Öyleyse kudret sahibi Rabbinin ismini yücelt!
Yaşar Nuri Öztürk
Artık, o yüce Rabbinin adını tespih et!
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse sen, Rabbinin muazzam ismi /özelliği sebebiyle ona boyun eğ![1]
Süleyman Ateş
Öyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle).
Hadid 57:1
Cüz: 27 | Sayfa: 536
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Sebbeha lillahi ma fis semavati vel ard, ve huvel azizul hakim.
Mustafa İslamoğlu
Göklerde ve yerde olan her şey (onlara yaratılış amacını yükleyen) Allah adına hareket etti: zira mutlak üstün ve yüce olan, her hükmünde tam isabet kaydeden O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Tesbih etmekte Allahı Göklerde ve yerdeki, o öyle aziz, öyle hakimdir
Diyanet İşleri
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir (yüceltmektedir). O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Suat Yıldırım
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ı tenzih ve tesbih eder. O aziz ve hakimdir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Göklerde ve yerde bulunan herşey Allah'ı tesbih etmektedir. O öyle güçlüdür, öyle hikmet sahibidir
Muhammed Esed
Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ın sınırsız kudretini yüceltir; çünkü yalnız O'dur güç sahibi, hikmet sahibi!
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerde ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. Aziz'dir O, Hakim'dir.
Süleymaniye Vakfı
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih eder /ona boyun eğer[1]. O, daima üstün ve bütün kararları doğru olandır.
Süleyman Ateş
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, azizdir, hakimdir.
Hadid 57:2
Cüz: 27 | Sayfa: 536
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Lehu mulkus semavati vel ard, yuhyi ve yumit, ve huve ala kulli şey'in kadir.
Mustafa İslamoğlu
O'na aittir göklerin ve yerin mülkü; O yaşatır ve O öldürür; her şeye güç yetiren de O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Göklerin ve yerin mülkü onun, hem diriltir hem öldürür, hem o her şey'e kadirdir
Diyanet İşleri
Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O'nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mehmet Okuyan
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O'na aittir. Diriltir, öldürür. O her şeye gücü yetendir.
Suat Yıldırım
Göklerin ve yerin hakimiyeti O'nundur. Hayatı veren ve hayatı alıp öldüren O'dur. O her şeye kadirdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Hem diriltir, hem öldürür, hem O herşeye gücü yetendir.
Muhammed Esed
O'nundur göklerin ve yerin mülkü; O'dur öldüren ve yaşatan; ve O'dur dilediğini yapmaya muktedir olan!
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerin ve yerin mülkü ve yönetimi O'nundur; diriltir, öldürür. Her şey üzerinde kudret sahibidir O.
Süleymaniye Vakfı
Göklerin ve yerin hakimiyeti onundur[1]. Hem hayat verir hem de öldürür[2]. O, her şeye bir ölçü koyandır.
Süleyman Ateş
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Yaşatır, öldürür, O her şeyi yapabilir.
Hadid 57:3
Cüz: 27 | Sayfa: 536
هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Huvel evvelu vel ahiru vez zahiru vel batın, ve huve bi kulli şey'in alim.
Mustafa İslamoğlu
el-Evvel ve el-Ahir'dir; ez-Zahir ve el-Batın'dır; ve O her şeyi en iyi bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Odur, evvel-ü ahir ve zahir-ü batın, hem o her şey'e alimdir
Diyanet İşleri
O, ilk ve sondur. Zahir ve Batın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
Mehmet Okuyan
O ilktir, sondur; apaçıktır, içkindir. O her şeyi bilendir.
Suat Yıldırım
Evvel O'dur, Ahir O. Zahir O'dur, Batın O! O her şeyi hakkıyla bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, ilk ve sondur; görünen ve görünmeyendir. Hem O her şeyi bilendir!
Muhammed Esed
O, İlk ve Sondur; hem Dış Görüntüdür hem İç Gerçeklik ve O, her şeyin bilgisine sahiptir.
Yaşar Nuri Öztürk
Evvel'dir O, başlangıcı yoktur; Ahir'dir O, sonu yoktur; Zahir'dir O, her şeyde belirir; Batın'dır O, gözlerden gizlenmiştir. Her şeyi en güzel biçimde bilendir o.
Süleymaniye Vakfı
O, evvel (varlığının başlangıcı olmayan), ahir (varlığının sonu olmayan), zahir (varlığı açık olan[1]) ve batın (hiçbir varlığın tam manasıyla kavrayamayacağı yapıya sahip[2]) olandır. O, her şeyi bilendir.
Süleyman Ateş
O, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur,) sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır,) zahirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır,) batındır (zatının hakikati gizlidir, akıllar O'nun özünü idrak edemez,) O, her şeyi bilendir.
Hadid 57:4
Cüz: 27 | Sayfa: 537
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
Huvellezi halakas semavati vel ardafisitteti eyyamin summesteva alel arş, a'lemu ma yelicu fil ardı ve ma yahrucu minha ve ma yenzilu mines semai ve ma ya'rucu fiha, ve huve meakum eyne ma kuntum, vallahu bi ma ta'melune basir.
Mustafa İslamoğlu
O, gökleri ve yeri altı aşamada yaratmış, ardından hükümranlık makamına kurulmuştur. O hem toprağa giren ve orada çıkan her şeyi, hem de gökten inen ve onda yükselen her şeyi bilir. Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir ve Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O odur ki Gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva buyurdu, Yere gireni ve ondan çıkanı, Gökten ineni ve ona yükseleni hepsini bilir ve her nerede olsanız sizinle beraberdir, hem Allah her ne yaparsanız görür
Diyanet İşleri
O, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş'a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Mehmet Okuyan
O, gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yaratandır;[1] sonra da arşa istiva edendir.[2] Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir.[3] Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.[4] Allah yaptıklarınızı görendir.
Suat Yıldırım
O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra Arşına kuruldu. Yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilir. Hasılı siz nerede olursanız olun O, (ilmi ve kudreti ile) sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O'dur ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra Arş üzerine hükümranlığını kurdu. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir ve her nerede olsanız sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür.
Muhammed Esed
O, gökleri ve yeri altı çağda yaratmış ve kudret ve egemenlik tahtına oturmuştur. O, hem toprağa giren ve ondan çıkan her şeyi, hem de gökten inen ve ona yükselenleri bilir. Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir; ve Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk
O, odur ki, göklerle yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerinde egemenlik kurdu. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, işleyip üretmekte olduklarınızı en iyi şekilde görmektedir.
Süleymaniye Vakfı
O, gökleri ve yeri altı günde[1] yaratan sonra da arşa[2] /yönetimin başına geçmiş olandır. Yere ne girer ve yerden ne çıkarsa, gökten ne iner ve göğe ne yükselirse hepsini bilir[3]. Nerede olursanız olun o, sizinle beraberdir[4]. Allah, yapmakta olduğunuz şeyleri görendir.
Süleyman Ateş
O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş'a oturdu. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir, Allah yaptıklarınızı görmektedir.
Hadid 57:5
Cüz: 27 | Sayfa: 537
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ
Lehu mulkus semavati vel ard, ve ilallahi turceul umur.
Mustafa İslamoğlu
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; ve bütün işler Allah'a döndürülür.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bütün Göklerin ve Yerin mülkü onundur ve bütün işler Allaha irca' olunur.
Diyanet İşleri
Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler ancak O'na döndürülür.
Mehmet Okuyan
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O'na aittir. Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülecektir.
Suat Yıldırım
Göklerin ve yerin hakimiyeti O'nundur. Bütün işler O'na götürülür, (bütün kararlar O'nun kapısından çıkar).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bütün göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülür.
Muhammed Esed
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; ve bütün işler, (asıl kaynağı olan) Allah'a döndürülür.
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerin de yerin de mülkü ve yönetimi O'nundur. İşler ve oluşlar Allah'a döndürülür.
Süleymaniye Vakfı
Göklerin ve yerin hakimiyeti onundur[1]. Bütün işler Allah'a /onun onayına arz edilir[2].
Süleyman Ateş
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülecektir.
Hadid 57:6
Cüz: 27 | Sayfa: 537
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۜ وَهُوَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Yulicul leyle fin nehari ve yulicun nehare fil leyl ve huve alimun bi zatis sudur.
Mustafa İslamoğlu
Geceyi O kısaltıp gündüzü O uzatıyor; yine gündüzü O kısaltıp geceyi O uzatıyor; zira O, göğüslerin en mahrem sırlarını bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Geceyi gündüze sokar, gündüzü geceye sokar ve bütün sinelerin künhünü bilir
Diyanet İşleri
Geceyi gündüze sokar, gündüzü de geceye sokar. O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Mehmet Okuyan
Geceyi gündüzün içine koyuyor, gündüzü de gecenin içine koyuyor.[1] O göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
Suat Yıldırım
Geceyi gündüze katar, böylece gündüz uzar. Gündüzü geceye katar, böylece gece uzar. Kalplerin künhünü O bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Geceyi güdüze sokar, gündüzü geceye sokar; O, sinelerin özünü bilir.
Muhammed Esed
O, gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatır; ve O, (insanların) kalpler(in)de olanı eksiksiz bilir.
Yaşar Nuri Öztürk
Geceyi gündüzün içine sokar O; gündüzü de gecenin içine sokar. Göğüslerin sakladıklarını çok iyi bilendir O.
Süleymaniye Vakfı
O, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar[1]. O, içinizde olanları (sırlarınızı) bilendir[2].
Süleyman Ateş
Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilir.
Hadid 57:7
Cüz: 27 | Sayfa: 537
#iman
اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَف۪ينَ ف۪يهِۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَب۪يرٌ
Aminu billahi ve resulihi ve enfiku mimma cealekum mustahlefine fih, fellezine amenu minkum ve enfeku lehum ecrun kebir.
Mustafa İslamoğlu
Allah'a ve Rasulü'ne yürekten güvenin ve O'nun sizi kendisini emanetçi kıldığı şeylerden infak edin! Artık sizden iman ve infak eden kimseler için büyük bir ecir vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
İyman edin Allaha ve Resulüne de sizi istıhlaf buyurduğu şeylerden infak eyleyin ki iyman edip de infak eyliyenleriniz için azim bir ecir vardır
Diyanet İşleri
Allah'a ve Resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan, (Allah yolunda) harcayın. İçinizden iman edip de (Allah yolunda) harcayanlar var ya; onlar için büyük bir mükafat vardır.
Mehmet Okuyan
Allah'a ve Elçisine inanıp güvenin! Sizi, kendisinde yetkili kıldığı şeylerden (mallardan) infak edin (verin)! Sizden güvenenler ve infak edenler (verenler) için büyük ödül vardır.
Suat Yıldırım
Allah'a ve Resulüne iman edin ve O'nun (sizi emanetçi yaptığı) yönetimini size bıraktığı mallardan harcayın. İçinizden iman edip harcayanlara büyük ecir vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'a ve Resulüne iman edin. Sizi istihlaf buyurduğu (tasarrufunu size bıraktığı) şeylerden harcayın ki, iman edip harcayanlarınız için büyük bir mükafat vardır!
Muhammed Esed
Allah'a ve Elçisi'ne inanın ve O'nun size emanet olarak tevdi ettiği şeylerden başkaları için harcayın; çünkü sizden imana eren ve (Allah yolunda) sınırsızca harcayanlar büyük bir mükafat göreceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'a resulüne iman edin; sizi üzerinde buyruk sahibi yaptığı şeylerden başkalarına bol bol verin! İçinizden iman eden ve infakta bulunanlar için çok büyük bir ödül vardır.
Süleymaniye Vakfı
Siz, Allah'a ve resulüne /kitabına[1] inanıp güvenin[2] ve Allah'ın sizi yetkili kıldığı mallardan hayra harcayın[3]. Sizden inanıp güvenen ve hayra harcama yapanlar için büyük bir ödül vardır[4].
Süleyman Ateş
Allah'a ve Elçisine inanın ve (O'nun) sizi hakim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden (Allah için) harcayın. Sizden, inanan ve (hak rızasına) harcayanlar için büyük mükafat vardır.
Hadid 57:8
Cüz: 27 | Sayfa: 537
#rab
#iman
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۚ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ م۪يثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
Ve ma lekum la tu'minune billah, ver resulu yed'ukum li tu'minu bi rabbikum ve kad e haze misakakum in kuntum mu'minin.
Mustafa İslamoğlu
Neden siz Allah'a inanınp güvenmeyesiniz; üstelik Rasul sizi Rabbinize inanıp güvenmeye çağırdığı, O da sizden söz almış olduğu halde? Tabi ki eğer inanmaya (gönüllü) iseniz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem neye iyman etmiyesiniz Allaha ki Peygamber sizi Rabbınıza iyman edesiniz diye da'vet edip duruyor, hal bu ise misakınızı da aldı? Gerçek mü'min olacaksanız?
Diyanet İşleri
Peygamber, sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki (Allah ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz (bu çağrıya uyun).
Mehmet Okuyan
Elçi sizi Rabbinize inanıp güvenmeye çağırdığı hâlde niçin Allah'a inanıp güvenmiyorsunuz?[1] İnanıyorsanız o, sizden kesin bir söz de almıştı.
Suat Yıldırım
Size ne oluyor ki, Resulullah da sizi Rabbinize iman etmeye çağırdığı halde, Allah'a inanmıyorsunuz. Oysa Allah sizden bu hususta kesin söz almıştı, eğer imana gelecekseniz bu yeter.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ne diye Allah'a iman etmiyorsunuz ki, peygamber sizi Rabbinize iman edesiniz diye davet edip duruyor?! Oysa sizden kesin söz de almıştı; eğer gerçek müminler olacaksanız.
Muhammed Esed
Elçi, sizi Rabbiniz (olan Allah)a inanmaya çağırdığı ve O sizden bir taahhüt almış bulunduğu halde neden Allah'a inanmazsınız? (Herhangi bir şeye) inanabildiğiniz halde (O'na neden inanmıyorsunuz)?
Yaşar Nuri Öztürk
İman sahipleri iseniz size ne oluyor da Allah'a güvenmiyorsunuz? Oysaki Resul sizi Rabbinize inanmaya çağırıyor, sizden kuvvetli bir söz de almıştır.
Süleymaniye Vakfı
Size ne oluyor ki Allah'a inanıp güvenmiyorsunuz? Oysa bu resul /Kur'an sizi Rabbinize /Sahibinize inanıp güvenmeye çağırıyor. Üstelik Allah, sizden kesin söz almıştır[1]. Eğer inanan kimselerseniz (sözünüzde durursunuz).
Süleyman Ateş
Elçi sizi Rabbinize inanmağa (güvenmeğe) çağırdığı ve (bu konuda) sizden sağlam söz almış olduğu halde inananlar iseniz neden Allah'a güvenmiyorsunuz?
Hadid 57:9
Cüz: 27 | Sayfa: 537
#rahmet
هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ
Huvellezi yunezzilu ala abdihi ayatin beyyinatin li yuhricekum minez zulumati ilen nur, ve innellahe bikum le raufun rahim.
Mustafa İslamoğlu
Kulu (Muhammed'e) sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için hakikatin apaçık belgeleri olan ayetleri indiren O'dur; çünkü Allah size karşı elbet çok şefkatli, çok merhametlidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O odur ki sizi karanlıklardan nura çıkarsın diye kuluna parlak parlak ayetler indiriyor. Muhakkak ki Allah size çok re'fetli bir rahimdir.
Diyanet İşleri
O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed'e apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için[1] kuluna (Elçiye) apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz ki Allah size çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Suat Yıldırım
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, o has kuluna açık açık ayetler indiren O'dur. Muhakkak ki Allah size karşı raufdur, rahimdir (son derece şefkatlidir, merhamet ve ihsanı boldur).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sizi karanlıklardan nura çıkarsın diye kuluna parlak parlak ayetler indiren O'dur. Muhakkak ki, Allah size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Muhammed Esed
(Bu) kuluna, sizi koyu karanlıktan aydınlığa çıkarmak için apaçık mesajlar indiren O'dur: çünkü Allah size karşı sonsuz şefkat sahibidir, rahmet kaynağıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
Süleymaniye Vakfı
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarması için kuluna açık ayetleri indiren odur[1]. Şüphesiz Allah, size karşı pek şefkatlidir, ikramı boldur.
Süleyman Ateş
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
Hadid 57:10
Cüz: 27 | Sayfa: 537
#rahmet
#miras
وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَو۪ي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذ۪ينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلاًّ وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟
Ve ma lekum ella tunfiku fi sebilillahi, ve lillahi mirasus semavati vel ard, la yestevi minkum men enfeka min kablil fethi ve katel, ulaike a'zamu dereceten minellezine enfeku min ba'du ve katelu ve kullen ve adallahul husna, vallahu bi ma ta'melune habir.
Mustafa İslamoğlu
Neden siz Allah yolunda infak etmeyesiniz ki; üstelik göklerin ve yerin mirasının sadece Allah'a ait olduğunu (bilip dururken)? İçinizden zor ve kor zamanlarda infak edenler ve savaşanlarla, (iş kolaya binince bunları yapanlar) bir olmaz; böyleleri derece olarak, daha sonra infak edenler ve savaşanlardan daha üstündür; ve böyle davranan herkese Allah en güzeli vaad etmiştir: ve Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Muhakkak ki Allah size çok re'fetli bir rahimdir
Diyanet İşleri
Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mehmet Okuyan
Size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz (vermiyorsunuz)? (Oysa) göklerin ve yerin mirası, yalnızca Allah'a aittir.[1] İçinizden zaferden önce infak eden (veren) ve savaşan(lar, diğerleriyle) eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak edenlerden (verenlerden) ve savaşanlardan daha üstündür. Allah hepsine en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir.[2] Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Suat Yıldırım
Göklerin ve yerin yegane varisi Allah olup, bütün mallarınız zaten O'na ait olduğu halde niçin Allah yolunda harcamıyorsunuz? Sizden, fetihden önce infak eden ve savaşan kimse ile bunları yapmayan elbette bir olmaz. İşte onlar, bundan sonra infak edip savaşanlardan derece bakımından daha yüksektirler. Bununla beraber Allah, her birine de cennet vad eder. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ne diye Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır (hepsi O'na kalacaktır). Fetihten önce harcayıp çarpışanlarınız diğerleriyle bir olmaz; onların derecesi sonradan harcayıp çarpışanlardan daha büyüktür! Bununla beraber Allah hepsine en güzeli va'd buyurdu. Allah her ne yaparsanız haberdardır!
Muhammed Esed
Göklerin ve yerin mirasının (tek başına) Allah'a ait olduğunu gördüğünüz halde neden Allah yolunda sınırsızca harcamazsınız? İçinizden Fetih'ten önce (Allah yolunda) harcayan ve savaşanlar (bundan kaçınanlar ile) eşit olmazlar. Bu (önceki)lerin derecesi (Fetih'ten) sonra harcamaya ve savaşmaya başlayanların derecesinin üstündedir, halbuki Allah (kendi yolunda çaba sarf edecek) herkese en güzeli vaad etmiştir. Ve Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah yolunda harcama yapmanıza engel ne var ki?.. Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Sizin, Fetih'ten önce infakta bulunan ve çarpışmaya gireniniz, bunu yapmayanlarla aynı değildir. Onlar, derece yönünden Fetih'ten sonra infakta bulunup çarpışmaya girenlerden çok daha üstündür. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir. Allah, işleyip ürettiklerinizi en iyi biçimde haber almaktadır.
Süleymaniye Vakfı
Size ne oluyor ki Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz[1]! Halbuki göklerin ve yerin bütün mirası (gerçek sahipliği) Allah'a aittir[2]. Sizden, Fetih[3] öncesi hayra harcayan ve savaşan kişiler, (diğerleriyle) bir olmaz. Bunların dereceleri, Fetih'ten sonra hayra harcayan ve savaşanlarınkinden yüksektir. Yine de Allah her birine (yaptıklarının) en güzeliyle karşılık vermeyi vaat etmiştir[4]. Allah, yaptıklarınızın iç yüzünden haberdardır.
Süleyman Ateş
Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden (Mekke'nin) feth(in)den önce (Hak yolunda) harcayan ve savaşan(lar, ötekilerle) bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de (gerek fetihten önce, gerek fetihten sonra infak eden ve savaşan müslümanlara) en güzel sonucu va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır.
Hadid 57:11
Cüz: 27 | Sayfa: 537
مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ
Men zellezi yukridullahe kardan hasenen fe yudaifehu lehu ve lehu ecrun kerim.
Mustafa İslamoğlu
Kim Allah'a güzel bir borç verip de, onun kendisine kat kat fazlasıyla geri dönmesini ister? İşte böylelerini tarifsiz güzellikte bir ödül beklemektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hani kim? O Allah'a bir karz-ı hasen takdim edecek kimse ki Allah onu ona katlayıversin, hem onun için çok hoş bir ecir de var.
Diyanet İşleri
Kim Allah'a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükafat da vardır.
Mehmet Okuyan
Kim Allah'a güzel bir borç verirse[1] (Allah) da karşılığını ona kat kat verir; onun için değerli bir ödül de vardır.
Suat Yıldırım
Kim Allah'a güzel bir ödünç verir (malını Allah yolunda harcarsa) Allah bunu kat kat artırır. Ona değerli bir mükafat da vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hani Allah'a güzel bir borç verecek kimse ki, Allah onu ona katlayıversin?! Hem onun için çok hoş bir mükafat da vardır!
Muhammed Esed
Kimdir Allah'a güzel, bereketli bir borç verip onu kat kat fazlasıyla geri alacak olan? Böyle (yapan)lar değerli ve anlamlı bir mükafat görecekler,
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'a kim güzel bir borç verecek ki, O onun verdiğini kat kat artırsın. Böyle birisi için onur verici bir ödül de vardır.
Süleymaniye Vakfı
Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse Allah ona kat kat fazlasını verir. Ona, değerli bir ödül daha vardır[1].
Süleyman Ateş
Kimdir o, Allah'a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için değerli bir mükafat da versin?
Hadid 57:12
Cüz: 27 | Sayfa: 538
#iman
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۚ
Yevme terel mu'minine vel mu'minati yes'a nuruhum beyne eydihim ve bi eymanihim buşrakumul yevme cennatun tecri min tahtihel enharu halidine fih, zalike huvel fevzul azim.
Mustafa İslamoğlu
Bütün mü'min erkekleri ve mü'min kadınları önleri ve sağ taraflarını aydınlatan nurlarıyla hızla ilerlerken gördüğün gün onlara: "Bu gün size müjde var: Zemininden ırmaklar çağlayan, içinde yerleşip kalacağınız cennetler!.. Bu, işte budur muhteşem zafer!"
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki göreceksin o mü'minleri ve mü'mineleri, önlerinde ve sağlarında nurları koşuyor, müjde size diye bu gün o Cennetler ki altlarından ırmaklar akıyor, içlerinde muhalled kalacaksınız, işte fevz-i azim odur.
Diyanet İşleri
Mü'min erkeklerle mü'min kadınların nurlarının, önlerinde ve sağlarında koştuğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: "Bugün size müjdelenen şey içlerinden ırmaklar akan, ebedi olarak kalacağınız cennetlerdir." İşte bu büyük başarıdır.
Mehmet Okuyan
Mümin erkeklerle mümin kadınları, (kendilerini aydınlatan) nûrlarının (ışıklarının) önlerinde ve sağlarında koşarken gördüğün günde, (onlara) "Bugün müjdeniz, içlerinde ebedî kalıcılar olarak (kalacağınız), altlarından ırmaklar akan cennetlerdir." (denecektir). Asıl büyük kurtuluş işte budur!
Suat Yıldırım
Gün gelir, mümin erkekleri ve mümin kadınları, önlerinde ve sağ taraflarındaki nurlarıyla, koşarcasına cennete doğru ilerlediklerini görürsün. Kendilerine: "Bugün size müjdeler olsun! Buyurun, içinden ırmaklar akan cennetlere, ebedi kalmak üzere girin!" denilir. İşte en büyük başarı ve mutluluk budur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün mümin erkeklerle, mümin kadınları önlerinden ve sağ taraflarından nurları koşarken göreceksin: "Bu gün müjdeniz altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. İçlerinde ebedi olarak kalacaksınız." (denir). İşte büyük kurtuluş budur!
Muhammed Esed
Bütün mümin erkekleri ve mümin kadınları önlerinde ve sağ taraflarında hızla yayılan ışık dalgalarıyla göreceğin Gün, (o Gün onlar şu hitapla karşılanacaklar:) "Bugün size bir müjde (var); içinden ırmaklar akan, mesken edineceğiniz bahçeler! Bu, en büyük mazhariyettir!"
Yaşar Nuri Öztürk
Gün olur, mümin erkeklerle mümin kadınları, ışıkları önlerinde ve sağ yanlarında koşar görürsün. Şöyle denilir: "Bugün size, altlarından ırmaklar akan cennetler müjdeleniyor. Sürekli kalıcısınız içlerinde." İşte büyük başarının ta kendisidir bu.
Süleymaniye Vakfı
Gün gelecek, mümin erkeklerle mümin kadınları, ışıkları önlerinden ve sağlarından yayılır halde göreceksin. (Onlara şöyle söylenecek:) "Bugün sizin müjdeniz, içinden ırmaklar akan ve ölümsüz olarak kalacağınız cennetlerdir[1]. Büyük başarı işte budur[2]!"
Süleyman Ateş
O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları; ışıkları, önlerinde ve sağlarında koşar durumda görürsün. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir). İşte büyük başarı budur!
Hadid 57:13
Cüz: 27 | Sayfa: 538
#rahmet
#iman
يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَٓاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُوراًۜ فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ
Yevme yekulul munafikune vel munafikatu lillezine amenunzuruna naktebis min nurikum, kilerci'u veraekum fel temisu nura, fe duribe beynehum bi surin lehu bab, batınuhu fihir rahmetu ve zahiruhu min kıbelihil azab.
Mustafa İslamoğlu
O gün bütün münafık erkekler ve münafık kadınlar mü'minlere (şöyle diyecekler): "Bize bakın da ışığınızdan biz de yararlanalım!" Onlara denilecek ki: "Arkanızdaki (hayata) dönüp, kendinize (orada) bir ışık arayın!" Derken onlarla mü'minler arasına kapısı olan bir sur çekilecek, onun iç tarafında rahmet bulunacak, dış tarafında ise azap.
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki o münafıklar ve münafıkalar o iyman edenlere şöyle diyecek: Bize bakınız nurunuzdan iktibas edelim, denilecek ki dönün gerinize de bir nur araştırın, derken aralarına bir sur çekilmiştir, bir kapısı vardır: İçi: rahmet onda, dışı ise o cihetten azab,
Diyanet İşleri
Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, "Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım" diyecekleri gün kendilerine, "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın" denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.
Mehmet Okuyan
Münafık erkeklerle münafık kadınların müminlere "Bizi bekleyin, nûrunuzdan (ışığınızdan) bir parça nûr (ışık) alalım." diyeceği günde (kendilerine) "Arkanıza dönün de (orada) bir nûr (ışık) arayın!" denecektir. Onların arasına içinde merhamet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çekilmiş (olacak)tır.[1]
Suat Yıldırım
O gün münafık erkek ve kadınlar, müminlere: "N'olur," derler, "yüzümüze bir bakın da nurunuzdan biz de yararlanalım!" Bunun üzerine onlara şöyle denilir: "Arkanıza dönün de bir nur arayın!" Derken, aralarına bir duvar çekilir. Bu duvarın bir kapısı olup bu kapının iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün münafık erkeklerle, münafık kadınlar, iman edenlere şöyle diyecek: "Bize bakınız, nurunuzdan ışık alalım!" Denilecek ki: "Arkanıza dönün de bir nur araştırın." Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilmiştir; içi, rahmet ondadır, dışı ise o yönden azaptır.
Muhammed Esed
O Gün ikiyüzlü erkekler ve kadınlar imana ermiş olanlara: "Bizi bekleyin!" diyecekler, "Sizin nurunuzdan bir (parça) ışık alalım!" (Ama) onlara: "Geriye dönüp gidin ve (kendinize ait) bir ışık arayın!" denilecek. Bunun üzerine onlar(la müminler) arasına kapısı olan bir duvar çekilecek; içinde rahmet ve şefkat bulunacak, dışında ise azap.
Yaşar Nuri Öztürk
O gün ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlar, iman edenlere şöyle derler: "Bize bakın da ışığınızdan bir parça alalım." Şöyle denir onlara: "Arkanıza dönün de bir ışık arayın." Nihayet aralarına kapısı olan bir sur çekilir. İçinde rahmet vardır onun. Dış tarafı ise azap.
Süleymaniye Vakfı
O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar, iman etmiş olanlara: "Bize bakın da ışığınızdan yararlanalım!" diyecekler. Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de (orada) ışık arayın!" denecek ve aralarına kapısı olan bir sur çekilecek[1]. İç tarafında her türlü ikram (cennet), dışında, ön tarafında ise azap (cehennem) vardır.
Süleyman Ateş
O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar (cennete gitmekte olan) mü'minlere derler ki: "Bize bakın da sizin nurunuzdan yararlanalım." Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet vardır, dış yönünde de azab.
Hadid 57:14
Cüz: 27 | Sayfa: 538
#iman
يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَـتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Yunadunehum e lem nekun meakum, kalu bela ve lakinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emaniyyu hatta cae emrullahi ve garrekum billahil garur.
Mustafa İslamoğlu
(Münafıklar) seslenecekler: "Biz sizinle beraber değil miydik? (Mü'minler) şöyle cevap verecekler: "Elbette! Ama siz kendi kendinizi tuzağa düşürdünüz; böylece (güya) kendinizi gözettiniz; kuşkuya kapıldınız, Allah'ın emri gelinceye kadar malum kuruntularla avundunuz; dahası, o (kafa) sizi Allah ile aldatarak gurura sürükledi."
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlara şöyle bağırışırlar: Bizler sizinle beraber değil miydik? Evet, derler: Ve lakin sizler kendilerinize fitne yaptınız, gözettiniz, işkillendiniz, o kuruntular sizi aldattı, ta Allahın emri gelinciye kadar, hem sizi Allaha mağrurlandırdı o aldatıcı mağrur.
Diyanet İşleri
(Münafıklar) mü'minlere şöyle seslenirler: "Biz de (dünyada) sizinle beraber değil miydik?" (Mü'minler de) derler ki: "Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah'ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı."
Mehmet Okuyan
(Münafıklar) onlara (müminlere) "Biz sizinle birlikte değil miydik?" diye sesleneceklerdir. (Müminler de) şöyle diyeceklerdir: "Evet ancak siz kendinizi fitneye soktunuz, beklediniz, şüpheye düştünüz ve Allah'ın emri (ölüm) gelip çatıncaya kadar kuruntular sizi aldattı; o çok aldatan (şeytan) sizi Allah ile aldattı."[1]
Suat Yıldırım
Münafıklar şöyle seslenirler: "Biz de sizinle beraber değil miydik?" Müminler cevap verirler: "Evet, beraberdiniz, fakat siz kendi canınızı yaktınız, müminlere hep felaket gelmesini gözleyip durdunuz, şüphelere düştünüz, sizi birtakım kuruntular oyaladı. Bir de baktınız ki emr-i Hak gelmiş. Böylece o dessas, çok aldatıcı şeytan sizi Allah'ın affı ve keremi ile aldattı."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(Münafıklar) onlara şöyle bağrışırlar: "Bizler sizinle beraber değil miydik?" (Mü'minler): "Evet, ama siz kendilerinizi fitneye soktunuz, gözettiniz, şüpheye düştünüz ve Allah'ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O aldatıcı şeytan sizi (günahın zararı yoktur diye) Allah'a güvendirdi.
Muhammed Esed
O(nun dışında kala)nlar, şu (içindeki)lere, "Sizinle değil miydik?" diye seslenecekler. Berikiler, "Evet öyleydi!" diye cevap verecekler, "Ama siz kendi kendinizi ayarttınız, (inancınızda) tereddüt gösterdiniz; (yeniden dirilme konusunda) şüpheye kapıldınız ve Allah'ın buyruğu ulaşıncaya kadar kuruntunuz sizi yoldan çıkardı çünkü, Allah hakkındaki ayartıcı düşünceler(iniz) sizi yanılgıya sürükledi!
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara seslenirler: "Biz sizinle değil miydik?" Derler ki: "Evet, bizimleydiniz. Ancak siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz, hayal ve kuruntular/hurafeler/anlamını bilmeden okuyuşlar sizi aldattı; nihayet Allah'ın emri geldi. O yaman aldatıcı, sizi Allah ile aldattı."
Süleymaniye Vakfı
Münafıklar: "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye haykırırlar[1]. Müminler: "Evet ama siz (ikiyüzlülük ederek) kendi başınızı yaktınız. (Bize bela gelmesini) beklediniz, kuşku duydunuz; kurgularınız Allah'ın emri (ölüm) gelinceye kadar sizi aldattı; çok aldatıcı (insan ve cin şeytanları) da sizi Allah ile aldattı[2].
Süleyman Ateş
(Münafıklar) onlara seslenirler: "Biz de sizinle beraber değil miydik?" (Mü'minler) derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, beklediniz (hemen tevbe etmediniz) kuşkulandınız, kuruntular sizi aldattı. Allah'ın emri (ölüm) gelinceye kadar (böyle hareket ettiniz,) o çok aldatıcı (şeytan,) sizi Allah(ın affı) ile aldattı."
Hadid 57:15
Cüz: 27 | Sayfa: 538
فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Fel yevme la yu'hazu minkum fid yetun ve la minellezine keferu, me'vakumun nar, hiye mevlakum, ve bi'sel masir.
Mustafa İslamoğlu
Artık bu gün, ne sizden ne de kafirlerden kurtuluş akçesi kabul edilmez. Son durağınız ateştir ve tek can dostunuz da odur: o ne kötü varış yeridir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık bugün ne sizden, ne de o küfredenlerden fidye kabul edilmez, sığınacağınız yer ateştir, layıkınız odur, ona gidiş de ne fenadır!
Diyanet İşleri
Bugün artık ne sizden, ne de inkar edenlerden bir fidye alınır. Barınağınız ateştir. Size yaraşan odur. Orası gidilecek ne kötü yerdir!
Mehmet Okuyan
Bugün artık sizden (münafıklardan) da kâfir olanlardan da fidye kabul edilmez.[1] Barınağınız ateştir. Size layık olan odur. Ne kötü varış yeridir (orası)!
Suat Yıldırım
"Bugün artık ne sizden, ne de kafirlerden kurtuluş fidyesi kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir. Sizin layığınız odur. Orası varılacak ne kötü yerdir!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık bugün ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilmez, sığınacağınız yer ateştir. Layıkınız odur, ona gidiş de ne kötüdür!"
Muhammed Esed
Ve böylece, bugün ne sizden, ne de hakikati (açıkça) inkar etmiş olanlardan hiçbir fidye kabul edilmeyecek. Sizin varacağınız yer ateştir. O sizin (tek) sığınağınızdır ve ne kötü bir varış yeridir!"
Yaşar Nuri Öztürk
Bugün artık ne sizden fidye alınır ne de küfre sapanlardan. Varacağınız yer ateştir. Odur sizin mevlanız. Ne kötü dönüş yeridir o!
Süleymaniye Vakfı
Onun için bugün sizden de kafirlik etmiş olanlardan da bir fidye alınmayacaktır. Kalacağınız yer ateştir, o sizin en yakınınızdır (sizi sarmıştır). Ne kötü hale gelmektir o![1]"
Süleyman Ateş
Bugün artık ne sizden, ne de inkar edenlerden fidye alınmaz, varacağınız yer ateştir. Sizin layığınız odur. Ne kötü gidilecek yerdir orası!
Hadid 57:16
Cüz: 27 | Sayfa: 538
#iman
اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
E lem ye'ni lillezine amenu en tahşea kulubuhum li zikrillahi ve ma nezele minel hakkı ve la yekunu kellezine utul kitabe min kablu fe tale aleyhimul emedu fe kaset kulubuhum, ve kesirun minhum fasikun.
Mustafa İslamoğlu
İman (ettiğini iddia) edenlerin, Allah'ın zikrine, yani Hak katında inen vahye karşı, ta kalplerinde ürperti duymalarının vakti hala gelmedi mi? Ta ki kendilerine daha önce vahiy verilip de, üzerlerinden uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar; ki onların bir çoğu yoldan sapmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya o iyman edenlere çağı gelmedi mi? ki kalbleri Allahın zikrine ve inen hak aşkına huşu' ile çoşsun ve bundan evvel kendilerine kitab verilmiş sonra üzerlerinden uzun zaman geçip de kalbleri katılaşmış ve ekserisi fıska dalmış bulunanlar gibi olmasınlar.
Diyanet İşleri
İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
Mehmet Okuyan
İman edenlerin kalplerinin Allah'ı anmaya ve (O'nun katından) inen gerçeğe (Kur'an'a) boyun eğme zamanı gelmedi mi? Onlar (müminler), daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar![1] Zira üzerinden uzun zaman geçmişti de kalpleri katılaşmıştı. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmıştı.
Suat Yıldırım
İman edenlerin kalplerinin Allah'ı ve Cenab-ı Hak tarafından inen hakikatleri hatırlayarak yumuşayıp saygı ile dirilme vakti gelmedi mi? Sakın onlar daha önce kitap verilen ümmetler gibi olmasınlar. Zira kitabı tanımalarının üzerinden kendilerince uzun zaman geçmesi sebebiyle, onlarda ülfet ve kanıksama meydana gelmiş, neticede kalpleri katılaşmıştı. Hatta onların çoğu büsbütün yoldan çıkmışlardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O iman edenlere zamanı gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikrine ve inen gerçek aşkına saygı ile coşsun ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçip de kalpleri katılaşmış, Çoğu da günaha dalmış bulunanlar gibi olmasınlar?
Muhammed Esed
İmana ermiş olanların kalplerinin Allah'ı ve (kendilerine) indirilen hakikati anarken acizliklerini fark etmelerinin zamanı gelmedi mi? (Ve vakti gelmedi mi) kendilerine daha önce vahiy indirilmiş olanlara ve zamanın geçmesiyle kalpleri katılaşarak çoğu (bugün) yoldan sapmış olanlara benzememelerinin?
Yaşar Nuri Öztürk
İnananlar için hala vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikri/Kur'an'ı ve Hak'tan inen için ürpersin de daha önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmiş de kalpleri kaskatı kesilmiş kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.
Süleymaniye Vakfı
İman etmiş olanlar için, Allah'ın zikrine yani inen o gerçeğe (Kur'an'a) karşı, kalplerinin derin bir saygı duyma zamanı gelmedi mi[1]? Sakın daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden (yeni bir elçinin gönderilmediği[2]) uzun zaman geçmişti de kalpleri katılaşmıştı. Onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir[3].
Süleyman Ateş
İnananlar için hala vakit gelmedi mi ki kalbleri Allah'ın Zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine Kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?
Hadid 57:17
Cüz: 27 | Sayfa: 538
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
İ'lemu ennellahe yuhyil arda ba'de mevtiha, kad beyyenna lekumul ayati leallekum ta'kılun.
Mustafa İslamoğlu
İyi bilin ki Allah, ölümünden sonra toprağa can verir. İşte aklınızı kullanabilesiniz diye ayetlerimizi size böyle açıklamış bulunuyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır
İyi biliniz ki Allah Arzı ölümünden sonra diriltir, işte size ayetleri beyan ettik gerek ki aklınız ersin.
Diyanet İşleri
Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltmektedir. Düşünesiniz diye gerçekten, size ayetleri açıkladık.
Mehmet Okuyan
Bilin ki ölümünden sonra yeri canlandıran şüphesiz ki Allah'tır. Akıl edesiniz diye ayetleri size elbette açıkladık.
Suat Yıldırım
İyi düşünün ki Allah, bütün yeryüzünü bile ölümünden sonra diriltiyor; (gevşeyen ve uyuklayan gönülleri de böylece diriltebilir). Zaten aklını çalıştıran, zihnini işleten kimseler için bu canlanmayı gerçekleştirecek ayetlerimizi iyice açıklamış bulunuyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İyi biliniz ki, Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir! Anlayasınız diye size ayetleri açıkladık.
Muhammed Esed
(Ama) bilin ki Allah cansız hale gelen toprağa yeniden hayat verir! Ve aklınızı kullanabilesiniz diye mesajlarımızı sizin için kolay anlaşılır kıldık.
Yaşar Nuri Öztürk
Bilin ki Allah, toprağa ölümünden sonra hayat verir. Ayetleri size açık seçik bildiriyoruz ki, aklınızı işletebilesiniz.
Süleymaniye Vakfı
Bilin ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra canlandırır[1]. Aklınızı kullanasınız /doğru bağlantılar kurasınız diye ayetleri size, o açıklamıştır[2].
Süleyman Ateş
Biliniz ki Allah yeri, ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.
Hadid 57:18
Cüz: 27 | Sayfa: 538
اِنَّ الْمُصَّدِّق۪ينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَر۪يمٌ
İnnel mussaddikine vel mussaddikati ve akradullahe kardan hasenen yudaafu lehum ve lehum ecrun kerim.
Mustafa İslamoğlu
İmana sadakatin bedelini ödeyen erkekler ve kadınlar ile Allah'a güzel bir borç verenlere gelince: (bu) onlara kat kat fazlasıyla geri dönecek ve tarifsiz güzellikte bir ödül onları bekleyecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şübhesiz sadaka veren erkekler ve dişiler ve Allaha öyle karz-ı hasen takdim edenler, verdikleri kendileri hisabına kat kat katlanır, bir de onlara pek hoş bir ecir vardır
Diyanet İşleri
Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükafat da vardır.
Mehmet Okuyan
(Gerçeği) doğrulayan[1] erkeklere ve kadınlara, Allah'a güzel bir borç vermiş (olanlara)[2] (verdiklerinin karşılığı) kat kat ödenecektir; onlara değerli ödül de vardır.
Suat Yıldırım
Dini tasdiklerinin ifadesi olarak, hayır işlerinde mal harcayan erkekler, mal harcayan hanımlar ve Allah'a güzel bir ödünç verenlerin ödülleri kat kat artırılacak, ayrıca onlara değerli bir mükafat da verilecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz sadaka veren erkek ve dişilere ve Allah'a öyle (karz-ı hasen) güzel ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır; bir de onlara pek hoş bir mükafat vardır!
Muhammed Esed
Hakikati tasdik eden kadınlara ve erkeklere ve (böylece) Allah'a güzel bir borç verenlere gelince, onlara kat kat fazlası geri ödenecek ve (öteki dünyada) değerli bir mükafat kazanacaklar.
Yaşar Nuri Öztürk
Şu bir gerçek: Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, bir de Allah'a güzelce borç verenler için karşılıklar kat kat yapılır. Onlar için, onur verici bir ödül de vardır.
Süleymaniye Vakfı
Sadaka[1] veren erkeklere, sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere karşılıkları kat kat verilir. Onlar için değerli bir ödül daha vardır[2].
Süleyman Ateş
Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel borç verenler, işte onlara, (verdikleri), kat kat yapılır ve onlar için değerli bir mükafat da vardır.
Hadid 57:19
Cüz: 27 | Sayfa: 539
#rab
#iman
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِـه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّ۪يقُونَۗ وَالشُّهَدَٓاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟
Vellezine amenu billahi ve rusulihi ulaike humus sıddikune veş şuhedau inde rabbihim, lehum ecruhum ve nuruhum, vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ulaike ashabul cahim.
Mustafa İslamoğlu
Allah'a ve elçilerine (sadakatin bedelini ödeyerek) iman edenler var ya: onlardır doğruluk ve dürüstlük sembolü olanlar, yine onlardır Rableri katında şahitliğine (değer) verilenler; ödül de onların, ışık da onların olacak. Ama inkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar, gözleri fal taşı gibi açan ateşe mahkum olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Allaha ve Resulüne iyman edenler hep onlar aynı sıddiklar ve şehidlerdir, Rablarının ındinde onlara onların ecirleri ve nurları vardır, ayetlerimizi tekzib edenlere gelince işte onlar hep Eshab-ı Cahim'dir.
Diyanet İşleri
Allah'a ve Peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar sıddiklar (sözü özü doğru kimseler) ve Allah katında şahitlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemliklerdir.
Mehmet Okuyan
Allah'a ve elçilerine iman edenler -evet sadece onlar- (gerçeği) çok doğrulayanlardır ve Rableri katında şahit olanlardır. (Mahşerde) onlar için ödülleri ve nûrları (ışıkları) vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem halkıdır.
Suat Yıldırım
Allah'a ve resullerine iman edenler, evet işte onlardır Rabbinin nezdinde sıddikler ve Hakka şahitlik edenler! Kendilerine mükemmel ecirler ve nurlar vardır. Ama kafir olup ayetlerimizi yalan sayanlar. İşte onlar da cehennemliktirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, Rableri yanında tıpkı sıddıklar ve şehitler gibidir. Onlara, onların mükafatları ve nurları vardır. Ayetlerimizi yalan diyenlere gelince, işte onların tümü cehennemin adamlarıdır.
Muhammed Esed
Allah'a ve Elçisi'ne inananlar, işte onlardır hakikate sahip çıkan ve Allah'ın huzurunda (ona) tanıklık edenler. (Böylece) onlar ödüllerini ve nurlarını elde edecekler. Hakikati inkara ve mesajlarımızı yalanlamaya şartlanmış olanlara gelince, onlar yakıcı ateşe mahkum olanlardır!
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'a ve resulüne inananlar var ya, özü sözü doğru kişiler onlardır. Rableri katında tanık olanlar/şehitlik mertebesine erenler de onlardır. Onların ödülleri ve ışıkları vardır. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemin dostu olacaklardır.
Süleymaniye Vakfı
Allah'a ve elçilerine /kitaplarına inanıp güvenenler var ya! İşte onlar özü sözü doğru olan ve Rableri katında şahitlik edecek olanlardır[1]. Onların alacakları ödülleri ve ışıkları[2] vardır. Kafirlik eden ve ayetlerimiz karşısında yalana sarılanlara gelince, onlar da yakıcı ateşin ahalisidir[3].
Süleyman Ateş
Allah'a ve elçilerine inananlar (yok mu) işte Rableri yanında, sıddikler (çok doğru olanlar) ve şehidler onlardır. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar(a gelince), onlar da cehennem halkıdır.
Hadid 57:20
Cüz: 27 | Sayfa: 539
#iman
اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماًۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
İ'lemu ennemel hayatud dunya leibun ve lehvun ve zinetun ve tefahurun beynekum ve tekasurun fil emvali vel evlad, ke meseli gaysin a'cebel kuffare nebatuhu summe yehicu fe terahu musferren summe yekunu hutama, ve fil ahıreti azabun şedidun ve magfiretun minallahi ve rıdvan, ve mel hayatud dunya illa metaul gurur.
Mustafa İslamoğlu
İyi bilin ki (tek başına) bu dünya hayatı bir oyun ve oynaştan, albenili bir gösteri ve birbirinize karşı övünme yarışından, mal ve evlat çoğaltma hırsından ibaret olurdu. Bu (tiplerin sonu) şu yağmur meseline benzer: O (yağmurun) yeşerttikleri, çiftçileri/nankörleri pek sevindirir; sonrar kurur ve sen onu sararmış görürsün; en sonunda toz toprak olur. Ama ahirette (böyle olmayacak). Ya şiddetli bir mahrumiyet veya Allah'tan bir mağfiret ve hoşnutluk olacak: Zira (tek başına) bu dünya hayatı, aldatıcı ve geçici bir tatmin aracından başka bir şey değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biliniz ki: Dünya hayat bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir tefahur ve mal-ü evladda bir çokluk yarışından ibarettir, bir yağmur temsili gibi ki otu rençberleri imrendirmiştir, sonra heyecana gelir, bir de görürsün sararmıştır, sonra da olur bir çörçöp, ahırette ise şiddetli bir azab bir de Allahdan bir mağfiret ve rıdvan vardır. Dünya hayat bir aldanış metaından başka bir şey değildir
Diyanet İşleri
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah'ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan
Bilin ki dünya hayatı, sadece bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, mal ve çocuk sahibi olma (yarışın)dan ibarettir. (Bu hayat), tıpkı bir yağmur gibidir; (yetiştirdiği) ürünleri çiftçilerin[1] hoşuna gider. Sonra (o ekinler) kurur; sen onun sararmış olduğunu görürsün; sonra da (o ekinler) kuru bir kırıntı (çer çöp) olur.[2] Ahirette (inkârcılar için) şiddetli bir azap vardır. (Müminler için ise) Allah'ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.
Suat Yıldırım
İyi bilin ki (ahirete yer vermeyen) dünya hayatı, bir oyundur, bir oyalanmadır, bir süstür. Kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır. Tıpkı o yağmura benzer ki bitirdiği ürün, çiftçilerin hoşuna gider. Ama sonra kurur, sen onu sapsarı kurumuş görürsün. Sonra da çerçöp haline gelir. İşte dünya hayatı da böyledir. Ahirette ise kafirler için şiddetli bir ceza, müminler için ise Rab'leri tarafından bir mağfiret ve rıza! Evet, dünya hayatı bir aldanma metaından başka bir şey değildir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir övünme, mal ve evlad da bir çokluk yarışından ibarettir. Bu tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, rençberleri imrendirir; sonra heyecana gelir, bir de görürsün sararmışdır, sonra da çörçöp olur! Ahrette ise şiddetli bir azap, bir de bir bağışlama ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir yararlanmadan başka birşey değildir!
Muhammed Esed
Bilin ki (ey insanlar!) Bu dünya hayatı, sadece bir oyundan, geçici bir eğlence ve güzel bir gösteriden, birbirinizle büyüklük yarışı(na girişmenizden) ve daha çok servet ve çocuk sahibi olma hırsın(ız)dan ibarettir. Bu (dünya)nın durumu, (hayat getiren) yağmurun hikayesine benzer: Yağmurun yeşerttiği bitki, toprağı ekenlere sevinç verir; ama sonra kurur ve sen onun sarardığını görürsün; sonunda toprak haline gelir. Ama öteki dünyada (insanın durumu ile ilgili ebedi hakikat açıkça ortaya çıkacaktır). (Ya) şiddetli azap, yahut Allah'ın bağışlayıcılığı ve hoşnutluğu, çünkü bu dünya hayatı, kendini kandırmanın zevkin(i tatmak)tan başka bir şey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk
Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden, bir süsten, aranızda bir övünmeden, mallarda ve evlatlarda çoğalma yarışından başka şey değildir. Bir yağmur misali ki, çıkardığı bitkiler çiftçilerin hoşuna gider. Ama biraz sonra o ot kurur, sapsarı kesildiğini görürsün. Nihayet bir ot ufantısı haline gelir. Ahirette şiddetli bir azap var, Allah'tan bir af ve hoşnutluk da var. Dünya hayatı bir aldanış/gurur aracından başka şey değildir.
Süleymaniye Vakfı
Bilin ki dünya hayatı; oyun oynama, oyalanma, süslenme, birbirinize karşı övünme, daha çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Bu, bir yağmur gibidir ki bitirdiği bitkiler çiftçilerin hoşuna gider; sonra kurumaya başlar da onları sararmış halde görürsün. Sonunda o bitkiler çer-çöpe dönüşür. Ahirette ise hem çetin bir azap hem de Allah'ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir yararlanma dışında bir şey değildir[1].
Süleyman Ateş
Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme mal ve evlad çoğaltma yarışıdır. Tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
Hadid 57:21
Cüz: 27 | Sayfa: 539
#rab
#iman
سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ
Sabiku ila magfiretin min rabbikum ve cennetin arduha keardıs semai vel ardı uıddet lillezine amenu billahi ve rusulih, zalike fadlullahi yu'tihi men yeşau, vallahu zul fadlil azim.
Mustafa İslamoğlu
Rabbinizin mağfiretine nail olmak, Allah'a ve elçilerine iman edenler için hazırlanan, alanı göğün ve yerin genişliği kadar olan cennete kavuşmak için birbirinizle yarışın! Bu Allah'ın (dileyene) vermeyi dilediği ikramıdır: zira Allah muazzam ikram sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz Rabbınızdan bir mağfirete ve eni yerle gökün eni gibi bir Cennete yarışın ki Allaha ve Resullerine iyman edenler için hazırlanmıştır, o Allahın fadlıdır, onu dilediği kimselere verir ve Allah, çok büyük fadıl sahibidir.
Diyanet İşleri
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah'a ve Resulüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Mehmet Okuyan
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve Allah'a ve elçilerine inananlar için hazırlanacak, genişliği gökle yerin genişliği gibi olan cennete koşun![1] İşte bu, Allah'ın dilediğine (layık olana) verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir.
Suat Yıldırım
Rabbiniz tarafından verilecek mağfirete ve cennete girmek için yarışın! Öyle bir cennet ki eni göklerle yerin eni gibi olup Allah'a ve resullerine iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın dilediği kimselere olan bir ihsanıdır. Allah büyük lütuf sahibidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Siz Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni yerle göğün eni gibi bir cennete yarışın ki bu, Allah'a ve Peygamberine inananlar için hazırlanmıştır. O Allah'ın lütfudur, onu dilediği kimselere verir ve Allah çok büyük lütuf sahibidir!
Muhammed Esed
(Bu nedenle,) Rabbinizin bağışlayıcılığına nail olmak ve (böylece) Allah'a ve Elçisine iman edenler için hazırlanmış bulunan, gökler ve yer kadar geniş bir cenneti elde etmek yolunda birbirinizle yarışın! Bu, Allah'ın dilediğine bağışladığı bir lütfudur; çünkü Allah sonsuz lütuf sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbinizden bir affa ve Allah ile resulüne inananlar için hazırlanmış bulunan, eni de yerle göğün eni kadar olan bir cennete doğru yarışarak koşun. Bu, Allah'ın dilediğine vereceği bir lütuftur. Allah, o büyük lütfun sahibidir.
Süleymaniye Vakfı
Siz, Rabbiniz tarafından bağışlanmak ve genişliği göklerle yerin genişliği kadar olan Cennet'i elde etmek için yarışın. Orası, Allah'a ve elçilerine inanıp güvenenler için hazırlanmıştır[1]. İşte bu, Allah'ın lütfudur; onu, gereğini yapanlara[2] verecektir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Süleyman Ateş
(O halde siz), Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği, gökle yerin genişliği gibi olup Allah'a ve elçilerine inananlar için hazırlanmış bulunan bir cennete koşun. İşte bu, Allah'ın dilediğine vereceği lutfudur. Allah, büyük lutuf sahibidir.
Hadid 57:22
Cüz: 27 | Sayfa: 539
مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ
Ma esabe min musibetin fil ardı ve la fi enfusikum illa fi kitabin min kabli en nebreeha, inne zalike alallahi yesir.
Mustafa İslamoğlu
Ne yeryüzünün ne de sizin başınıza, daha önceden kayıt altına aldığımız bir yasa olmadıkça asla bir musibet gelmez: şüphesiz bu Allah için pek kolaydır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne Arzda, ne de nefislerinizde bir musıbet başa gelmez ki biz onu fi'le çıkarmazdan evvel bir kitabda yazılmış olmasın, şübhesiz bu Allaha göre kolaydır.
Diyanet İşleri
Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
Mehmet Okuyan
Yerde ve bizzat insanların kendilerinde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta (kanunda kayıtlı) olmasın![1] Şüphesiz ki bu, Allah'a çok kolaydır.
Suat Yıldırım
(Üzülmenize veya sevinmenize sebep olacak şekilde) gerek ülkenizde, gerek kendi nefislerinizde, size ulaşan hiçbir şey yoktur ki Bizim onu yaratmamızdan önce bir kitapta yazılı olmasın. Bu, Allah'a göre elbette pek kolaydır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yeryüzünde ve kendilerinizde meydana gelen bir musibet yoktur ki, Biz onu uygulamaya koymadan önce bir Kitapta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır!
Muhammed Esed
Hiçbir musibet, daha önce buyruğumuzda (öngörülmüş) olmadıkça ne yeryüzünün ne de sizin başınıza gelmez, şüphesiz bu Allah için kolay (bir iş)tir.
Yaşar Nuri Öztürk
Yeryüzünde ve kendi benliklerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir Kitap'ta belirlenmiş olmasın. Bu, Allah için çok kolaydır.
Süleymaniye Vakfı
Yeryüzünde veya kendinizde meydana gelen her şeyin[1], biz onu ayrı bir varlık olarak yaratmadan[2] önce mutlaka yazılı bir kaydı tutulur[3]. Bu, Allah için kolaydır[4].
Süleyman Ateş
Ne yerde ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet (afet, hastalık) yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir Kitapta (yazılmış ezeli bilgimizde tesbit edilmiş) olmasın. Doğrusu bu, Allah'a kolaydır.
Hadid 57:23
Cüz: 27 | Sayfa: 539
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ
Li keyla te'sev ala ma fatekum ve la tefrehu bi ma atakum, vallahu la yuhıbbu kulle muhtalin fehur.
Mustafa İslamoğlu
Böyle takdir etmiştir ki elden kaçırdıklarınıza (aşırı) üzülmeyesiniz, ele geçirdiklerinize de (aşırı) sevinmeyesiniz: nitekim Allah hiçbir kendini beğenmiş şımarığı sevmez.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şunun için ki gaybettiğinize gam yemeyesiniz ve size verdiğine de güvenmiyesiniz, Allah çok öğünen, kurulanın topunu sevmez.
Diyanet İşleri
Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (böyle yaptık.) Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.
Mehmet Okuyan
Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (Allah bu kanunu belirlemiştir). Allah kendini beğenmiş övünüp duranları sevmez.[1]
Suat Yıldırım
Bu da, elinizden çıkan şeylerden dolayı gam yememeniz, Allah'ın size nasib ettiği nimetlerle de şımarmamanız içindir. Allah övünüp duran, kibirli, kendini beğenmiş kimseleri sevmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şunun için ki: Kaybettiğinize üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiğine de güvenmeyesiniz! Allah çok övünen, kurulanın topunu sevmez.
Muhammed Esed
(Bunu bilin ki,) elinizden kaçan (iyi ve güzel) şeylere üzülmeyesiniz ve elinize geçen (iyi ve güzel) şeylerle de (boş yere) şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip küstahça davrananları sevmez.
Yaşar Nuri Öztürk
Böyle yapılmıştır ki, elinizden çıkana üzülüp ümitsizliğe düşmeyesiniz ve Allah'ın size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip övünenlerin hiçbirini sevmez.
Süleymaniye Vakfı
Bu, elinizden kaçan şey için dertlenmemeniz ve Allah'ın verdiği şeyle de şımarmamanız içindir[1]. Allah, kendini beğenen ve övünüp duran hiç kimseyi sevmez[2].
Süleyman Ateş
(Başınıza gelecek olayları, önceden bir Kitaba yazdık) Ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez.
Hadid 57:24
Cüz: 27 | Sayfa: 539
اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
Ellezine yebhalune ve ye'murunen nase bil buhl, ve men yetevelle feinnellahe huvel ganiyyul hamid.
Mustafa İslamoğlu
Cimrilik edenler ve insanlara da cimriliği teklif edenlere gelince: kim (O'na) sırt çevirirse, iyi bilsin ki Allah, evet O kendi kendine yeten mutlak zengindir, hamdin tamamına layıktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar ki hem behıllik ederler hem de halka behıllik emrederler, her kim de ardını dönerse haberi olsun ki Allah, ganiy, Hamid o.
Diyanet İşleri
Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emreden kimselerdir. Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah ganidir, zengindir, övülmeye layıktır.
Mehmet Okuyan
Onlar, cimrilik edip insanlara da cimriliği emredenlerdir.[1] Kim yüz çevirirse şüphesiz ki yalnızca Allah zengindir, hamde (övgüye) layık olandır.[2]
Suat Yıldırım
Böyleleri hayır işlerinde hem kendileri cimri davranır, hem de başkalarına cimriliği öğütlerler. Ama bunlar bilsinler ki kim malını Allah yolunda harcamaktan yüz çevirirse Allah ganidir, hamiddir (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan müstağnidir, her türlü hamd ve övgüye layıktır).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar ki hem cimrilik ederler hem de insanlara cimriliği emrederler. Her kim de ardını döner ise (harcamadan kaçınırsa), haberi olsun ki Allah O zengindir, O övgüye layıktır.
Muhammed Esed
Ki onlar (Allah'ın nimetleri üzerinde) cimrilik edip başkalarına da cimrice davranmayı tavsiye ederler! Ve sırtını (bu hakikate) çevirenler (bilsin ki) Allah kendi kendine yeterlidir, bütün övgülere layıktır!
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar; cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden kişilerdir. Yüz çeviren bilsin ki, Allah Gani'dir, Hamid'dir.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, cimrilik eden ve insanlardan da cimrilik etmelerini isteyen kimselerdir[1]. Kim (Allah'a itaat etmekten) yüz çevirirse bilsin ki Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve yaptığını mükemmel yapandır.
Süleyman Ateş
Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim (Allah yolunda harcamaktan) yüz çevirirse (bilsin ki) Allah, zengindir, övgüye layıktır.
Hadid 57:25
Cüz: 27 | Sayfa: 540
#adalet
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟
Lekad erselna rusulena bil beyyinati ve enzelna meahumul kitabe vel mizane li yekumen nasu bil kıst, ve enzelnel hadide fihi be'sun şedidun ve menafiu lin nasi ve li ya'lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb, innellahe kaviyyun aziz.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu Biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab'ı ve insanlığı adaletle ayakta tutsun diye mizanı indirdik; ve içinde hem kahredici bir güç hem de insanlar için sayısız faydalar bulunan demiri indirdik: Ki böylece Allah, kendisine ve elçilerine gıyapta destek çıkanları seçip ayırsın: Şüphesiz Allah tarifsiz bir güç sahibidir, mutlak üstün ve yüce olandır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Celalim hakkı için biz Resullerimizi beyyinelerle gönderdik ve beraberlerinde kitab ve miyzan indirdik ki insanlar adaletle tutunsunlar, bir de demiri indirdik, onda hem çetin bir sertlik hem de insanlar için bir çok menfeatler vardır ve çünki Allah kendisine ve resullerine gıyabında yardım edenleri belli edecek, şübhe yok ki Allah kavidir, azizdir.
Diyanet İşleri
Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resullerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz, elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde Kitabı ve ölçüyü indirdik.[1] Biz demiri de indirdik (kullanımını öğrettik) ki onda, büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır. Bu, Allah'(ın dinin)e ve elçilerine yalnızken yardım edenleri bil(dir)mesi (ortaya çıkarması) içindir.[2] Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Suat Yıldırım
Şu kesindir ki, Biz resullerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti gerçekleştirmeleri için, resullerle beraber kitap ve adalet terazisi indirdik. Mahiyetinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok fayda bulunan demiri de, kullanmaları ve Allah'ı görmedikleri halde O'nun dinini ve peygamberlerini, kimlerin bu kuvvet ile destekleyeceğini bilip ortaya çıkarmak için, büyük bir nimet olarak indirdik. Unutmayın ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak galiptir (kimsenin desteğine ihtiyacı yoktur).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki, Biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik; beraberlerinde kitap ve mizan (terazi, ölçü) indirdik ki, insanlar adaletle tutunsunlar. Bir de demiri indirdik ki, onda hem çetin bir sertlik, hem de insanlar için birçok faydalar vardır. Çünkü Allah kendisine ve peygamberlerine gıyabında yardım edenleri belli edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, üstündür.
Muhammed Esed
Doğrusu, (daha önce de) elçilerimizi (bu) hakikatin bütün kanıtları ile gönderdik; ve onlar aracılığıyla vahyi bağışladık (ve böylece, doğru ile eğriyi tartabilmeniz için size) bir terazi (verdik) ki insanlar adaletle davranabilsinler; ve (size) içinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri (kullanma yeteneği) bağışladık. (Bütün bunlar size verildi ki) Allah, O'nun ve Elçisi'nin yolunda yürüyenleri ayırabilsin, (Kendisi) insan kavrayışının ötesinde olsa bile. Şüphesiz Allah güçlüdür, kudret sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, biz, resullerimizi açık seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitap'ı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar/adaletle doğrulsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için birçok yarar vardır. Allah bu sayede, kendisine ve resullerine, gayba inanarak kimin yardım edeceğini bilecektir. Allah Kavi'dir, Aziz'dir.
Süleymaniye Vakfı
Şurası kesin ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik; beraberlerinde Kitab'ı ve mizanı[1] indirdik ki insanlar hak ve adalete uygun davransınlar[2]. Yapısında büyük bir kuvvet olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de biz indirdik[3]. Bunlar, bir de Allah'ın kendine /dinine ve elçilerine kimin içten[4] yardım edeceğini[5] bilmesi içindir. Allah güçlüdür, daima üstündür.
Süleyman Ateş
Andolsun biz elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla beraber Kitabı ve (adalet) ölçü(sün)ü indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler. Ve kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok yararlar bulunan demiri indirdik ki Allah, kimin (ondan yararlanarak) gaybda (görmediği halde) kendisine ve elçilerine yardım edeceğini bilsin, (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.