Ayetler
Toplam sonuç: 6236
Tin 95:3
Cüz: 30 | Sayfa: 596
#emanet
وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ
Ve hazel beledil emin.
Mustafa İslamoğlu
Bu güvenli belde şahittir:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Bu beled-i emine
Diyanet İşleri
Bu güvenli şehre (Mekke'ye) andolsun ki,
Mehmet Okuyan
Bu güvenli şehre (Mekke'ye) ki
Suat Yıldırım
Bu emin belde hakkı için ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve bu güvenli beldeye ki,
Muhammed Esed
ve bu güvenli toprakları!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve şu güvenli kente ki,
Süleymaniye Vakfı
ve bu güvenli şehre /Mekke'ye de yemin olsun ki[1]
Süleyman Ateş
Ve bu güvenli Şehre andolsun ki,
Tin 95:4
Cüz: 30 | Sayfa: 596
#yaratılış
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓي اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ
Lekad halaknel insane fi ahseni takvim.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu Biz insanı en güzel kıvamda yaratmış,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki biz insanı en güzel bir biçimde yarattık
Diyanet İşleri
Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Suat Yıldırım
Biz insanı en mükemmel surette yarattık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki biz insanı en güzel şekilde yaratırız,
Yaşar Nuri Öztürk
Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.
Süleymaniye Vakfı
biz insanı, kesinlikle en güzel tabiatta yarattık.[1]
Süleyman Ateş
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Tin 95:5
Cüz: 30 | Sayfa: 596
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَۙ
Summe redednahu esfele safilin.
Mustafa İslamoğlu
sonra onu başlangıç noktasının en dibine döndürmüşüzdür.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra da çevirdik Esfel-i Safilin'e kaktık
Diyanet İşleri
Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.
Mehmet Okuyan
Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.
Suat Yıldırım
Sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık.
Muhammed Esed
ve sonra onu aşağıların en aşağısına indiririz,
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına çevirip attık.
Süleymaniye Vakfı
Sonra (yaptığı yanlışlar yüzünden) onu aşağıların en aşağısına düşürdük.[1]
Süleyman Ateş
Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.
Tin 95:6
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#iman
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۜ
İllellezine amenu ve amilus salihati fe lehum ecrun gayru memnun.
Mustafa İslamoğlu
Ancak (tekamül yolculuğunda), imanda sebat eden ve o imanla uyumlu hareket edenleri kesintisiz bir ödül beklemektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak iyman edip yarar ameller yapan kimseler başka, onlar için kesilmez bir ecir vardır.
Diyanet İşleri
Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır.
Mehmet Okuyan
İman edip iyi işler yapanlar hariç. Onlar için başa kakılmayan (kesintisiz) bir ödül vardır.
Suat Yıldırım
Ancak iman edip güzel ve makbul işler yapanlar müstesnadır. Onlara ise hiç eksilmeyen bir mükafat vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak iman edip yararlı işler yapan kimseler başka; onlar için kesilmez bir mükafat vardır.
Muhammed Esed
iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır!
Yaşar Nuri Öztürk
İman edip hayra ve barışa yönelik iş üretenler müstesna. Bunlar için kesintisiz bir ödül vardır.
Süleymaniye Vakfı
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar bunun dışındadır. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır.[1]
Süleyman Ateş
Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir mükafat vardır.
Tin 95:7
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Ahiret
#ahiret
#hesap
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّ۪ينِۜ
Fe ma yukezzibuke ba'du bid din.
Mustafa İslamoğlu
Öyleyse (ey insan): bütün bu gerçeklerden sonra sana Hesap Günü'nü yalanlatan nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde sana dini ne tekzib ettirir?
Diyanet İşleri
(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?
Mehmet Okuyan
Artık sana dini (hesap gününü) yalanlatan nedir?
Suat Yıldırım
Bütün bunlardan sonra ey insan, senin mahşere ve hesaba inanmana hangi engel kalabilir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde artık sana dini ne yalanlatabilir?
Muhammed Esed
Öyleyse, (ey insan,) nedir bu ahlaki değerler sistemini yalanlamana yol açan?
Yaşar Nuri Öztürk
Böyle iken dini sana ne yalanlatır?
Süleymaniye Vakfı
(Ey insan), artık bundan sonra bu din karşısında seni yalana sürükleyen şey ne olabilir?[1]
Süleyman Ateş
Böyle iken sana ahiret cezasını yalanlatan nedir?
Tin 95:8
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#adalet
اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِم۪ينَ
E leysallahu bi ahkemil hakimin.
Mustafa İslamoğlu
Şimdi (söyle ey insan): "Allah en iyi hükmeden değil de nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah "Ahkemülhakimin" değil mi?
Diyanet İşleri
Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?
Mehmet Okuyan
Allah hüküm verenlerin en üstünü değil midir!
Suat Yıldırım
Allah hakimlerin hakimi değil midir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah hakimlerin hakimi değil mi?
Muhammed Esed
Allah hükmedenlerin en adili değil mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, yargıçların en güzel hüküm vereni değil mi?
Süleymaniye Vakfı
Allah, karar verenler içinde en doğru karar veren değil midir?[1]
Süleyman Ateş
Allah, hüküm verenlerin en iyisi değil midir?
Alak 96:1
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Allah
Yaratılış / deliller
#yaratılış
#rab
#insan_yaratılışı
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ
Ikra'bismi rabbikellezi halak.
Mustafa İslamoğlu
Oku yaratan Rabbin adına;
Elmalılı Hamdi Yazır
Oku ismiyle o rabbının ki yarattı
Diyanet İşleri
(1-2) Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı "alak"dan yarattı.
Mehmet Okuyan
Yaratan Rabbinin adı ile oku![1]
Suat Yıldırım
Yaratan Rabbinin adıyla oku,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oku O yaratan Rabbinin adıyla!
Muhammed Esed
Oku yaratan Rabbin adına,
Yaşar Nuri Öztürk
Yaratan Rabbinin adıyla oku/çağır!
Süleymaniye Vakfı
Yaratan Rabbinin adıyla oku![1]
Süleyman Ateş
Yaratan Rabbinin adıyle oku.
Alak 96:2
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Allah
Yaratılış / deliller
#rahmet
#yaratılış
#rab
#insan_yaratılışı
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ
Halakal insane min alak.
Mustafa İslamoğlu
O insanı sevgi ve alakadan yarattı.
Elmalılı Hamdi Yazır
İnsanı bir alaktan yarattı
Diyanet İşleri
(1-2) Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı "alak"dan yarattı.
Mehmet Okuyan
O, insanı ‘alaktan (embriyodan) yarattı.
Suat Yıldırım
İnsanı (rahim cidarına) yapışan bir hücreden yaratan.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İnsanı bir kan pıhtısından yarattı!
Muhammed Esed
insanı bir yumurta hücresinden yaratan!
Yaşar Nuri Öztürk
İnsanı, embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden/husumetten yarattı.
Süleymaniye Vakfı
O, insanı rahim duvarına asılı embriyodan yaratmıştır.[1]
Süleyman Ateş
O, insanı alaktan (embriyodan) yarattı.
Alak 96:3
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#rab
اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ
Ikra' ve rabbukel ekrem.
Mustafa İslamoğlu
Oku! Zira Rabbin sonsuz kerem sahibidir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Oku, o keremine nihayet olmıyan rabbındır
Diyanet İşleri
Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.
Mehmet Okuyan
Oku! Rabbin en cömert olandır!
Suat Yıldırım
Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oku, O, cömertliğinin sonu olmayan Rabbindir!
Muhammed Esed
Oku, çünkü Rabbin Sonsuz Kerem Sahibidir,
Yaşar Nuri Öztürk
Oku! Rabbin Ekrem'dir/en büyük cömertliğin sahibidir.
Süleymaniye Vakfı
Oku! Rabbin en cömert olandır.[1]
Süleyman Ateş
Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
Alak 96:4
Cüz: 30 | Sayfa: 597
اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ
Ellezi alleme bil kalem.
Mustafa İslamoğlu
O insana (bilgiyi) kalemle (kaydetmeyi) öğretti.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kalem ile öğreten de
Diyanet İşleri
(4-5) O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
Mehmet Okuyan
Kalemle (yazmayı) öğreten O'dur.
Suat Yıldırım
Kalemle yazmayı öğretendir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kalem ile (yazmayı) öğreten de.
Muhammed Esed
(insana) kalemi kullanmayı öğretendir,
Yaşar Nuri Öztürk
O'dur kalemle öğreten!
Süleymaniye Vakfı
O, kalemle öğretmiş olandır.[1]
Süleyman Ateş
O ki kalemle (yazmayı) öğretti.
Alak 96:5
Cüz: 30 | Sayfa: 597
عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ
Allemel insane ma lem ya'lem.
Mustafa İslamoğlu
O insana bilmediklerini öğretti.
Elmalılı Hamdi Yazır
O insana bilmediği şeyleri öğretti
Diyanet İşleri
(4-5) O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
Mehmet Okuyan
İnsana bilmediğini (O) öğretti.
Suat Yıldırım
İnsana bilmediklerini öğretendir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, insana bilmediği şeyleri öğretti.
Muhammed Esed
insana bilmediğini belleten!
Yaşar Nuri Öztürk
İnsana bilmediğini öğretti.
Süleymaniye Vakfı
İnsana, bilmediği şeyleri öğretmiştir.
Süleyman Ateş
İnsana bilmediğini öğretti.
Alak 96:6
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Istenmeyen
#dalalet
#rab
#inkar
كَلَّٓا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ
Kella innel insane le yatga.
Mustafa İslamoğlu
Evet, evet; insan mutlaka azar,
Elmalılı Hamdi Yazır
Sakın okumamak etme, çünkü insan muhakkak tuğyan eder
Diyanet İşleri
(6-7) Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Hayır! Şüphesiz ki insan, kendini zengin (ihtiyaçsız) gördüğü için azar.[1]
Suat Yıldırım
(6-7) Hayır! Rabbinin bunca nimetlerine rağmen kafir insan kendisini ihtiyaçsız zannetti diye azar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sakın okumazlık etme! Çünkü insan, muhakkak azıtır!
Muhammed Esed
Gerçek şu ki insan fütursuzca azar,
Yaşar Nuri Öztürk
İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar:
Süleymaniye Vakfı
Yok, yok… İnsan kesinlikle taşkınlık eder.
Süleyman Ateş
Hayır, (Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen yine) insan azar;
Alak 96:7
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Istenmeyen
#dalalet
#rab
#inkar
اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ
En reahustagna.
Mustafa İslamoğlu
kendi kendine yettiiğini sandığında!
Elmalılı Hamdi Yazır
Kendini müstağni görmekle
Diyanet İşleri
(6-7) Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Hayır! Şüphesiz ki insan, kendini zengin (ihtiyaçsız) gördüğü için azar.[1]
Suat Yıldırım
(6-7) Hayır! Rabbinin bunca nimetlerine rağmen kafir insan kendisini ihtiyaçsız zannetti diye azar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kendisini artık ihtiyacı yokmuş görmekle.
Muhammed Esed
ne zaman kendini yeterli görse:
Yaşar Nuri Öztürk
Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.
Süleymaniye Vakfı
Kendini yeterli gördüğünde.[1]
Süleyman Ateş
Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için,
Alak 96:8
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#rab
اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰىۜ
İnne ila rabbiker ruc'a.
Mustafa İslamoğlu
Ne ki insanın Rabbine dönüşü muhakkaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Her halde nihayet rabbınadır dönüş
Diyanet İşleri
Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki dönüş, yalnızca Rabbinedir.
Suat Yıldırım
Ama dönüş elbette Rabbinedir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kesinlikle sonunda Rabbinedir dönüş!
Muhammed Esed
oysa, herkes eninde sonunda Rabbine dönecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Oysa ki, dönüş yalnız Rabbinedir!
Süleymaniye Vakfı
Muhakkak ki dönüş Rabbinin huzurunadır.[1]
Süleyman Ateş
Ama dönüş Rabbinedir (O'nun huzurunda bu azgınlığının hesabını verecektir).
Alak 96:9
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#namaz
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۙ
E reeytellezi yenha.
Mustafa İslamoğlu
Ama (ey muhatap) Baksana şu engel olmaya kalkışana,
Elmalılı Hamdi Yazır
Baksan a o nehyedene
Diyanet İşleri
(9-10) Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?
Mehmet Okuyan
(9, 10) Salât (ibadet) ederken bir kulu engelleyeni gördün mü![1]
Suat Yıldırım
(9-10) Baksana şu namaz kılan, o mükemmel kulu engelleyen kimseye,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Baksana o engelleyene,
Muhammed Esed
Hiç düşündün mü şu engellemeye kalkışanı
Yaşar Nuri Öztürk
Gördün mü o yasaklayanı,
Süleymaniye Vakfı
(Ey Muhammed!) Engelleyen kişiyi gördün mü?
Süleyman Ateş
Gördün mü şu men edeni?
Alak 96:10
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#namaz
عَبْداً اِذَا صَلّٰىۜ
Abden iza salla.
Mustafa İslamoğlu
ibadete kalkan bir kula!
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir kulu namaz kıldığında
Diyanet İşleri
(9-10) Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?
Mehmet Okuyan
(9, 10) Salât (ibadet) ederken bir kulu engelleyeni gördün mü![1]
Suat Yıldırım
(9-10) Baksana şu namaz kılan, o mükemmel kulu engelleyen kimseye,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
namaz kılmakta olan bir kulu!
Muhammed Esed
(Allah'ın) bir kulu(nu) namazdan?
Yaşar Nuri Öztürk
Bir kulu namaz kılarken.
Süleymaniye Vakfı
Bir kulu, kulluk görevini yaparken (engelleyeni)?[1]
Süleyman Ateş
Namaz kılarken bir kulu (namazdan)?
Alak 96:11
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#hidayet
#uyarı
اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰىۙ
E reeyte in kane alel huda.
Mustafa İslamoğlu
(Ve sey ey ibadete engel olan) Hiç o hidayet üzere midir diye geldi mi aklına?
Elmalılı Hamdi Yazır
Baksan a o hidayet üzere giderse
Diyanet İşleri
(11-12) Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidayet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa?
Mehmet Okuyan
(11, 12) Gördün mü?[1] (Bir düşün:) Ya o (kul) doğru yol üzerindeyse veya takvâyı (duyarlılığı) emrediyorsa?
Suat Yıldırım
(11-12) Ne dersin, o hidayette olsa ve Allah'ı sayıp O'na karşı gelmemeyi tavsiye etse, ne iyi olurdu!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Baksana o doğru yolda giderse
Muhammed Esed
Hiç düşündün mü o doğru yolda mıdır,
Yaşar Nuri Öztürk
Gördün mü! Ya o iyilik ve doğruluk üzere ise?!
Süleymaniye Vakfı
Düşündün mü! O, doğru yolda olsaydı
Süleyman Ateş
Gördün mü, ya o (kul) doğru yolda olur,
Alak 96:12
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#hidayet
#uyarı
اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰىۜ
Ev emera bit takva.
Mustafa İslamoğlu
Yahut da, çağırmakta mıdır diye sorumluluğa?
Elmalılı Hamdi Yazır
Yahud takva ile emrederse fena mı?
Diyanet İşleri
(11-12) Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidayet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa?
Mehmet Okuyan
(11, 12) Gördün mü?[1] (Bir düşün:) Ya o (kul) doğru yol üzerindeyse veya takvâyı (duyarlılığı) emrediyorsa?
Suat Yıldırım
(11-12) Ne dersin, o hidayette olsa ve Allah'ı sayıp O'na karşı gelmemeyi tavsiye etse, ne iyi olurdu!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ya da takva sahibi olmayı emrederce, fena mı?
Muhammed Esed
ya da Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yüklü mü?
Yaşar Nuri Öztürk
Ya o, takvayı emrediyorsa!
Süleymaniye Vakfı
veya yanlışlardan sakınılmasını isteseydi (olmaz mıydı)!
Süleyman Ateş
Yahut kötülüklerden korunmayı emrederse?
Alak 96:13
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#peygamber
اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ
E reeyte in kezzebe ve tevella.
Mustafa İslamoğlu
Düşündün mü hiç: eğer o hakikatı yalanlasa ve sırt dönmüş olsa Allah'a,
Elmalılı Hamdi Yazır
Baksan a tekzib eder, aksine giderse iyi mi?
Diyanet İşleri
Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!?
Mehmet Okuyan
Gördün mü? (Bir düşün:) Ya o, (gerçeği) yalanlıyor ve (ondan) yüz çeviriyorsa?
Suat Yıldırım
Ne dersin, o kul, dini yalan saysa ve haktan yüz çevirse iyi mi olurdu?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Baksana, yalanlar ve tersine giderse, iyi mi?
Muhammed Esed
Hiç düşündün mü onun hakikati yalanla(ma)yabileceğini ve sırtını (ona) dön(mey)ebileceğini?
Yaşar Nuri Öztürk
Gördün mü! Ya şu yalanlamış, sırt dönmüşse!
Süleymaniye Vakfı
Şunu da düşündün mü! O, yalana sarılmış ve doğrulara sırt çevirmişse (ki çevirdi),[1]
Süleyman Ateş
Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar yüz çevirirse? (O zaman bu yaptığı kendisi için iyi mi olur?)
Alak 96:14
Cüz: 30 | Sayfa: 597
اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰىۜ
E lem ya'lem bi ennellahe yera.
Mustafa İslamoğlu
kendisi bilmez mi ki, Allah görür mutlaka.
Elmalılı Hamdi Yazır
Her halde Allahın görüyorduğunu bilmiyor mu?
Diyanet İşleri
O Allah'ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Allah'ın gördüğünü (bu adam) bilmez mi!
Suat Yıldırım
O bilmiyor mu ki Allah, olan biten her şeyi görür?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Muhakkak Allah'ın görmekte olduğunu bilmiyor mu?
Muhammed Esed
O bilmez mi ki Allah (her şeyi) görür?
Yaşar Nuri Öztürk
Bilmedi mi ki Allah gerçekten görür!
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın onu görmekte olduğunu bilmiyor mu?[1]
Süleyman Ateş
Allah'ın (daima kendisini) gördüğünü bilmedi mi (o)?
Alak 96:15
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Ahiret
#cehennem
كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ۬ لَنَسْفَعاً بِالنَّاصِيَةِۙ
Kella le in lem yentehi le nesfean bin nasıyeh.
Mustafa İslamoğlu
Yoo! Eğer o buna bir son vermediyse, elbet perçeminden yakalayacağız;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sakın, Celalim hakkı için eğer (akıllanıp) vazgeçmezse muhakkak sürükleyeceğiz elbet biz o alnı
Diyanet İşleri
(15-16) Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.
Mehmet Okuyan
Hayır! Bundan vazgeçmezse (onu) perçeminden yakalayacağız![1]
Suat Yıldırım
(15-16) Hayır! Hayır! Olmaz böyle şey! Eğer bu tutumundan vazgeçmezse, onu perçeminden tutup cehenneme sürükleriz. Evet, o yalancı ve suçlu perçeminden tutup sürükleriz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sakın, şanım hakkı için, eğer (akıllanıp) vazgeçmezse, muhakkak Biz sürükleyeceğiz o alnı!
Muhammed Esed
Hayır, eğer vazgeçmezse, onu alnından tutup sürükleyeceğiz,
Yaşar Nuri Öztürk
İş, sandığı gibi değil! Eğer vazgeçmezse yemin olsun, o alnı mutlaka tutup sürteceğiz!
Süleymaniye Vakfı
Yok, yok… Vazgeçmezse kesinlikle tutup çekeriz perçeminden,
Süleyman Ateş
Hayır, (olmaz böyle şey), eğer bundan vazgeçmezse (onu) perçem(in)den yakalar (ateşe sürükler)iz,
Alak 96:16
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Ahiret
#cehennem
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍۚ
Nasiyetin kazibetin hatıeh.
Mustafa İslamoğlu
o pek sahtekar, bir o kadar da günahkar perçeminden;
Elmalılı Hamdi Yazır
Yalancı, cani bir alnı
Diyanet İşleri
(15-16) Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.
Mehmet Okuyan
O yalancı, günahkâr perçem(in)den![1]
Suat Yıldırım
(15-16) Hayır! Hayır! Olmaz böyle şey! Eğer bu tutumundan vazgeçmezse, onu perçeminden tutup cehenneme sürükleriz. Evet, o yalancı ve suçlu perçeminden tutup sürükleriz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yalancı, cani bir alnı!
Muhammed Esed
o yalancı, isyankar alnından!
Yaşar Nuri Öztürk
O yalancı, o günahkar alnı.
Süleymaniye Vakfı
yalancı ve suçlu perçeminden![1]
Süleyman Ateş
O yalancı, günahkar perçem(den)!
Alak 96:17
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#rab
فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۙ
Felyed'u nadiyeh.
Mustafa İslamoğlu
haydi o kendi örgütünü çağırsın,
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakıt çağırsın o kurultayını, meclisini
Diyanet İşleri
Haydi, taraftarlarını çağırsın.
Mehmet Okuyan
(O), meclisini (destekçilerini) çağırsın!
Suat Yıldırım
İstediği kadar grubunu yardıma çağırsın!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O zaman çağırsın kurultayını, meclisini!
Muhammed Esed
Bırak, kendi aklının (asılsız, düzmece) tavsiyelerini (yardımına) çağırsın,
Yaşar Nuri Öztürk
Hadi çağırsın derneğini/kurultayını!
Süleymaniye Vakfı
O zaman (çağırabilirse) çağırsın bakalım yandaşlarını![1]
Süleyman Ateş
O zaman (o gitsin) de meclisini (adamlarını) çağırsın.
Alak 96:18
Cüz: 30 | Sayfa: 597
Ahiret
#cehennem
سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَۙ
Sened'uz zebaniyeh.
Mustafa İslamoğlu
biz de zebanileri çağıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz, çağıracağız zebanileri
Diyanet İşleri
Biz de zebanileri çağıracağız.
Mehmet Okuyan
İleride biz de zebanileri çağıracağız!
Suat Yıldırım
Biz de Zebanileri çağırırız!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz çağıracağız zebanileri!
Muhammed Esed
(o zaman) Biz de semavi azap güçlerini çağırırız!
Yaşar Nuri Öztürk
Biz de çağıracağız zebanileri!
Süleymaniye Vakfı
Biz de zebanileri[1] çağıracağız.
Süleyman Ateş
Biz de zebanileri çağıracağız.
Alak 96:19
Cüz: 30 | Sayfa: 597
#rab
كَلَّاۜ لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ
Kella, la tutı'hu vescud vakterib.
Mustafa İslamoğlu
Hayır! O (azgın) insana uyma; imdi (Rabbine) secde et ve yaklaşmaya gayret et.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sakın onu dinleme de secde et ve yaklaş
Diyanet İşleri
Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.
Mehmet Okuyan
Hayır! Ona itaat etme! (Rabbine) secde et[1] ve (O'na) yaklaş![2]
Suat Yıldırım
Hayır! Ona boyun eğme! Rabbine secde et, O'na yaklaş!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır, sakın onu dinleme de, secde et ve yaklaş!
Muhammed Esed
Hayır, ona kulak verme, ama (Allah'ın huzurunda) yere kapan ve (O'na) yakınlaş!
Yaşar Nuri Öztürk
Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş!
Süleymaniye Vakfı
Yok, yok… Ona boyun eğme[1], sen (Allah'a) secde et[2] ve ona yakınlaş!
Süleyman Ateş
Hayır, ona boyun eğme; (Rabbine) secde et ve yaklaş!
Kadir 97:1
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#kudret
اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ
İnna enzelnahu fi leyletil kadr.
Mustafa İslamoğlu
Elbet onu kadir-kıymet gecesinde Biz indirmeye (başlamışızdır).
Elmalılı Hamdi Yazır
Elhak biz indirdik onu kadir gecesi
Diyanet İşleri
Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indir(meye başla)dık.
Suat Yıldırım
Biz Kur'an'ı indirdik kadir gecesi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
Muhammed Esed
Biz bu (ilahi kelam)ı Kadir Gecesi'nde indirdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik.
Süleymaniye Vakfı
Biz onu / ilk ayet kümesini kadir gecesinde indirdik![1]
Süleyman Ateş
Biz o(Kur'a)n'ı Kadir gecesinde indirdik.
Kadir 97:2
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#kudret
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِۜ
Ve ma edrake ma leyletul kadr.
Mustafa İslamoğlu
Bilir misin o kadir-kıymet gecesinin mahiyeti nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne bildirdi ki sana? Ne kadir gecesi?
Diyanet İşleri
Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
Mehmet Okuyan
Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Bilir misin nedir kadir gecesi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kadir gecesinin ne olduğunu ne bildirdi ki sana?
Muhammed Esed
Bilir misin nedir Kadir Gecesi?
Yaşar Nuri Öztürk
Kadir Gecesi'nin niteliğini sana gösteren nedir?
Süleymaniye Vakfı
Kadir gecesinin ne olduğunu sana kim bildirebilir!
Süleyman Ateş
Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Kadir 97:3
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#kudret
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ
Leyletul kadri hayrun min elfi şehr.
Mustafa İslamoğlu
O kadir-kıymet gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bin aydan hayırdır o kadir gecesi
Diyanet İşleri
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
Mehmet Okuyan
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
Suat Yıldırım
Bin aydan daha hayırlıdır kadir gecesi!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bin aydan hayırlıdır o Kadir gecesi.
Muhammed Esed
Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır:
Yaşar Nuri Öztürk
Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır!
Süleymaniye Vakfı
Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır!
Süleyman Ateş
Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
Kadir 97:4
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#rab
#vahiy
#melek
تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ
Tenezzelul melaiketu ver ruhu fiha bi izni rabbihim min kulli emrin.
Mustafa İslamoğlu
Melekler, vahiyle beraber o gece inerler de inerler, Rablerinin izniyle, hayatın her alanına dair
Elmalılı Hamdi Yazır
İner peyderpey melaike ve ruh onda, izniyle rablarının her bir emirden
Diyanet İşleri
Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
Mehmet Okuyan
Melekler, beraberlerinde rûh (Kur'an)[1] ile, Rablerinin izniyle her iş için inerler.[2]
Suat Yıldırım
O gece Rab'lerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onda melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle (yapılacak) her iş için peyderpey inerler.
Muhammed Esed
o gece melekler, Rablerinin izniyle ilahi bir esin taşıyarak bölük bölük inerler; (insanı) her türlü (kötülük)ten
Yaşar Nuri Öztürk
Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner!
Süleymaniye Vakfı
O gece, melekler ve ruh[1] Rablerinin izni ile[2] her bir iş için iner de iner.[3]
Süleyman Ateş
Melekler ve Ruh, o gece Rab'lerinin izniyle her iş için iner de iner.
Kadir 97:5
Cüz: 30 | Sayfa: 598
سَلَامٌ۠ۛ هِيَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ
Selamun, hiye hatta matlaıl fecr.
Mustafa İslamoğlu
tarifsiz bir mutluluğun (formüllerini getirirler); bu durum, fecr doğuncaya kadar sürer.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir selamdır o ta tan atana kadar
Diyanet İşleri
O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.
Mehmet Okuyan
(O), tan yeri ağarıncaya kadar esenlik (gecesi)dir.
Suat Yıldırım
Artık o gece bir esenliktir gider... Ta tan ağarana kadar...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir selam (güvenlik)dir o gece, ta tan atana kadar.
Muhammed Esed
emin kılar bu (gece), ta şafak vaktine kadar.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar!
Süleymaniye Vakfı
O, fecrin[1] doğuşuna kadar bir güvenlik ve esenlik gecesidir.[2]
Süleyman Ateş
Esenliktir o, ta tan yeri ağarıncaya kadar!
Beyyine 98:1
Cüz: 30 | Sayfa: 598
Istenmeyen
#şirk
#kitap
#peygamber
#inkar
لَمْ يَكُنِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ مُنْفَكّ۪ينَ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُۙ
Lem yekunillizine keferu min ehlil kitabi vel muşrikine munfekkine hatta te'tiye humul beyyineh.
Mustafa İslamoğlu
İnkarda ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı edinenlere mensup olsunlar- kendilerine hakikatin açık delili gelinceye kadar dışlanacak değillerdi!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ehli kitab ve müşriklerden o küfredenler, infilak edecek değildi gelinciye kadar kendilerine beyyine
Diyanet İşleri
Kitap ehlinden inkar edenler ile Allah'a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Mehmet Okuyan
Beyyine[1](apaçık bir elçi) kendilerine gelinceye kadar kitap ehlinden ve müşriklerden bazı nankörler (küfürden) ayrılacak değillerdi.
Suat Yıldırım
Gerek Ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kafirler, kendilerine o açık ve kesin delil gelmedikçe, inkarlarından ayrılacak değillerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kitap verilmiş olanlardan ve müşriklerden o küfredenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.
Muhammed Esed
Hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından isterse Allah'tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerine hakikatin açık kanıtları gelmeden (O'nun tarafından) gözden çıkarılacak değillerdir,
Yaşar Nuri Öztürk
Ehlikitap'tan küfre sapanlarla müşrikler, kendilerine beyyine/açık kanıt gelinceye kadar çözülüp ayrılacak değillerdi.
Süleymaniye Vakfı
Ehlikitaptan /kitaplarında uzman olanlardan ve müşriklerden[1] kafirlik edenler, kendilerine o beyyine/ açık delil gelinceye kadar çözülmüş değillerdi;[2]
Süleyman Ateş
Kitap ehlinden ve müşriklerden (hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık kanıt gelinceye dek (halleri üzere) bırakılacak değillerdi (mutlaka kendilerine açıklama gelecekti).
Beyyine 98:2
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#adalet
#vahiy
#peygamber
رَسُولٌ مِنَ اللّٰهِ يَتْلُوا صُحُفاً مُطَهَّرَةًۙ
Resulun minallahi yetlu suhufen mutahharah.
Mustafa İslamoğlu
(O delil); tüm şaibelerden arınmış sayfaları Allah'tan kendilerine ileten bir elçidir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahdan bir Resul, peyderpey mutahhar sahifeler okur,
Diyanet İşleri
Bu delil, tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir.
Mehmet Okuyan
(O), Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri tilavet eden (okuyup aktaran) bir elçidir.
Suat Yıldırım
(2-3) O kesin delil de: İçinde hak, hikmet ve adaletin ifadesi olan yazılar ihtiva eden tertemiz sayfaları okuyan ve Allah tarafından gönderilen bir Resuldür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(Bu delil), Allah'tan gelen bir peygamberdir, peyderpey tertemiz sahifeler okur.
Muhammed Esed
(onlara) kutsanmış tertemiz vahiyler ileten Allah'tan bir elçi (gelmeden),
Yaşar Nuri Öztürk
Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfalar okuyan bir resul gelinceye dek.
Süleymaniye Vakfı
tertemiz sayfaları bağlantılarıyla birlikte okuyan Allah'ın elçisi (gelinceye kadar)...[1]
Süleyman Ateş
(Yani) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeler okuyan bir elçi.
Beyyine 98:3
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#adalet
#kitap
#vahiy
#peygamber
ف۪يهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌۜ
Fiha kutubun kayyimeh.
Mustafa İslamoğlu
(o vahiylerin) içinden (önceki) kitapların ölmez yitmez (değerleri) bulunur.
Elmalılı Hamdi Yazır
öyle ki onlarda bütün "Kütübi kayyime"
Diyanet İşleri
O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır.
Mehmet Okuyan
O (sahifeler)de doğru hükümler vardır.
Suat Yıldırım
(2-3) O kesin delil de: İçinde hak, hikmet ve adaletin ifadesi olan yazılar ihtiva eden tertemiz sayfaları okuyan ve Allah tarafından gönderilen bir Resuldür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O sahifelerde en doğru hükümler vardır.
Muhammed Esed
doğruluğu kesin ve açık hükümler taşıyan (vahiyler ileten bir elçi).
Yaşar Nuri Öztürk
O sayfalar içindedir dosdoğru, eskimez kitaplar.
Süleymaniye Vakfı
O sayfalarda dosdoğru yazılar vardır.[1]
Süleyman Ateş
O sahifelerde doğru, değerli Kitaplar vardır.
Beyyine 98:4
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#kitap
#vahiy
#peygamber
وَمَا تَفَرَّقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُۜ
Ve ma teferrekallezine utul kitabe illa min ba'di ma caet humul beyyineh.
Mustafa İslamoğlu
Ama önceki vahiylerin mensupları durdular durdular da, kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Böyle iken o kitab verilmiş olanlar ancak geldikten sonra ayrıldılar kendilerine o beyyine
Diyanet İşleri
Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Mehmet Okuyan
Kendilerine kitap verilenler ancak o beyyine (apaçık bir elçi) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düşmüşlerdi.[1]
Suat Yıldırım
Ehl-i kitap mensupları, o kesin delil gelinceye kadar bu konuda ihtilaf etmemişlerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Böyle iken o kitap verilmiş olanlar ancak, kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Muhammed Esed
Ama kendilerine daha önce vahiy verilenler, hakikatin böyle bir kanıtı geldikten sonra (inanç) birlikteliklerini bozdular.
Yaşar Nuri Öztürk
Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine/açık delil geldikten sonradır ki parçalanıp bölündüler.
Süleymaniye Vakfı
Kendilerine kitap verilenler, ancak onlara o beyyine/ açık delil geldikten sonra bölünüp parçalandılar.[1]
Süleyman Ateş
Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Beyyine 98:5
Cüz: 30 | Sayfa: 598
Istenen
Ahiret
#namaz
#zekat
#şirk
#hesap
#kitap
#iman
وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ حُنَفَٓاءَ وَيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكٰوةَ وَذٰلِكَ د۪ينُ الْقَيِّمَةِۜ
Ve ma umiru illa li ya'budullahe muhlisine lehud dine hunefae ve yukimus salate ve yu'tuz zekate ve zalike dinul kayyimeh.
Mustafa İslamoğlu
Oysa kendileri yalnızca Allah'a kulluk etmek, din koyma yetkisinin sadece O'na mahsus olduğuna iman edip batıl olan her şeyden uzak durmak, ibadeti hakkıyla eda etmek, arınmak ve artmak için verilmesi gerekeni vermekle emrolunmuşlardı: İşte insanlığın ebedi değerler sistemi budur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki onlar ancak şununla emr olunmuşlardı: hakperest müvahhid (hanifler) olarak dini Allah için halis kılarak yalnız Allaha ıbadet etsinler ve namazı dürüst kılsınlar ve zekatı versinler ve odur "dini kayyime"
Diyanet İşleri
Halbuki onlara, ancak dini Allah'a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekatı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
Mehmet Okuyan
(Oysa) dini yalnız O'na özgü kılarak, hanîfler (Allah'ı birleyenler) olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri kendilerine özellikle emredilmişti. İşte sağlam din budur.
Suat Yıldırım
Halbuki onlara, şirkten uzak olarak yalnız Allah'a ibadet etmeleri, namazı hakkıyla ifa etmeleri, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte sağlam, dosdoğru din budur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa onlar, hakka tapan, Allah'ı birleyiciler olarak dini yalnızca Allah'a tahsis edip Allah'a ibadet etsinler, namazı dosdoğru kılsınlar ve zekatı versinler diye emrolunmuşlardı ancak. İşte odur dosdoğru din!
Muhammed Esed
Oysa kendilerine yalnızca Allah'a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O'na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları; ve karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu çünkü bu, doğruluğu kesin ve açık olan bir ahlaki değerler sistemidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Oysa ki onlara, dini yalnız O'na özgüleyerek, dosdoğru yürüyen kişiler halinde sadece Allah'a ibadet etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte budur doğru, eskimez ve aşınmaz din.
Süleymaniye Vakfı
Halbuki (tıpkı bu kitapta emredildiği gibi) onlara da Allah'ın dinine bir şey katmadan[1] doğrudan doğruya O'na kulluk etmeleri, namazı düzgün ve sürekli kılmaları, zekatı vermeleri dışında bir şey emredilmemişti[2]. İşte bu dosdoğru dindir.[3]
Süleyman Ateş
Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılıp O'nu birleyerek Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din oydu.
Beyyine 98:6
Cüz: 30 | Sayfa: 598
Istenmeyen
Ahiret
#cehennem
#yaratılış
#şirk
#kitap
#inkar
#ölüm
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِۜ
İnnellezine keferu min ehlil kitabi velmuşrikine fi nari cehenneme halidine fiha, ulaike hum şerrul beriyeh.
Mustafa İslamoğlu
Elbette inkarda ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı haline getirenlere mensup olsunlar- içinde ebedi kalmak üzere Cehennem ateşinin bağrına düşecekler: Onlar bütün yaratıkların en şerlileridir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Küfr edenler: gerek Ehli kitabdan olsun gerek müşriklerden muhakkak Cehennem ateşindedirler, orada muhalled kalacaklardır, onlardır bütün "şerrülberiyye"
Diyanet İşleri
Şüphesiz, inkar eden kitap ehli ile Allah'a ortak koşanlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratıkların en kötüsüdürler.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki kitap ehlinden ve müşriklerden bazı nankörler, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşinde (olacaklar)dır. İşte onlar yaratılmışların en kötüleridir.
Suat Yıldırım
Gerek Ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kafirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerek kitap verilenlerden, gerekse müşriklerden küfredenler, muhakkak cehennem ateşindedirler, orada ebedi kalacaklardır. Onlardır bütün insanların en şerlileri!
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, (bütün kanıtlara rağmen) hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından, isterse Allah'tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerini cehennem ateşinde kalıcı bulacaklar. Onlar, bütün yaratıkların en şerlileridir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ehlikitap'ın küfre sapanlarıyla müşrikler, içinde sürekli kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte onlardır yaratılmışların en şerlisi.
Süleymaniye Vakfı
Ehlikitaptan ve müşriklerden kafirlik edenler, ölümsüz olarak kalmak üzere Cehennem ateşinde olacaklardır[1]. İşte onlar yaratılmışların en şerlileridir.[2]
Süleyman Ateş
Kitap ehlinden ve (Allah'a) ortak koşanlardan olan nankörler, sürekli olarak cehennem ateşindedirler. Onlar, halkın en şerlisidir.
Beyyine 98:7
Cüz: 30 | Sayfa: 598
#yaratılış
#iman
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ
İnnellezine amenu ve amilus salihati ulaike hum hayrul beriyyeh.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz iman eden ve imanına uygun davrananlar da var; işte onlar bütün yaratıkların en hayırlılarıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Muhakkak ki iyman edip yarar ameller yapanlar onlardır bütün "hayrulberiyye"
Diyanet İşleri
Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlara gelince; işte onlar ise yaratılmışların en iyileridir.
Suat Yıldırım
Ama iman edip, makbul ve güzel işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İman edip yararlı işler yapanlar ise bütün insanların en hayırlılarıdır.
Muhammed Esed
(Ve) iman edip doğru ve yararlı işlerde bulunanlar, işte onlar, bütün yaratıkların en hayırlılarıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
İman edip hayra ve barışa yönelik fiiller sergileyenlere gelince, işte onlardır yaratılmışların en hayırlısı.
Süleymaniye Vakfı
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar var ya… İşte onlar yaratılmışların en hayırlılarıdır.
Süleyman Ateş
İnanıp iyi işler yapanlar da halkın en hayırlısıdır.
Beyyine 98:8
Cüz: 30 | Sayfa: 598
Ahiret
#cennet
#rab
#hesap
#ölüm
جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ
Cezauhum inde rabbihim cennatu adnin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ebeda, radıyallahu anhum ve radu anh, zalike li men haşiye rabbeh.
Mustafa İslamoğlu
Rableri katında onların ödülleri, zemininden ırmakların çağıldadığı ölümsüz güzelliğin üretildiği tarifsiz cennetlerdir; orada sonsuza kadar kalacaklardır: Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan memnun olmuştur. İşte bütün bunlar, Rablerinin sevgisini yitirmekten korkanlar içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onların mükafatı rableri ındinde altından ırmaklar akar Cennetlerdir, onlar içinde ebediyyen muhalled olacaklar, Allah onlardan hoşnud, onlar da ondan hoşnud, bu işte rabbına haşyet duyanlara
Diyanet İşleri
Rableri katında onların mükafatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.
Mehmet Okuyan
Rableri katındaki karşılıkları (ödülleri), altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları durmaya değer cennetlerdir. Allah kendilerinden razı, onlar da O'ndan memnun olmuşlardır. Bu (müjdeler), Rabbine saygı duyan(lar) içindir.
Suat Yıldırım
Bunların Rab'leri nezdindeki ödülleri içinden ırmaklar akan, hem de devamlı kalmak üzere girecekleri, Adn cennetleridir. Allah onlardan, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu rıza makamı da Rabbine saygı duyanlarındır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onların mükafatı Rableri katında altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. İçlerinde ebedi kalacaklardır. Allah onlardan hoşnut, onlar da O'ndan hoşnutturlar. Bu mükafat, işte Rabbine saygı duyanlara aittir!
Muhammed Esed
Onların ödülleri Allah katında (kendilerini bekler;) içinden ırmaklar akan, sonsuza kadar kalacakları sınırsız nimet bahçeleri. Allah onlardan hoşnuttur ve onlar da Allah'tan. Bütün bunlar Rablerini ürpertiyle hissedenler içindir.
Yaşar Nuri Öztürk
Onların, Rableri katındaki ödülleri, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri/sürekli yeşilliklerdeki temizlik/bereketli bahçelerdir. Sonsuza dek kalacaklardır orada. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu, içi ürpererek Rabbine saygı duyan kişi içindir.
Süleymaniye Vakfı
Onların Rableri katında alacağı karşılık, ölümsüz olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlerdir[1]. Allah onlardan razı, onlar da Allah'tan razıdır[2]. İşte bu (ödül), Rabbinden çekinenler içindir.
Süleyman Ateş
Rableri katında onların mükafatı altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları, Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Bu, Rabbine saygı gösterene mahsustur.
Zilzal 99:1
Cüz: 30 | Sayfa: 599
#korku
اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ
İza zulziletil ardu zilzaleha.
Mustafa İslamoğlu
Yeryüzü (aniden) korkunç bir depremle sarsıldığı zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır
Arz o sarsıntısiyle sarsıldığı
Diyanet İşleri
(1-3) Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Ona ne oluyor?" dediği zaman,
Mehmet Okuyan
Yer, şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığında,
Suat Yıldırım
Yer o müthiş depremiyle sarsıldığı zaman...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yer o sarsıntıyla sarsıldığında,
Muhammed Esed
Yer, o (son) müthiş sarsıntı ile sarsıldığında,
Yaşar Nuri Öztürk
Yerküre, o sarsıntıyla sarsıldığı zaman,
Süleymaniye Vakfı
Yeryüzü, bütün şiddetiyle sarsılınca,[1]
Süleyman Ateş
Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
Zilzal 99:2
Cüz: 30 | Sayfa: 599
وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاۙ
Ve ahrecetil ardu eskaleha.
Mustafa İslamoğlu
Tüm maddi-manevi ağırlıklarını çıkarttığı zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Arz ağırlıklarını çıkardığı
Diyanet İşleri
(1-3) Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Ona ne oluyor?" dediği zaman,
Mehmet Okuyan
Yer, ağırlıklarını çıkarttığı(nda),
Suat Yıldırım
Ve yer bağrındaki ağırlıkları çıkardığı zaman...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
yer ağırlıklarını çıkardığında,
Muhammed Esed
ve yeryüzü ağırlıklarını attı(ğında),
Yaşar Nuri Öztürk
Ve toprak, ağırlıklarını çıkardığı zaman,
Süleymaniye Vakfı
ve yer ağırlıklarını dışarı çıkarınca,[1]
Süleyman Ateş
Yer (bağrındaki) ağırlıklarını çıkardığı,
Zilzal 99:3
Cüz: 30 | Sayfa: 599
وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَاۚ
Ve kalel insanu ma leha.
Mustafa İslamoğlu
İnsan der ki: Ne oluyor buna!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve insan "noluyor buna?" Dediği vakıt
Diyanet İşleri
(1-3) Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Ona ne oluyor?" dediği zaman,
Mehmet Okuyan
İnsan "Buna (yere) ne oluyor?" dediği(nde),
Suat Yıldırım
İnsan şaşkın şaşkın: "Ne oluyor buna!" dediği zaman...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İnsan: "Buna ne oluyor?" dediğinde;
Muhammed Esed
ve insan: "Ona ne oluyor?" diye bağırdı(ğında),
Yaşar Nuri Öztürk
Ve insan: "Ne oluyor buna?" dediği zaman,
Süleymaniye Vakfı
insan da "Ne olmuş buraya!" deyince,[1]
Süleyman Ateş
Ve insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman!
Zilzal 99:4
Cüz: 30 | Sayfa: 599
#emanet
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ
Yevme izin tuhaddisu ahbareha.
Mustafa İslamoğlu
İşte o dehşet günü, yeryüzü dile gelip (şahit olduklarını) bir bir haber verecek;
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün bütün haberlerini anlatır
Diyanet İşleri
İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.
Mehmet Okuyan
İşte o gün (yer), haberlerini söyler.
Suat Yıldırım
İşte o gün yer, üstünde olan biten her şeyi anlatır:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o gün, (yer) bütün haberlerini anlatır.
Muhammed Esed
o Gün yer, bütün haberlerini ortaya dökecek,
Yaşar Nuri Öztürk
İşte o gün yerküre, tüm haberlerini söyler/anlatır.
Süleymaniye Vakfı
işte o gün yer, haberlerini anlatır;
Süleyman Ateş
İşte o gün (yer), haberlerini söyler.
Zilzal 99:5
Cüz: 30 | Sayfa: 599
#rab
بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ
Bi enne rabbeke evhaleha.
Mustafa İslamoğlu
zira senin Rabbin, ona (da emrini) vahyetmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü rabbın ona vahy eylemiştir
Diyanet İşleri
Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.
Mehmet Okuyan
Çünkü Rabbin ona vahyetmiş (bildirmiş olacak)tır.[1]
Suat Yıldırım
Çünkü Rabbin ona bunları vahyeder.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.
Muhammed Esed
Rabbinin vahyettiği şekilde.
Yaşar Nuri Öztürk
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.
Süleymaniye Vakfı
çünkü Rabbin bunları ona bildirmiş olur.
Süleyman Ateş
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir (onun için başından geçenleri anlatır).
Zilzal 99:6
Cüz: 30 | Sayfa: 599
يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتاً لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْۜ
Yevme izin yasdurun nasu eştaten li yurev a'malehum.
Mustafa İslamoğlu
İşte o dehşet günü bütün insanlar, yaptıkları kendilerine gösterilmek üzere darmadağın ve derbeder bir halde toplanacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün nas, müteferrık surette fırlıyacaklardır, amelleri kendilerine gösterilmek için
Diyanet İşleri
O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.
Mehmet Okuyan
O gün, (yaptığı) işleri kendilerine gösterilsin diye insanlar grup grup çıkarlar.
Suat Yıldırım
İşte o gün bölükler halinde insanlar, kabirlerinden çıkıp yüce divana dururlar, ta ki yaptıklarının karşılığını görüp alırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün insanlar, amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölükler halinde fırlayıp çıkacaklardır.
Muhammed Esed
O Gün bütün insanlar, (geçmiş) fiillerini görmek üzere biri öbüründen ayrılmış olarak ortaya çıkacaklar.
Yaşar Nuri Öztürk
O gün insanlar, yapıp ettikleri kendilerine gösterilsin diye kümeler halinde ortaya fırlayacaklardır.
Süleymaniye Vakfı
O gün insanlar, yaptıkları işlerin kendilerine gösterilmesi için ayrı ayrı öne çıkarlar.[1]
Süleyman Ateş
O gün insanlar, ayrı ayrı gruplar halinde (Yüce Divana) çıkarlar ki, yaptıkları işler kendilerine gösterilsin.
Zilzal 99:7
Cüz: 30 | Sayfa: 599
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُۜ
Fe men ya'mel miskale zerretin hayren yereh.
Mustafa İslamoğlu
Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu (ilahi kayıtta) görecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki her kim zerre mikdarı bir hayır işlerse onu görecek
Diyanet İşleri
Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükafatını görecektir.
Mehmet Okuyan
Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür.
Suat Yıldırım
Zerre ağırlığınca hayır yapan onu bulur,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Her kim zerre kadar bir hayır isterse onu görecek;
Muhammed Esed
Ve kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onu(n karşılığını) görecek,
Yaşar Nuri Öztürk
Artık, kim bir zerre miktarı hayır üretmişse onu görür.
Süleymaniye Vakfı
Artık kim zerre kadar iyilik yapmış olsa onu görür.[1]
Süleyman Ateş
Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür.
Zilzal 99:8
Cüz: 30 | Sayfa: 599
وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَراًّ يَرَهُ
Ve men ya'mel miskale zerretin şerren yereh.
Mustafa İslamoğlu
kim de zerre kadar kötülük yaparsa, onu (ilahi kayıtta) görecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Her kimde zerre mikdarı bir şerr işlerse onu görecek
Diyanet İşleri
Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.
Mehmet Okuyan
Kim de zerre kadar kötülük yaparsa onu görür.[1]
Suat Yıldırım
Zerre ağırlığınca şer yapan da onu bulur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
her kim de zerre kadar bir kötülük işlerse onu görecektir.
Muhammed Esed
kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu(n karşılığını) görecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve kim bir zerre miktarı şer üretmişse onu görür.
Süleymaniye Vakfı
Kim de zerre kadar kötülük yapmış olsa onu görür.[1]
Süleyman Ateş
Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.
Adiyat 100:1
Cüz: 30 | Sayfa: 599
Ahiret
#cehennem
#rab
وَالْعَـادِيَاتِ ضَبْـحاًۙ
Vel adiyati dabha.
Mustafa İslamoğlu
Yazıklar olsun (vahye) dinmez bir hınçla saldıranlara,
Elmalılı Hamdi Yazır
O harıl harıl koşular koşan
Diyanet İşleri
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Soluk soluğa koşan düşmanlara
Suat Yıldırım
Gazilerin nefes nefese koşan,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun o harıl harıl koşular koşanlara,
Muhammed Esed
Ooo! Nefes nefese koşan binek atları,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun soluyuşlarıyla ses çıkararak koşanlara/nefes nefese saldıranlara,
Süleymaniye Vakfı
(Allah yolunda) nefes nefese koşturup duranlara yemin olsun![1]
Süleyman Ateş
Andolsun nefesleriyle (güp güp) ses çıkararak koşan (at)lara,
Adiyat 100:2
Cüz: 30 | Sayfa: 599
Ahiret
#cehennem
#rab
فَالْمُـورِيَاتِ قَـدْحاًۙ
Fel muriyati kadha.
Mustafa İslamoğlu
ve (içindeki) öfke ateşiyle etrafı tutuşturanlara.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çakarak da ateşler saçan
Diyanet İşleri
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
Mehmet Okuyan
Kıvılcım (öfke) saçanlara,
Suat Yıldırım
Koşarken tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(tırnaklarını) çakarak ateşler saçanlara,
Muhammed Esed
ateş saçan kıvılcımlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Çakıp çakıp ateş çıkaranlara,
Süleymaniye Vakfı
Kıvılcımlar çaktıranlara,
Süleyman Ateş
(Tırnaklariyle yerden) Ateş çıkaranlara,
Adiyat 100:3
Cüz: 30 | Sayfa: 599
Ahiret
#cehennem
#rab
فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحاًۙ
Fel mugirati subha.
Mustafa İslamoğlu
ve sabah(lara)a kadar kıskançlıktan kıvrananlara,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve sabahleyin baskın basan
Diyanet İşleri
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
Mehmet Okuyan
Sabah vakti baskın yapanlara.
Suat Yıldırım
Sabah erkenden baskın basan,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sabahleyin baskın basanlara,
Muhammed Esed
sabah vakti akına koşan,
Yaşar Nuri Öztürk
Sabahleyin akın edenlere/baskın yapıp toprak fethedenlere,
Süleymaniye Vakfı
sabahleyin harekete geçenlere,
Süleyman Ateş
Sabahleyin akın edenlere,
Adiyat 100:4
Cüz: 30 | Sayfa: 599
Ahiret
#cehennem
#rab
فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعاًۙ
Fe eserne bihi nak'a.
Mustafa İslamoğlu
sonuçta tozu dumana katarak ortalığı bulandıranlara:
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken savurup da bir toz duman
Diyanet İşleri
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
Mehmet Okuyan
Bu sebeple, onlar tozu dumana katmışlardı
Suat Yıldırım
O esnada tozu dumana katan,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
derken savurup da bir toz duman (tozu dumana katanlara),
Muhammed Esed
böylece toz bulutları yükselten,
Yaşar Nuri Öztürk
Derken, onunla toz duman çıkaranlara,
Süleymaniye Vakfı
bu çabaları ile kalıcı bir eser bırakanlara,
Süleyman Ateş
(Koşarak) Toz koparanlara,
Adiyat 100:5
Cüz: 30 | Sayfa: 599
Ahiret
#cehennem
#rab
فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعاًۙ
Fe vesatne bihi cem'a.
Mustafa İslamoğlu
nihayet bu düşmanlıkla toplumun ortasına dalanlara…
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir derneği o demde ortalayan kuvvetlere kasem eylerim ki
Diyanet İşleri
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
Mehmet Okuyan
Topluluğun ortasına dalmışlardı.[1]
Suat Yıldırım
Derken düşman kuvvetinin ortasına dalan atların hakkı için ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o anda bir derneği ortalayanlara (topluluğun ortasına dalanlara) ki,
Muhammed Esed
(körcesine) bir ordunun içine dalan!
Yaşar Nuri Öztürk
Derken, onunla bir topluluğun ortasına dalanlara ki,
Süleymaniye Vakfı
böylece yaptıklarıyla, bir topluluk olarak merkezde yer alanlara yemin olsun ki
Süleyman Ateş
Derken bir topluluğun ortasına dalanlara.
Adiyat 100:6
Cüz: 30 | Sayfa: 599
Ahiret
#cehennem
#rab
اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ
İnnel insane li rabbihi le kenud.
Mustafa İslamoğlu
ki gerçekten de (bu) insan tipi Rabbine karşı çok nankördür;
Elmalılı Hamdi Yazır
Pek nankördür o insan rabbine
Diyanet İşleri
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki böylesi insan, Rabbine karşı çok nankördür.
Suat Yıldırım
Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o insan Rabbine karşı pek nankördür.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, insan Rabbine karşı çok nankördür;
Yaşar Nuri Öztürk
İnsan, Rabbine karşı gerçekten çok nankördür!
Süleymaniye Vakfı
(çoğu) insan, Rabbine karşı gerçekten iyilikbilmezdir.[1]
Süleyman Ateş
(Bunlara andolsun) Ki insan, Rabbine karşı çok nankördür.
Adiyat 100:7
Cüz: 30 | Sayfa: 599
#emanet
وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ
Ve innehu ala zalike le şehid.
Mustafa İslamoğlu
üstelik insanın kendisi de buna şahittir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o kendi şahiddir buna
Diyanet İşleri
Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki buna kendisi de şahittir.
Suat Yıldırım
Kendisi de buna şahittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve kendisi de şahittir buna.
Muhammed Esed
ve kendisi (de) buna şahittir:
Yaşar Nuri Öztürk
Ve kendisi de buna iyiden iyiye tanıktır.
Süleymaniye Vakfı
Şüphesiz buna kendisi de şahittir.[1]
Süleyman Ateş
Ve o da buna şahiddir.
Adiyat 100:8
Cüz: 30 | Sayfa: 599
وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ
Ve innehu li hubbil hayri le şedid.
Mustafa İslamoğlu
zira o servete pek tutkundur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o sevdiği için serveti katıdır, çetindir ona
Diyanet İşleri
Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki onun mal sevgisi çok şiddetlidir.
Suat Yıldırım
Ondaki mal hırsı pek şiddetlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve o serveti sevdiği için katıdır, çetindir ona.
Muhammed Esed
çünkü servet hırsına kapılmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk
O, mal ve servet arzusu yüzünden alabildiğine katıdır.
Süleymaniye Vakfı
Çünkü ondaki mal ve makam[1] sevgisi çok güçlüdür.
Süleyman Ateş
Doğrusu o, malı çok sever.
Adiyat 100:9
Cüz: 30 | Sayfa: 599
Ahiret
#ahiret
#rab
اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِۙ
E fe la ya'lemu iza bu'sirama fil kubur.
Mustafa İslamoğlu
O bilmez mi ki; kabirlerde bulunan herkes diriltilip ortaya çıkacağı zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat bilmiyecek mi? Deşildiği zaman o kabirdekiler
Diyanet İşleri
(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.
Mehmet Okuyan
Bilmez mi ki mezarlarda olanlar dışarı atıldığında,
Suat Yıldırım
(9-10) Peki o insan, kendisinin ve malının akıbetini hala bilip anlamayacak mı? Kabirlerde olanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman, sinelerin içinde bulunan her şey derlenip ortaya konulduğu zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bilmiyor mu ki, kabirdekiler deşildiği zaman,
Muhammed Esed
Ama bilmez mi ki (Ahiret Günü,) herkes mezarından ayağa kalkıp dışarı çıktığında,
Yaşar Nuri Öztürk
Bilmez mi ki o, kabirler içindekiler dışarı fırlatıldığında,
Süleymaniye Vakfı
O hiç bilmiyor mu ki kabirlerde olanlar dışarı çıkarıldığında[1]
Süleyman Ateş
Bilmez mi o, kabirlerde olanlar dışarı atıldığı,
Adiyat 100:10
Cüz: 30 | Sayfa: 599
#rab
وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِۙ
Ve hussıle ma fis sudur.
Mustafa İslamoğlu
ve göğüslerde saklı her şey ortaya serileceği (zaman):
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve derildiği zaman o sadırdakiler
Diyanet İşleri
(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.
Mehmet Okuyan
Göğüslerde (kalplerde) olanlar (gizlenenler) ortaya döküldüğünde,
Suat Yıldırım
(9-10) Peki o insan, kendisinin ve malının akıbetini hala bilip anlamayacak mı? Kabirlerde olanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman, sinelerin içinde bulunan her şey derlenip ortaya konulduğu zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o göğüslerdekiler derlendiğinde,
Muhammed Esed
ve insanların kalplerinde (gizli) olan her şey ortaya döküldüğünde,
Yaşar Nuri Öztürk
Göğüslerin içindekiler derlenip toplandığında,
Süleymaniye Vakfı
ve sinelerde olanlar toparlanıp ortaya konulduğunda[1]
Süleyman Ateş
Göğüslerde bulunanlar devşirildiği zaman,
Adiyat 100:11
Cüz: 30 | Sayfa: 599
#rab
اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَب۪يرٌ
İnne rabbehum bihim yevme izin le habir.
Mustafa İslamoğlu
Elbet Rableri, o gün onları (bekleyen akıbetin) iç yüzünden bütünüyle haberdardır!
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün o rableri onlara elbette habirdir
Diyanet İşleri
(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Rableri o gün onlardan haberdardır.
Suat Yıldırım
İşte bilhassa o gün, Rab'leri, onların bütün yaptıklarından haberdardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün, Rableri onlardan elbette haberdardır!
Muhammed Esed
işte o Gün Rableri, onların her halinden haberdar (olduğunu gösterecek)tir?
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, o gün, Rableri onlardan iyice haberdar olacaktır.
Süleymaniye Vakfı
ٍişte o gün Rableri onlara (neler yaptıklarını) kesinlikle bildirecektir![1]
Süleyman Ateş
O gün Rabbleri onların her halini haber almış (gizli ve açık bütün yaptıklarını bilmiş)tir.
Karia 101:1
Cüz: 30 | Sayfa: 600
#korku
اَلْقَارِعَةُۙ
El kariah.
Mustafa İslamoğlu
Ah o korkunç patlama!
Elmalılı Hamdi Yazır
O karia
Diyanet İşleri
Yürekleri hoplatan büyük felaket!
Mehmet Okuyan
Büyük çarpma!
Suat Yıldırım
Kari'a,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O apaçık bela (Kıyamet)...
Muhammed Esed
Ah! Apansız (gelen) bir bela!.
Yaşar Nuri Öztürk
O Kaaria, o şiddetli ses çıkararak çarpan.
Süleymaniye Vakfı
Gümbürdeyecek olan![1]
Süleyman Ateş
Çarpan olay!
Karia 101:2
Cüz: 30 | Sayfa: 600
#korku
مَا الْقَارِعَةُۚ
Mel kariah.
Mustafa İslamoğlu
(Bir bilsen ey muhatap) o ne dehşet bir patlama!
Elmalılı Hamdi Yazır
Nedir o karia?
Diyanet İşleri
Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket?
Mehmet Okuyan
Nedir o büyük çarpma!
Suat Yıldırım
Nedir o kari'a?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nedir o çarpacak bela?
Muhammed Esed
Ne korkunçtur apansız (gelen) bela!
Yaşar Nuri Öztürk
Nedir Kaaria?
Süleymaniye Vakfı
Nedir o gümbürdeyecek olan?
Süleyman Ateş
Nedir o çarpan olay?
Karia 101:3
Cüz: 30 | Sayfa: 600
#korku
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْقَارِعَةُۜ
Ve ma edrake mel kariah.
Mustafa İslamoğlu
Sahi, sen nereden bileceksin korkunç patlamanın ne olduğunu?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne bildirdi ki sana; nedir o karia?
Diyanet İşleri
Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin?
Mehmet Okuyan
O büyük çarpmanın ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Kari'ayı, o kapıları döven ve dehşetiyle kalplere çarpan o kıyamet felaketini sen nereden bileceksin ki!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O çarpacak belanın ne olduğunu ne bildirdi ki sana?
Muhammed Esed
Bilir misin nedir, nasıl olacaktır o apansız bela?
Yaşar Nuri Öztürk
Kaaria'nın ne olduğunu sana bildiren nedir?
Süleymaniye Vakfı
Gümbürdeyecek olanın ne olduğunu sana kim bildirebilir![1]
Süleyman Ateş
O çarpan olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Karia 101:4
Cüz: 30 | Sayfa: 600
يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ
Yevme yekunun nasu kel feraşil mebsus.
Mustafa İslamoğlu
O gün insanlar, sereserpe yerlere saçılmış (kavruk) pervane sineklerini andıracak;
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki nas çırpınıp yayılan pervaneler gibi olacak
Diyanet İşleri
O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır.
Mehmet Okuyan
O gün insanlar (dört bir yana) yayılmış pervaneler gibi olurlar.
Suat Yıldırım
O gün insanlar uçuşan kelebekler gibi şuraya buraya fırlatılır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün insanlar çırpınıp yayılan pervaneler gibi olacak.
Muhammed Esed
(O,) insanların şaşkın vaziyette uçuşan pervanelere benzeyeceği Gün,
Yaşar Nuri Öztürk
O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olurlar.
Süleymaniye Vakfı
O (gümbürdemenin olduğu) gün insanlar yayılmış kelebekler gibi olur;[1]
Süleyman Ateş
O gün insanlar, yayılmış pervaneler gibi olur(lar).
Karia 101:5
Cüz: 30 | Sayfa: 600
#doğa
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِۜ
Ve tekunul cibalu kel ıhnil menfuş.
Mustafa İslamoğlu
dağlar ise, dört bir yana dağılmış pamukları çağrıştıracak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Dağlar da didilmiş elvan yünler gibi atılacaktır
Diyanet İşleri
Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.
Mehmet Okuyan
Dağlar da atılmış yün gibi olur.[1]
Suat Yıldırım
Dağlar atılmış yüne döner,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dağlar da didilmiş renkli yünler gibi atılacaktır.
Muhammed Esed
ve dağların yumuşak yün topaklarını andıracağı Gün (vuku bulacaktır).
Yaşar Nuri Öztürk
Dağlar, didilmiş renkli yün gibi olur.
Süleymaniye Vakfı
dağlar ise çırpılmış renkli yünler gibi olmuş olur.[1]
Süleyman Ateş
Dağlar atılmış renkli yün gibi olur.
Karia 101:6
Cüz: 30 | Sayfa: 600
#ölçü_tartı
فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُۙ
Fe emma men sekulet mevazinuh.
Mustafa İslamoğlu
İyilikleri ağır gelen kimseye gelince:
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte o vakıt miyzanları ağır basan kimse
Diyanet İşleri
İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse,
Mehmet Okuyan
Terazi(de sevap)ları ağır gelen kişi,
Suat Yıldırım
Artık kimin tartıları ağır basarsa,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte o zaman tartıları ağır basan kimse,
Muhammed Esed
O zaman, (iyiliklerinin) tartısı ağır basan
Yaşar Nuri Öztürk
İşte o gün, tartıları ağır basan kişi,
Süleymaniye Vakfı
Artık kimin tartıları (sevapları) ağır gelirse
Süleyman Ateş
Kimin tartıları ağır gelirse,
Karia 101:7
Cüz: 30 | Sayfa: 600
فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۜ
Fe huve fi işetin radiyeh.
Mustafa İslamoğlu
o kendisini, hoşnut olduğu tarifsiz güzellikte bir hayatın içinde bulacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
O artık hoşnud bir hayattadır
Diyanet İşleri
Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Mehmet Okuyan
Memnun olacağı bir hayat içinde (olacak)tır.[1]
Suat Yıldırım
Memnun kalacağı bir hayata girer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
artık hoşnut olacağı bir hayat içindedir o.
Muhammed Esed
kendisini mutlu bir hayat içinde bulacak;
Yaşar Nuri Öztürk
Evet o kişi, hoşnutluk verici bir yaşayış içindedir.
Süleymaniye Vakfı
o, bütün beklentileri karşılayan bir yaşayış içindedir.[1]
Süleyman Ateş
O, memmun edici bir hayat içindedir.
Karia 101:8
Cüz: 30 | Sayfa: 600
#ölçü_tartı
وَاَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُۙ
Ve emma men haffet mevazinuh.
Mustafa İslamoğlu
iyilikleri hafif gelen kimseye gelince:
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat miyzanları hafif gelen kimse
Diyanet İşleri
Ama kimin de tartıları hafif gelirse,
Mehmet Okuyan
(8, 9) Terazi(de sevap)ları hafif olana gelince,[1] işte onun anası (yeri) Hâviye'dir.[2]
Suat Yıldırım
Kimin tartıları da hafif gelirse,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat tartıları hafif gelen kimse.
Muhammed Esed
tartısı hafif gelen ise
Yaşar Nuri Öztürk
Tartıları hafif çekeninse,
Süleymaniye Vakfı
Kimin de tartıları (sevapları) hafif gelirse
Süleyman Ateş
Kimin tartıları hafif gelirse,
Karia 101:9
Cüz: 30 | Sayfa: 600
فَاُمُّهُ هَاوِيَةٌۜ
Fe ummuhu haviyeh.
Mustafa İslamoğlu
o da dipsiz bir uçurumun bağrına yuvarlanacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakıt onun anası haviyedir
Diyanet İşleri
İşte onun anası (varacağı yer) Haviye'dir.
Mehmet Okuyan
(8, 9) Terazi(de sevap)ları hafif olana gelince,[1] işte onun anası (yeri) Hâviye'dir.[2]
Suat Yıldırım
Onun barınağı da Haviye olur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O vakit onun anası Haviyedir.
Muhammed Esed
bir uçurumun girdabına sürüklenecektir..
Yaşar Nuri Öztürk
Anası, Haviye'dir.
Süleymaniye Vakfı
onun anası (onu sarıp sarmalayacak olan) Haviye'dir.[1]
Süleyman Ateş
Onun anası (bağrına atılacağı) haviye (uçurum)dur.
Karia 101:10
Cüz: 30 | Sayfa: 600
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا هِيَهْۜ
Ve ma edrake mahiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Sahi, sen nereden bileceksin o nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bildin mi haviye nedir
Diyanet İşleri
Sen Haviye'nin ne olduğunu ne bileceksin?
Mehmet Okuyan
Onun ne olduğunu[1] sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Onun ne olduğunu bilir misin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve bildin mi, Haviye nedir?
Muhammed Esed
Bilir misin nedir o (uçurum)?
Yaşar Nuri Öztürk
Onun ne olduğunu sana bildiren nedir?
Süleymaniye Vakfı
Haviye'nin ne olduğunu sana kim bildirebilir![1]
Süleyman Ateş
Onun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Karia 101:11
Cüz: 30 | Sayfa: 600
Ahiret
#cehennem
نَارٌ حَامِيَةٌ
Narun hamiyeh.
Mustafa İslamoğlu
O, tarifsiz yakan özge bir ateştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kızışmış bir ateş
Diyanet İşleri
O, kızgın bir ateştir.
Mehmet Okuyan
(O), kızgın bir ateş(tir)!
Suat Yıldırım
Haviye bir ateştir! Kızgın mı kızgın!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kızışmış bir ateştir!
Muhammed Esed
Dağlayan bir ateş!.
Yaşar Nuri Öztürk
Kızışmış bir ateştir o!
Süleymaniye Vakfı
O, kızgın bir ateştir.[1]
Süleyman Ateş
Kızgın bir ateştir!
Tekasür 102:1
Cüz: 30 | Sayfa: 600
اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ
Elhakumut tekasur.
Mustafa İslamoğlu
Çoğaltma tutkusu sizi oyalayıp durdu,
Elmalılı Hamdi Yazır
Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri
Diyanet İşleri
(1-2) Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.
Mehmet Okuyan
Çoğaltma yarışı sizi oyaladı!
Suat Yıldırım
Dünyalıklarla böbürlenmek, oyaladı sizleri.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O çokluk kuruntusu sizleri oyaladı,
Muhammed Esed
Bir açgözlülük saplantısı içindesiniz,
Yaşar Nuri Öztürk
Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,
Süleymaniye Vakfı
Çoklukla övünme yarışı sizi (Allah'a karşı görevlerinizden) alıkoydu.[1]
Süleyman Ateş
Çokluk yarışı, sizi oyaladı,
Tekasür 102:2
Cüz: 30 | Sayfa: 600
حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ
Hatta zurtumul mekabir.
Mustafa İslamoğlu
ta ki siz mezarlıklara varıncaya dek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ta.. ziyaret edişinize kadar kabirleri
Diyanet İşleri
(1-2) Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.
Mehmet Okuyan
Sonunda mezarlıkları (bile)[1] ziyaret ettiniz.
Suat Yıldırım
Ta boylayıncaya kadar kabirleri!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ta kabirlere kadar gidip ziyaret edişinize kadar!
Muhammed Esed
mezarlarınıza girinceye dek (süren).
Yaşar Nuri Öztürk
Öyle ki, ziyaret edip saydınız kabirleri.
Süleymaniye Vakfı
Siz kabirlere girinceye kadar (bu yarış) sürdü.
Süleyman Ateş
Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz (kabre girinceye kadar mal artırmağa çalıştınız).
Tekasür 102:3
Cüz: 30 | Sayfa: 600
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ
Kella sevfe ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Ama hayır! Vakti gelince, gerçeği (burada) öğreneceksiniz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Öyle değil, ilerde bileceksiniz
Diyanet İşleri
Hayır; ileride bileceksiniz!
Mehmet Okuyan
Hayır! İleride bileceksiniz!
Suat Yıldırım
Hayır (geçici dünya zevklerine bağlanmak doğru değil, sakının bundan) ileride bileceksiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Öyle değil, ileride bileceksiniz!
Muhammed Esed
Ama, zamanı geldiğinde anlayacaksınız!
Yaşar Nuri Öztürk
Ama iş öyle değil; yakında bileceksiniz!
Süleymaniye Vakfı
Yok, ileride öğreneceksiniz![1]
Süleyman Ateş
Hayır (olmaz bu), yakında bileceksiniz (hatanızı)!
Tekasür 102:4
Cüz: 30 | Sayfa: 600
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ
Summe kella sevfe ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
o da olmadı, o zaman vakti gelince gerçeği (orada) öğreneceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra öyle değil, ilerde bileceksiniz
Diyanet İşleri
Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz!
Mehmet Okuyan
Sonra, ileride elbette bileceksiniz!
Suat Yıldırım
Evet, evet! İleride bileceksiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra yine öyle değil, ileride bileceksiniz!
Muhammed Esed
Evet, evet! Zamanı geldiğinde anlayacaksınız!
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, hayır! İş öyle değil! Yakında bileceksiniz.
Süleymaniye Vakfı
Yok yok, nasıl olsa ileride öğreneceksiniz![1]
Süleyman Ateş
Yine hayır, yakında bileceksiniz (hatanızı)!
Tekasür 102:5
Cüz: 30 | Sayfa: 600
Ahiret
#cehennem
#ölçü_tartı
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَق۪ينِۜ
Kella lev ta'lemune ilmel yakin.
Mustafa İslamoğlu
Yoo, eğer bu (tutkunun neye mal olduğunu) tam kavramış olsaydınız,
Elmalılı Hamdi Yazır
Öyle değil, ilmel yakin bilseniz
Diyanet İşleri
Hayır, kesin olarak bir bilseniz..
Mehmet Okuyan
(5, 6) Hayır! Şüphesiz ki kesin bir bilgiyle bilseydiniz, ateşi (önceden) elbette görürdünüz.
Suat Yıldırım
Sakının bundan! Eğer kesin bir tarzda (ilmelyakin) bilseydiniz böyle yapmazdınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Öyle değil, kesin olarak bilseniz,
Muhammed Esed
Hayır, (onu) tartışılmaz bir kesinlikle anlasaydınız,
Yaşar Nuri Öztürk
İş, sizin bildiğiniz gibi değil! Ne olurdu, şaşmaz ve aldatmaz bir bilgiyle bilseydiniz!
Süleymaniye Vakfı
Hayır hayır! Bunu (bu övünmenin yanlışlığını) keşke kesin bir bilgiyle bilseniz (böyle davranmazsınız).[1]
Süleyman Ateş
Hayır, (gerçeği) kesin bilgi ile bilseydiniz;
Tekasür 102:6
Cüz: 30 | Sayfa: 600
Ahiret
#cehennem
لَتَرَوُنَّ الْجَح۪يمَۙ
Le terevunnel cahim.
Mustafa İslamoğlu
elbet (dünyayı) cehenneme (çevirdiğinizi) de görürdünüz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun o Cahimi çaresiz göreceksiniz
Diyanet İşleri
Andolsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz.
Mehmet Okuyan
(5, 6) Hayır! Şüphesiz ki kesin bir bilgiyle bilseydiniz, ateşi (önceden) elbette görürdünüz.
Suat Yıldırım
Siz cehennemi göreceksiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
andolsun ki, cehennemi mutlaka göreceksiniz!
Muhammed Esed
(cehennemin) yakıcı ateşini mutlaka görürdünüz!
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz!
Süleymaniye Vakfı
O yakıcı ateşi kesinlikle göreceksiniz.
Süleyman Ateş
Mutlaka cehennemi görür (onun varlığını gözle görmüş gibi kabul eder)diniz.
Tekasür 102:7
Cüz: 30 | Sayfa: 600
Ahiret
#ahiret
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَق۪ينِۙ
Summe le terevunneha aynel yakin.
Mustafa İslamoğlu
(Tutun ki burada göremediniz), ama daha sonra (ahirette) onu zaten gözlerinizle göreceksiniz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra kasem olsun onu çaresiz aynel yakin göreceksiniz
Diyanet İşleri
Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.
Mehmet Okuyan
Sonra onu (ahirette) bizzat göreceksiniz.
Suat Yıldırım
Evet, evet onu mutlaka gözlerinizle göreceksiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra yine andolsun ki, onu yakın gözüyle göreceksiniz!
Muhammed Esed
Sonunda onu keskin bir gözle mutlaka göreceksiniz:
Yaşar Nuri Öztürk
Yine yemin olsun, onu gözünüzle apaçık göreceksiniz!
Süleymaniye Vakfı
Evet, onu kesin olarak bizzat kendi gözünüzle göreceksiniz.[1]
Süleyman Ateş
Sonra onu kesin olarak gözle göreceksiniz.
Tekasür 102:8
Cüz: 30 | Sayfa: 600
Ahiret
#hesap
ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ
Summe le tus'elunne yevmeizin anin naim.
Mustafa İslamoğlu
nihayet o gün, ebedi nimetlerden vaz geçip (geçici nimetlere yönelmenizden) dolayı hesaba çekileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra kasem olsun o gün o naimden muhakkak sorulacaksınız
Diyanet İşleri
Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz?
Mehmet Okuyan
Sonra o gün, (dünyada size verilen) nimetlerden elbette sorulacaksınız.
Suat Yıldırım
Sonra o gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra andolsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız!
Muhammed Esed
ve o Gün hayatın nimetleri(ne karşı yaptıklarınız) için mutlaka sorguya çekileceksiniz!
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz!
Süleymaniye Vakfı
Bir de o gün, (size verilen) nimetlerden kesinlikle sorguya çekileceksiniz.[1]
Süleyman Ateş
Sonra o gün, (size verilen) ni'metten sorulacaksınız.
Asr 103:1
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Istenen
#namaz
#emanet
وَالْعَصْرِۙ
Vel asr.
Mustafa İslamoğlu
Asr şahit olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun ki Asr'a
Diyanet İşleri
(1-2) Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.
Mehmet Okuyan
Asra yemin olsun ki
Suat Yıldırım
Yemin ederim zamana:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun Asr'a ki,
Muhammed Esed
Düşün zamanın akıp gidişini!
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun zamana/çağa/gündüzün iki ucuna/sabah namazına/ikindi vaktine/Asr-ı saadet'e ki,
Süleymaniye Vakfı
Akıp giden zamana yemin olsun ki[1]
Süleyman Ateş
Asr'a andolsun ki,
Asr 103:2
Cüz: 30 | Sayfa: 601
اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ
İnnel insane le fi husr.
Mustafa İslamoğlu
Elbet insanoğlu tarifsiz bir kayıptadır;
Elmalılı Hamdi Yazır
İnsan mutlak bir husranda
Diyanet İşleri
(1-2) Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz insan zarardadır.
Suat Yıldırım
İnsanlar hüsranda.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
insan mutlaka bir ziyandadır.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, insan ziyandadır;
Yaşar Nuri Öztürk
İnsan, gerçekten tam bir hüsran içindedir!
Süleymaniye Vakfı
insan kesin olarak kayıptadır.[1]
Süleyman Ateş
İnsan ziyandadır.
Asr 103:3
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Istenen
#sabır
#iman
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
İllellezine amenu ve amilus salihati ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr.
Mustafa İslamoğlu
ancak, Allah'a inanıp güvenenler, erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak o kimseler başka ki iyman edip salih ameller işlediler ve hep hakka vasıyyetleştiler ve sabra vasıyyetleştiler
Diyanet İşleri
Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).
Mehmet Okuyan
İman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine doğruyu tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler hariç.
Suat Yıldırım
Ancak şunlar müstesna: İman edip makbul ve güzel işler yapanlar, bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hep hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiyeleşenler başka.
Muhammed Esed
meğer ki imana erip doğru ve yararlı işler yapanlardan olsun ve birbirlerine hakkı tavsiye edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden...
Yaşar Nuri Öztürk
İnanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, birbirlerine hakkı önerenler, birbirlerine sabrı önerenler müstesnadır.
Süleymaniye Vakfı
Ancak, inanıp güvenen ve iyi işler yapan, birbirlerine hakka /Allah'tan gelen gerçeklere[1] uymayı tembih eden ve sabırlı olmayı/ duruşunu bozmamayı tembih eden kimseler bunun dışındadır.[2]
Süleyman Ateş
Ancak inanıp iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler ziyanda değillerdir.
Hümeze 104:1
Cüz: 30 | Sayfa: 601
وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍۨۙ
Veylun li kulli humezetin lumezeh.
Mustafa İslamoğlu
Gizli-açık, arkadan-önden sürekli iftira atıp kara çalan, çekiştirip ayıp kusur arayan herkes kendine yazık etmiştir!
Elmalılı Hamdi Yazır
Veyl bütün "hümeze lümeze" güruhuna
Diyanet İşleri
(1-2) Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!
Mehmet Okuyan
(Arkadan) çekiştiren (ve) kusur arayan herkese yazıklar olsun!
Suat Yıldırım
Vay haline her hümeze ve lümeze'nin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Veyl o insanları çekiştirip kaş göz işaretleriyle alay edenlerin bütününe
Muhammed Esed
Vay haline iftira atanın ve ayıp kusur arayanın!
Yaşar Nuri Öztürk
Yazıklar olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne!
Süleymaniye Vakfı
Kışkırtıcılık yapan[1], ayıplayıp duran herkesin vay haline![2]
Süleyman Ateş
(İnsanları) Diliyle çekiştiren, kaş ve gözüyle işaretler yapıp alay eden her fesad kişinin vay haline!
Hümeze 104:2
Cüz: 30 | Sayfa: 601
اَلَّذ۪ي جَمَعَ مَالاً وَعَدَّدَهُۙ
Ellezi cemea malen ve addedeh.
Mustafa İslamoğlu
İşte, malı yığan ve onu birikim sayan bu tiptir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ona ki bir mal toplamış ve onu saymaktadır
Diyanet İşleri
(1-2) Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!
Mehmet Okuyan
O ki mal biriktirir ve onu sayar durur.
Suat Yıldırım
Böylesi mal yığar ve onu sayar durur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve bir mal toplayıp hep onu sayana!
Muhammed Esed
(Vay haline o kişinin) ki, serveti biriktirir ve onu bir kalkan sayar,
Yaşar Nuri Öztürk
O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı,
Süleymaniye Vakfı
mal biriktiren ve onu sayıp duran,[1]
Süleyman Ateş
O ki mal yığdı, onu saydı durdu.
Hümeze 104:3
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#ölüm
يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُٓ اَخْلَدَهُۚ
Yahsebu enne malehu ahledeh.
Mustafa İslamoğlu
o, malının kendisini ölümsüz yapacağını sanmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Malı kendisini muhalled kılmış sanır
Diyanet İşleri
O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o, malının kendisini ebedî kılacağını sanır.
Suat Yıldırım
Malının kendisini ebedi yaşatacağını sanır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sanır ki, malı kendisini ebedileştirmiştir.
Muhammed Esed
zanneder ki serveti onu sonsuza dek yaşatacak!
Yaşar Nuri Öztürk
Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini.
Süleymaniye Vakfı
malının kendisini ölümsüzleştireceğini sanarak (biriktirip sayan herkesin vay haline)![1]
Süleyman Ateş
Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanıyor.
Hümeze 104:4
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#cehennem
كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِۘ
Kella le yunbezenne fil hutameh.
Mustafa İslamoğlu
Hayır, aksine o kırıp geçiren ve iliklere işleyen bir ateşin dibine savrulacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır celalim hakkı için atılacaktır o (tamuya) hutameye
Diyanet İşleri
Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.
Mehmet Okuyan
Hayır! Şüphesiz ki o, Hutame'ye atılacaktır.
Suat Yıldırım
Hayır! (Vazgeçsin bu hülyadan, malı kendisini kurtaramaz) Mutlaka o Hutame'ye fırlatılır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır, andolsun ki, o Hutame'ye (cehenneme) atılacaktır!
Muhammed Esed
Hayır, tersine, (öteki dünyada) çökerten bir azaba terk edilecektir o!
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, iş, sandığı gibi değil! Yemin olsun ki fırlatılıp atılacaktır o kırıp geçirene, yalayıp yutana/Hutame'ye.
Süleymaniye Vakfı
Yok yok; o, kesinlikle Hutame'ye atılacaktır.[1]
Süleyman Ateş
Hayır, andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.
Hümeze 104:5
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#cehennem
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحُطَمَةُۜ
Ve ma edrake mel hutameh.
Mustafa İslamoğlu
Sahi sen nereden bileceksin kırıp geçiren ateş nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bildin mi hutame ne?
Diyanet İşleri
Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin?
Mehmet Okuyan
Hutame'nin ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Bilir misin Hutame nedir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bildin mi Hutame nedir?
Muhammed Esed
Bilir misin nedir o çökerten azap?
Yaşar Nuri Öztürk
Hutame'nin ne olduğunu sana öğreten nedir?
Süleymaniye Vakfı
Hutame'nin ne olduğunu sana kim bildirebilir![1]
Süleyman Ateş
Hutame'nin ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Hümeze 104:6
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#cehennem
نَارُ اللّٰهِ الْمُوقَدَةُۙ
Narullahil mukadeh.
Mustafa İslamoğlu
O Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahın tutuşturulmuş ateşi
Diyanet İşleri
(6-7) O, Allah'ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir.
Mehmet Okuyan
(O), Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
Suat Yıldırım
(6-7) Allah'ın tutuşturulmuş bir ateşidir. Bir ateş ki ta kalplere kadar işleyip yakar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın, tutuşturulmuş ateşidir
Muhammed Esed
Allah tarafından tutuşturulan bir ateş,
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın, tutuşturulmuş ateşidir o,
Süleymaniye Vakfı
O, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir;[1]
Süleyman Ateş
Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
Hümeze 104:7
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#cehennem
اَلَّت۪ي تَطَّلِعُ عَلَى الْاَفْـِٔدَةِۜ
Elleti tettaliu alel ef'ideh.
Mustafa İslamoğlu
O öyle bir ateştir ki, bütün bir iç dünyalarını kaplayarak yükselir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki çıkar gönüller üstüne
Diyanet İşleri
(6-7) O, Allah'ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir.
Mehmet Okuyan
O (ateş) ki kalplerin üzerinde yükselir.[1]
Suat Yıldırım
(6-7) Allah'ın tutuşturulmuş bir ateşidir. Bir ateş ki ta kalplere kadar işleyip yakar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ki, gönüllerin ta üstüne çıkar!
Muhammed Esed
(günahkar) kalplerin üstünde yükselen:
Yaşar Nuri Öztürk
Ki tırmanıp işler yüreklere.
Süleymaniye Vakfı
yüreklere kadar işleyen ateş...[1]
Süleyman Ateş
(Bir ateş) Ki gönüllere işler.
Hümeze 104:8
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#cehennem
اِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌۙ
İnneha aleyhim mu'sadeh.
Mustafa İslamoğlu
İşte o ateş onların üzerine güdümlenmiştir;
Elmalılı Hamdi Yazır
O kapatılacaktır onlar üstüne
Diyanet İşleri
(8-9) Şüphesiz uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları halde) ateş onların üzerine kapatılacaktır.
Mehmet Okuyan
(8, 9) Şüphesiz ki o (ateş), uzatılmış sütunlarda onların üzerine kapatılıp kilitlenmiş (olacak)tır.
Suat Yıldırım
(8-9) Bu ateş mahzeninin kapıları üzerlerine kapatılacaktır. Kendileri de uzun sütunlara bağlı bırakılacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O (ateş), onların üstüne kapatılacaktır mutlaka,
Muhammed Esed
üzerlerine salınacak (bir ateş),
Yaşar Nuri Öztürk
O, onların üzerine kilitlenecektir.
Süleymaniye Vakfı
O ateş, onların üzerine kapatılmıştır,[1]
Süleyman Ateş
O, onların üzerine kapatılıp kilitlenecektir.
Hümeze 104:9
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#cehennem
ف۪ي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ
Fi amedin mumeddedeh.
Mustafa İslamoğlu
uzayıp giden parmaklıklar arasında (kendi zindanlarına mahkum olacaklardır).
Elmalılı Hamdi Yazır
Uzatılmış sütunlarda
Diyanet İşleri
(8-9) Şüphesiz uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları halde) ateş onların üzerine kapatılacaktır.
Mehmet Okuyan
(8, 9) Şüphesiz ki o (ateş), uzatılmış sütunlarda onların üzerine kapatılıp kilitlenmiş (olacak)tır.
Suat Yıldırım
(8-9) Bu ateş mahzeninin kapıları üzerlerine kapatılacaktır. Kendileri de uzun sütunlara bağlı bırakılacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
uzatılmış sütunlar içinde olarak.
Muhammed Esed
sonsuz sütunlar arasında!
Yaşar Nuri Öztürk
Uzatılmış sütunlar arasında...
Süleymaniye Vakfı
(o ateş) uzatılmış sütunlar arasındadır![1]
Süleyman Ateş
(Kendileri,) Uzatılmış direkler arasında (bağlı) olarak (kalacaklardır).
Fil 105:1
Cüz: 30 | Sayfa: 601
#rab
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ
E lem tere keyfe feale rabbuke bi ashabil fil.
Mustafa İslamoğlu
Gözünde canlandırabilir misin Rabbinin Fil Ordusu'na nasıl muamele ettiğini?
Elmalılı Hamdi Yazır
Görmedin mi? Nasıl etti Rabbın ashabi file?
Diyanet İşleri
Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
Mehmet Okuyan
Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
Suat Yıldırım
Rabbinin Ashab-ı fil'e ettiklerini görmedin mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Görmedin mi Rabbin ne yaptı fil sahiplerine!
Muhammed Esed
Haberin yok mu Rabbin Fil Ordusu'na ne yaptı?
Yaşar Nuri Öztürk
Görmedin mi ne yaptı Rabbin fil yaranına!
Süleymaniye Vakfı
Fillerle gelenleri Rabbinin ne hale getirdiğini gözünde canlandırmaz mısın?[1]
Süleyman Ateş
Rabbinin, Fil sahiplerine ne yaptığını görmedin m?
Fil 105:2
Cüz: 30 | Sayfa: 601
اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ
E lem yec'al keydehum fi tadlil.
Mustafa İslamoğlu
Başlarına geçirmedi mi onların ince tasarlanmış haince hilesini?
Elmalılı Hamdi Yazır
Kılmadı mı tedbirlerini müstağrak tadlile
Diyanet İşleri
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
Mehmet Okuyan
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
Suat Yıldırım
Onların hile ve düzenlerini boşa çıkarmadı mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
Muhammed Esed
Onların kurnazca planlarını tamamen bozmadı mı?
Yaşar Nuri Öztürk
Tuzaklarını boşa çıkarmadı mı onların?
Süleymaniye Vakfı
Onların oyunlarını (Ka'beyi yıkma planlarını)[1] boşa çıkarmıştı, değil mi?[2]
Süleyman Ateş
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
Fil 105:3
Cüz: 30 | Sayfa: 601
وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ
Ve ersele aleyhim tayren ebabil.
Mustafa İslamoğlu
Onların üzerine katar katar bilinmeyen nitelikte uçan taşıyıcı varlıklar saldı;
Elmalılı Hamdi Yazır
Saldı da üzerlerine sürü sürü kuşlar (Ebabil)
Diyanet İşleri
(3-5) Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi.
Mehmet Okuyan
Üzerlerine sürü sürü[1] kuşlar göndermişti.
Suat Yıldırım
Üzerlerine ebabili, sürü sürü kuşları salıverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Üzerlerine sürü sürü kuşlar saldı.
Muhammed Esed
Üzerlerine kalabalık sürüler halinde uçan varlıklar saldı,
Yaşar Nuri Öztürk
Gönderdi üzerlerine sürüler halinde kuş,
Süleymaniye Vakfı
Üzerlerine öbek öbek uçuşan[1] şeyler /volkanik kül bulutları[2] göndermişti.
Süleyman Ateş
Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi,
Fil 105:4
Cüz: 30 | Sayfa: 601
Ahiret
#cehennem
#insan_yaratılışı
تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ
Termihim bi hicaretin min siccil.
Mustafa İslamoğlu
onlara taş kesilmiş balçık türü tanımlanamayan (şeyler) atıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Atıyorlardı onlara "siccil" den taşlar
Diyanet İşleri
(3-5) Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi.
Mehmet Okuyan
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlar(dı).
Suat Yıldırım
Bunlar onlara pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlara balçıktan pişirilmiş sert taşlar atıyorlardı.
Muhammed Esed
onlara önceden tesbit edilmiş taş gibi sert azap darbeleri vurdular,
Yaşar Nuri Öztürk
Atıyorlardı onlara kurumuş çamurdan damgalı taş.
Süleymaniye Vakfı
(O bulutlar) onlara katılaşmış çamurdan taşlar atıyorlardı.[1]
Süleyman Ateş
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar).
Fil 105:5
Cüz: 30 | Sayfa: 601
#rab
فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ
Fe cealehum keasfin me'kul.
Mustafa İslamoğlu
Derken (Rabbin) onları, yenil(erek delik deşik edil)miş yapraklara benzetti.
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken kılıverdi onları bir yenik hasıl gibi
Diyanet İşleri
(3-5) Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi.
Mehmet Okuyan
Böylece, onları yenilmiş ekin (tarlası) gibi yapmıştı.
Suat Yıldırım
Derken onları kurt yeniği ekin yaprağına çeviriverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Derken onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi kılıverdi.
Muhammed Esed
ve onları yalnız sap dipleri kalasıya yenmiş bir ekin tarlasına benzettiler.
Yaşar Nuri Öztürk
Nihayet, onları yenik ekin yaprağına çevirdi.
Süleymaniye Vakfı
Sonunda onları, (içi) yenmiş tahıl kabuğu[1] gibi yapmıştı.[2]
Süleyman Ateş
Nihayet onları, kurt yeniği ekin yaprağı gibi yaptı.
Kureyş 106:1
Cüz: 30 | Sayfa: 602
#rab
#korku
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ
Li ilafi kureyş.
Mustafa İslamoğlu
Bari Kureyş'in birlik ve dirliği hakkı için,
Elmalılı Hamdi Yazır
İylafı için Kureyşin
Diyanet İşleri
(1-4) Kureyş'i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen'e) ve yazın (Şam'a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsin.
Mehmet Okuyan
Kureyş'in güvenliğini (sağladığı) için,[1]
Suat Yıldırım
Kureyş'in güven ve barış anlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak için,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kureyş'e imkan sağlandığı için,
Muhammed Esed
Kureyş'in emniyeti sağlanabilsin diye,
Yaşar Nuri Öztürk
Kureyş'i alıştırıp ısındırdığı için,
Süleymaniye Vakfı
Kureyşlilere karşı (kalplerde) bir sıcaklık oluşturduğu için;
Süleyman Ateş
Kureyşi alıştırdığı için,
Kureyş 106:2
Cüz: 30 | Sayfa: 602
#rab
#korku
ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ
İlafihim rıhleteş şitai ves sayf.
Mustafa İslamoğlu
onların yaz ve kış yaptıkları ticari sefer güvenliği hakkı için:
Elmalılı Hamdi Yazır
Sefere iylafları yazın, kışın
Diyanet İşleri
(1-4) Kureyş'i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen'e) ve yazın (Şam'a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsin.
Mehmet Okuyan
Onların kış ve yaz yolculuklarının güvenliğini (sağladığı) için,
Suat Yıldırım
Kış ve yaz seferlerinde faydalandıkları anlaşmaların kadrini bilmiş olmak için,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
kışın ve yazın yolculuk etme imkanı sağlandığı için,
Muhammed Esed
kış ve yaz seferlerindeki emniyeti.
Yaşar Nuri Öztürk
Onları kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı için,
Süleymaniye Vakfı
(özellikle) kış ve yaz yolculuklarında onlara karşı sıcaklık oluşturduğu için,
Süleyman Ateş
Onları kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı için,
Kureyş 106:3
Cüz: 30 | Sayfa: 602
#rab
#korku
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ
Fel ya'budu rabbe hazel beyt.
Mustafa İslamoğlu
kulluğu şu Beyt'in Rabbine tahsis etsinler!
Elmalılı Hamdi Yazır
Hiç olmazsa onun için kulluk etsinler rabbine bu Beytin
Diyanet İşleri
(1-4) Kureyş'i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen'e) ve yazın (Şam'a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsin.
Mehmet Okuyan
Bu Ev'in (Kâbe'nin) Rabbine kulluk etsinler.
Suat Yıldırım
Yalnız bu Ev'in (Ka'be'nin) Rabbine ibadet etsinler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
hiç olmazsa onun için bu Beyt'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler!
Muhammed Esed
O halde bu Mabed'in Rabbine kulluk etsinler,
Yaşar Nuri Öztürk
Bu evin Rabbine ibadet etsinler!
Süleymaniye Vakfı
onlar da bu Beyt'in (Kabe'nin)[1] Rabbine kulluk etsinler,[2]
Süleyman Ateş
Bu Ev (Ka'be'n)in Rabbine kulluk etsinler.
Kureyş 106:4
Cüz: 30 | Sayfa: 602
#rab
#korku
اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ
Ellezi at'amehum min cuın ve amenehum min havf.
Mustafa İslamoğlu
Ki O, onları açlığa rağmen doyurmuş, her tür tehlike ve tehdide rağmen güvende kılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki onları açlıktan doyurdu ve korkudan emin buyurdu.
Diyanet İşleri
(1-4) Kureyş'i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen'e) ve yazın (Şam'a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsin.
Mehmet Okuyan
O ki onları açlıktan (kurtarıp) doyurdu ve korkudan güvene kavuşturdu.[1]
Suat Yıldırım
Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran, korkudan emin kılan Rab'lerine kulluk etsinler!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ki kendilerini açlıktan doyurdu ve onları korkudan emin kıldı.
Muhammed Esed
O ki, aç kalmasınlar diye onları beslemiş ve tehlikelerden emin kılmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk
O ki, onları doyurup kurtardı açlıktan ve kendilerini güvene çıkardı korkudan.
Süleymaniye Vakfı
Onları açlıktan (koruyup) doyuran[1] ve korkudan emin kılan Rabbe![2]
Süleyman Ateş
O ki onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu.
Maun 107:1
Cüz: 30 | Sayfa: 602
Ahiret
#ahiret
#hesap
#inkar
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ
E raeytellezi yukezzibu bid din.
Mustafa İslamoğlu
Allah'a karşı borçluluk sorumluluğunu tümden inkar eden birini tasavvur edebilir misin!
Elmalılı Hamdi Yazır
Gördün mü o dini tekzib edeni?
Diyanet İşleri
Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı!
Mehmet Okuyan
Dini (hesap gününü) yalanlayanı gördün mü?
Suat Yıldırım
Baksana şu dini, mahşer ve hesabı yalan sayana!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gördün mü o dine yalan diyeni?
Muhammed Esed
Hiç bütün bir ahlaki değerler sistemini yalanlayan (birini) tasavvur edebilir misin?
Yaşar Nuri Öztürk
Gördün mü o, dini yalan sayanı?
Süleymaniye Vakfı
Bu din hakkında yalan söyleyip duranı gördün mü?[1]
Süleyman Ateş
Din (ahiret cezasın)ı yalanlayan(adam)ı gördün mü?
Maun 107:2
Cüz: 30 | Sayfa: 602
#yetim
فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ
Fe zalikellezi yedu'ul yetim.
Mustafa İslamoğlu
İşte böyle biridir yetimi itip kakan,
Elmalılı Hamdi Yazır
O dur ki işte iter yetimi
Diyanet İşleri
(2-3) İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
Mehmet Okuyan
İşte o, yetimi itip kakandır.
Suat Yıldırım
O, yetimi şiddetle itip kakar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte yetimi itip kakan odur!
Muhammed Esed
İşte böyle biridir, yetimi itip kakan,
Yaşar Nuri Öztürk
İşte odur yetimi itip kakan;
Süleymaniye Vakfı
İşte o; yetimi itip kakan,[1]
Süleyman Ateş
İşte o, öksüzü iter, kakar;
Maun 107:3
Cüz: 30 | Sayfa: 602
#yetim
وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ
Ve la yahuddu ala taamil miskin.
Mustafa İslamoğlu
ve yoksulu doyurmaya gayret etmeyen.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve kayırmaz doyurmak üzere miskini
Diyanet İşleri
(2-3) İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
Mehmet Okuyan
Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Suat Yıldırım
Muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Muhammed Esed
yoksulu doyurma arzusu/gayreti duymayan.
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksulu doyurmayı özendirmez o.
Süleymaniye Vakfı
çaresizlerin yiyeceği için teşvikte bile bulunmayandır.[1]
Süleyman Ateş
Yoksulu doyurmağa önayak olmaz.